"İSRAİL" SORUNU VE
FİLİSTİN'İN KURTULUŞU- 10 Maddede Çözümler -

Hizb-ut Tahrir Türkiye: "Bizi Korkutamazsınız, Hilâfet’i Engelleyemezsiniz!"
30 Eylül 2020Hizb-ut Tahrir Türkiye Medya Bürosu

Hizb-ut Tahrir Türkiye: "Bizi Korkutamazsınız, Hilâfet’i Engelleyemezsiniz!"

Köklü Değişim Medya

Hizb-ut Tahrir Türkiye, Antalya’da 11 Hizb-ut Tahrir mensubunun tutuklanması üzerine bir basın açıklaması yayımladı.

“Tutuklamalar İle Ne Bizi Korkutabilirsiniz Ne de Hilâfet'i Engelleyebilirsiniz” başlıklı basın açıklamasında, Antalya’da gözaltı ile başlayıp tutuklamaya varan süreç kısaca ifade edildikten sonra, konu ile alakalı bazı hususlar hakkında kamuoyu bilgilendirildi.

“11 Hizb-ut Tahrir mensubunu tutuklatarak cezaevine göndermek hukukla, akılla, mantıkla açıklanacak bir durum değildir. Bu olsa olsa İslâm’a ve samimi Müslümanlara yönelik kinin, öfkenin ve nefretin dışavurumudur.” denilen açıklamada son olarak; “Hizb-ut Tahrir deyince Hilâfet; Hilâfet deyince Hizb-ut Tahrir akla gelir. Zira Hizb-ut Tahrir Müslümanların servetlerinin, zenginliklerinin, iş gücünün, sınır ve ordularının tek bir devlet çatısı altında birleşmesi için çalışır. O devlet Râşidî Hilâfet Devleti’dir. Hizb-ut Tahrir’i durdurmaya, yıldırmaya ve yok etmeye yönelik atılan her adım aslında Râşidî Hilâfet Devleti’nin gelişini engellemek için atılmış bir adımdır. Dolayısıyla Hilâfetin gelişini engellemek isteyenler İslâm ümmetinden bir parça olamazlar, olsa olsa sömürgecilerin maşası olabilirler. Bilinmelidir ki, Râşidî Hilâfet Devleti’nin gelişi engellenemez! Zira o, haktır! O müjdedir! O, şeri bir yükümlülüktür! O, akli ve siyasi bir zorunluluktur! Doğruya ve hakka galip gelecek başka bir güç te yoktur!” ifadelerine yer verildi.

Hizb-ut Tahrir Türkiye Medya Bürosu tarafından yayınlanan basın açıklamasının tam metnini istifadenize sunuyoruz:

Tutuklamalar ile Ne Bizi Korkutabilirsiniz Ne de Hilâfet’i Engelleyebilirsiniz!

22 Eylül 2020 Salı günü Antalya Emniyet Müdürlüğü tarafından gözaltına alınan 14 Hizb-ut Tahrir mensubu kardeşimiz 8 günlük haksız gözaltı sonrasında nihayet dün mahkemeye çıkarıldılar. Kardeşlerimizden 11’i hakkında tutuklama kararı verildi, 2’si adli kontrol şartıyla 1’i ise savcının talebiyle serbest bırakıldı. Bu vesileyle Hizb-ut Tahrir Türkiye Medya Bürosu olarak aşağıdaki hususları hatırlatmak istiyoruz.

Hizb-ut Tahrir, fikrî ve siyasi çalışma yapan ideolojik, İslâmi siyasi bir partidir. Cebir ve şiddet yöntemini asla benimsememiştir. Bunu kuruluş ilkelerinde, neşriyatlarında ve açıklamalarında beyan etmiş, yaptığı faaliyetlerde de göstermiştir. Terörle Mücadele Kanunu’nu okuyan her akıl sahibi, bir grubun “terör örgütü” olarak kabul edilebilmesi için cebir, şiddet, baskı, korkutma ve yıldırma yollarına başvurmuş olması gerektiğini görür. Bunu anlamak için hukukçu olmaya gerek yok, sağlıklı bir akıl yeterlidir. Hizb-ut Tahrir’in yöntem olarak cebir ve şiddeti benimsemediğini az ya da çok onu tanıyan herkes bilir. Buna rağmen terör örgütü kapsamında değerlendirilmesi, üyelerine bu tür haksız suçlamaların yapılması, tutuklama ve yargılamaların yapılması hukuk garabetinin yanında art niyet göstergesidir. Zira Hizb-ut Tahrir, konferanslar, paneller, yürüyüşler, basın açıklamaları vb. etkinlikler düzenler. İslâm ve Müslümanların maslahatını gözeterek siyasi yorumlar yayınlar. Bu faaliyetlerin hiç birisinde cebir ve şiddete teşvik etmez. Bilakis Müslümanlara yönelik yapılan terör saldırılarını şiddetle kınar. Kimsenin vermediği kadar Müslümanların kanına, canına ve malına değer verir. Tüm bunlara rağmen Hizb-ut Tahrir’in terör örgütü olarak kabul edilmesi meselenin hukuki değil tamamen siyasi olduğunu açık bir şekilde göstermektedir.

Anayasa Mahkemesi (AYM) Hizb-ut Tahrir ile ilgili bireysel başvuruları değerlendirmiş ve yargılamalarda hak ihlali yapıldığına karar vermiştir. Hizb-ut Tahrir’in terör örgütü olarak değerlendirilmesi için öne sürülen gerekçelerin yetersiz olduğunu açıklamıştır. AYM’nin bu hak ihlali kararlarından sonra cezaevinde bulunan birçok Hizb-ut Tahrir üyesi serbest bırakılmış ve yeniden yargılamalar başlamıştır. Hâl böyleyken yerel mahkemelerin AYM kararlarını tanımaması adalet sisteminin keyfî uygulamalarla yürüdüğünü açık bir şekilde ortaya koymaktadır. AYM en yüksek yargı merciidir. Şayet AYM’nin verdiği kararlar uygulanmayacaksa o zaman varlığının sorgulanması gerekir. Tutuklanan 11 kardeşimize yargılama sürecinde ceza verilirse AYM daha önce verdiği kararı yenileyecek ve hak ihlali yaşandığına hükmedecektir. Sürecin böyle işleyeceğini bile bile 11 Hizb-ut Tahrir mensubunu tutuklatarak cezaevine göndermek hukukla, akılla, mantıkla açıklanacak bir durum değildir. Bu olsa olsa İslâm’a ve samimi Müslümanlara yönelik kinin, öfkenin ve nefretin dışavurumudur.

Son olarak diyoruz ki; “Hizb-ut Tahrir” deyince Hilâfet; “Hilâfet” deyince Hizb-ut Tahrir akla gelir. Zira Hizb-ut Tahrir Müslümanların servetlerinin, zenginliklerinin, iş gücünün, sınır ve ordularının tek bir devlet çatısı altında birleşmesi için çalışır. O devlet, Râşidî Hilâfet Devleti’dir. Hizb-ut Tahrir’i durdurmaya, yıldırmaya ve yok etmeye yönelik atılan her adım aslında Râşidî Hilâfet Devleti’nin gelişini engellemek için atılmış bir adımdır. Dolayısıyla Hilâfet’in gelişini engellemek isteyenler İslâm ümmetinden bir parça olamazlar, olsa olsa sömürgecilerin maşası olabilirler. Bilinmelidir ki, Râşidî Hilâfet Devleti’nin gelişi engellenemez! Zira o, haktır! O, müjdedir! O, şer’î bir yükümlülüktür! O, akli ve siyasi bir zorunluluktur! Doğruya ve hakka galip gelecek başka bir güç de yoktur!

حزب التحرير

Hizb-ut Tahrir Türkiye Medya Bürosu

___

#YargıZulmüneDurDe

#YargıZulmüAntalyada

#KardeşlerimiziSerbestBırakın