Maskesiz Emperyalizm:  Venezuela’nın Ardından Kolombiya ve Küba Hedefte
05 Ocak 2026

Maskesiz Emperyalizm: Venezuela’nın Ardından Kolombiya ve Küba Hedefte

Köklü Değişim Medya

Venezuela'ya yönelik saldırı ve Devlet Başkanı Nicolas Maduro'nun yakalanarak ABD'ye götürülmesi sonrası Air Force One uçağında konuşan ABD Başkanı Donald Trump, Venezuela'da kontrolün kendilerinde olduğunu açıkladı.

Maduro'nun "bir narko-terör devleti" yönettiğini iddia eden maskesiz emperyalizmin lideri Trump, "Buradaki her şeyi biz yöneteceğiz ve düzelteceğiz" dedi, büyük ABD petrol firmalarının milyarlarca dolarlık iş yapmaya başlayacaklarını ifade ederek ülkeye resmen el koyduklarını duyurdu.

Maduro'nun yerine ülkeyi yönetecek Başkan Yardımcısı Delcy Rodriguez'in kendileriyle çalıştığını söyleyen Trump, Atlantic gazetesine yaptığı açıklamada, "Eğer doğruyu yapmazsa sonu Maduro gibi olur, belki Maduro'dan bile daha ağır bedel öder" diyerek haydutça tehditlerini sürdürdü.

Meksika ve Kolombiya ile ilgili de açıklamalarda bulunan Trump, Meksika'yı uyuşturucu kartellerinin yönettiğini ileri sürdü.

Kolombiya için "hasta bir ülke ve hasta bir adam tarafından yönetiliyor" iddiasında bulunan Trump, Kolombiya lideri Gustavo Petro'nun da uyuşturucu kaçakçılığı yaptığını ileri sürerek, "Kolombiya operasyonu kulağa hoş geliyor" tehdidi ile küstahlığını sürdürdü.

Trump Küba'yı da tehdit ederek "Onların da sayılı günü var" ifadelerini kullandı. Öte yandan ABD’nin Venezuela saldırısı esnasında ülkede geçici görevde bulunan 32 Kübalı subayın da öldüğü Küba hükümeti tarafından doğrulandı.

Maduro’ya Türkiye’ye Gitmesi Önerilmiş

Trump'la birlikte Air Force One uçağında bulunan Cumhuriyetçi Senatör Lindsey Graham, Trump'ın tehditkâr açıklamalarının ardından gazetecilere dikkat çekici ifadeler kullandı.

Trump’ın yanında durarak tasdiklediği konuşmasında Graham, "Maduro şimdi Türkiye'de olabilirdi, ama New York'ta. Maduro sadece kendisini suçlayabilir. O, Maduro'ya bir çıkış yolu sundu. O reddetmeyi seçti ve şimdi hapiste" ifadeleriyle operasyonu kısaca özetledi.

Trump, Grönland Tehdidini Sürdürdü

Trump bir süredir açıkça ilhak etmeyi hedeflediği Grönland'ı yeniden gündeme getirerek, Grönland'ın "çok stratejik" bir yer olduğunu ve şu anda Rus ve Çin gemileriyle çevrili olduğunu söyledi ve şöyle devam etti:

"Ulusal güvenliğimiz açısından Grönland'a ihtiyacımız var ve Danimarka bunu başaramayacak. ABD'nin Grönland üzerindeki kontrolü Batı'nın daha geniş çıkarlarına hizmet edecek”

Trump, Danimarka Krallığı'nın parçası olan yarı özerk Grönland bölgesini ilhak etmek istediğini daha önce de söylemiş ancak Grönland, bu yaklaşımları reddetmişti.

Trump'ın son açıklamalarından sonra Danimarka Başbakanı Mette Frederiksen, "ABD'nin Danimarka'ya ait hiçbir bölgeyi ilhak etme hakkı yoktur. Tehdidi bırakın" diyerek üslubu düzeltme çağrısında bulundu.

Rubio: “Venezuela ile Savaşmıyoruz”

Pazar sabahı konuşan ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Venezuela ile savaş halinde olmadıklarını söyledi. ABD, Venezuela’daki askeri darbeyi uyuşturucu ile mücadele adı altında meşruiyet kazandırmaya çalışırken buna paralel açıklamalarda bulunan Rubio, "Uyuşturucu kaçakçısı örgütlere karşı savaşıyoruz. Bu savaş Venezuela'ya karşı değil" dedi.

Rubio aynı zamanda "Venezuela doğru kararları almazsa" yeni adımlar atacakları tehdidinde de bulundu.

Venezuela'daki operasyonda yakalanarak ABD'nin New York şehrine kaçırılan Nicolas Maduro ve eşi, Pazartesi günü TSİ 20:00'de mahkemeye çıkarılacak.

Yetkililer bunun prosedür gereği bir uygulama olduğunu, Maduro'nun yargılanma sürecinin oldukça uzun sürmesinin beklendiğini tahmin ediyor.

ABD, 2 Ocak'ı 3 Ocak"a bağlayan gece Venezuela'da birden fazla noktaya uluslararası düzeni hiçe sayarak saldırılar düzenlemiş ve artık düzen değil orman kanunlarının geçerli olduğunu resmen ilan etmişti. Saldırı öncesi Maduro saldırıları, "ABD'nin ülkesinin petrolünü ve madenlerini ele geçirme girişimi" olarak nitelendirip, OHAL ilan etmişti.

Maduro'nun yakalandıktan sonraki görüntüleri servis edilerek aşağılanmış ve New York'a götürülen Venezuela liderinin burada mahkemeye çıkarılacağı duyurulmuştu.

ABD’nin küstahlığına ve emperyalist adımlarına karşı dünya çapından gelen sönük açıklamalar dikkat çekerken, Washington’ın tehdit olarak nitelendirdiği Çin ekonomisini de bu operasyonla hedef aldığı uzmanlarca ifade ediliyor. Çin’in en büyük petrol tedarikçilerinden biri olan Venezuela petrolleri ABD denetimine geçerken Çin’in bölgede kullandığı ticaret yolları için de adımlar atılıyor.

Uluslararası Enerji Ajansı'nın (IEA) 2023 verilerine göre, Venezuela 303 milyar varil ham petrol ile dünyada bilinen petrol rezervlerinin yüzde 17'sine sahip bir ülke. Venezuela bu rezerv ile Petrol İhraç Eden Ülkeler Örgütü'nün (OPEC) lider ülkelerinden Suudi Arabistan'ın da önünde yer almakta.

Ancak Venezuela'daki yetersiz altyapı ve uygulanan uluslararası yaptırımlar nedeniyle petrol üretimi, kapasitenin çok altında kalıyor.

Çoğunluk hissesi Venezuela Devlet Petrol Şirketi (Petroleos de Venezuela S.A. - PdVSA) olmak üzere ABD'li Chevron, Çin Ulusal Petrol Şirketi, İtalyan Eni, Fransız Total ve Rus Rosneft gibi petrol şirketleriyle ortaklıklar aracılığıyla ülkede petrol çıkarılıyor.

2005 yılına kadar Venezuela, ABD'ye ayda yaklaşık 60 milyon varil ham petrol ithal ederken Venezuela açısından ABD en önemli Pazar olarak öne çıkıyordu. Ancak 2007 yılında dönemin sosyalist Devlet Başkanı Hugo Chavez'in petrol endüstrisini kamulaştırması ve ABD şirketlerine el koyması büyük değişikliklere neden oldu. ABD'nin son on yılda uyguladığı yaptırımlar nedeniyle Venezuela, petrolü Çin'e satmaya başladı ve Çin en önemli pazar haline gelmiş oldu.

Venezuela'nın günde yaklaşık 500 bin varil ham petrolü Çin ve diğer Asya ülkelerine daha düşük fiyata karaborsa olarak sattığı biliniyor. Bu düşük ticaret hacmi ise ülkenin ihtiyaçlarını karşılamıyor.