"İSRAİL" SORUNU VE
FİLİSTİN'İN KURTULUŞU- 10 Maddede Çözümler -

Evli Evine Köylü Köyüne!
17 Ekim 2019Köklü Değişim Medya

Evli Evine Köylü Köyüne!

Köklü Değişim Medya

Dr. Abdurrahim Şen, Suriye’de 8 yıldır yaşananları ve muhaliflerin elindeki bölgelerin, ABD ve işbirlikçilerinin aşağılık yöntemleriyle Esed rejimine nasıl teslim edildiğini Facebook sayfasında yayımladığı “Evli Evine Köylü Köyüne” başlıklı yazısıyla ifşa etti.

İşte o yazı**;**

Evli evine köylü köyüne…

Suriye'de ayaklanma başladığında Suriye ordusundan asker, subay hatta general düzeyinde kopmalar oldu. Bu insanlar rejimin sistematik saldırıları karşısında halkı korumak için devrim saflarına katıldılar. Böylece zayıflayan ve ayaklanmayı bastırmakta aciz kalan Esed rejiminin yardımına ABD yetişti. Amerika Lübnan Hizbullah’ından Irak Haşdi Şa’bi örgütüne, İran devrim muhafızlarından Afganistan ve Yemen’den getirilen Şii milislere ve muhalifleri birbiri ile savaşarak oyalanacakları tekfirci gruplara kadar bölgede ne kadar para militer grup varsa hepsini devrimi bastırmada yetersiz kalan Suriye ordusuna destek için sahaya sürdü. Yetmedi Rusya’yı hava saldırıları için görevlendirdi.

Suriye topraklarının geneline yayılmış ayaklanmayla baş etmekte aciz kalan Esed rejimi Kürtlere özerklik vererek diğer bölgelere ağırlık verdi. Bununla iki şeyi amaçlıyordu.

Birincisi, o güne kadar insanca yaşam hakkı tanımadığı, kimlik dahi vermediği Kürtlerin devrim saflarına katılmalarını önlemek. Kürt halkını manipüle etmeleri için Marksist, sosyalist gruplara bu bölgelerde özerklik verdi.

İkincisi, büyük ölçüde araziye hâkim olan İslamcı grupları dengelemek:

A- Bunu PYD/YPG örgütlerini bölge ülkelerinin ve uluslararası tarafların muhatapları oldukları diplomatik bir sarmalın içine sokarak yaptı. PYD lideri Salih Müslim’in Ankara’da üst düzey protokolle ağırlandığı dönemleri hatırlayın. Kuzey Suriye’de hiçbir nüfuza sahip olmayan bu örgütler bir anda koca koca devletlerin muhatapları ve uluslararası arenada taraf konumuna yükseltilerek itibar kazandırıldı.

B- Amerika Suriye’nin genelinde yaptığı gibi özelde Kuzey Suriye'ye komşu ülkelerden transfer edebileceği PKK, Peşmerge vb. ne kadar para militer grup varsa hepsini transfer etti. Peşmerge nin Türk topraklarından geçerek Kobani ye geçişi bu minvaldeydi.

Örneğin; Dönemin Kuzey Irak Özerk Yönetimi Lideri Mesud Barzani’nin el-Cezire'ye verdiği röportajdaki (24.07.2012) şu ifadesi bu grupların neden bu bölgeye taşındıklarını ifşa etmektedir: "Suriyeli Kürtleri eğitiyoruz...Ordu çekilir ve güvenlik boşluğu olursa niyet onları konuşlandırmak."(https://www.cnnturk.com/…/barzani.suriy…/670004.0/index.html)

C- Amerika 60 bin tırlık silahla destekleyerek PYD/YPG'den bir ordu kurdu. Neredeyse her bir YPG militanına bir tır silah düşecek ölçüde ağır silahlar verdi. Yetmedi Rusya’yı sahaya soktu. (Rus Genel Kurmay Başkanı: “Şayet Suriye’ye müdahale etmeseydik rejim 2015 yılında yıkılmıştı.” Https://hadiabdullah.net/…/%D9%87%D9%8A%D8%A6%D8%A9-%D8%A7…/)

Amerika'nın araziye büyük ölçüde hâkim İslamcı grupları dengelemek, stratejik olarak onları Başkent Şam’dan uzak tutarak kıyı-köşede oyalanmalarını sağlamak ve böylece Esed rejiminin devrilmesini engellemek için sahaya sürdüğü bu güçlere gelinen noktada (muhaliflerin Cenevre, Astana ve Soçi süreçlerinde Amerika'nın diplomasi koridoruna sokulması, birbirlerine düşürülmeleri, çatışmasızlık ve ateşkes anlaşmaları ile cephelerin dondurulması ve nihayetinde Esed rejimiyle anayasa komisyonda toplayıp rejimin bekasını güvence altına aldıktan sonra) ihtiyaç kalmamıştır. Bu sebeple kartların yeniden karılıp herkesin başlangıçtaki pozisyonuna dönmesi gerekir. Bunun için PYD/YPG’ye bırakılan bölgenin tekrar rejime teslimi gerekiyordu.

Barış Pınarı Harekâtı tamda bu aşamada gündeme geldi. Her ne kadar zahirde ABD ve Rusya Barış Pınarı Harekâtına karşı gibi görünseler de AB ülkelerinin Türkiye’nin kınanması için BMGK'da verdikleri teklifin her iki ülke tarafından veto edilmesi harekâtı desteklediklerini gösterir. Onun dışındaki tepkiler her ülkenin iç kamuoyuna yönelik popülizmden başka bir anlam ifade etmez.

Nitekim bu harekât için bundan 2 ay önce ABD askerlerinin de katılımıyla Urfa'da "Ortak Harekât Merkezi” kurulmuştur. Harekât öncesi Trump ile Erdoğan’ın telefon görüşmesinde “operasyon için anlaştık” açıklaması harekâtın bu öncüller çerçevesinde planlandığını göstermektedir. Fahrettin Altun'nun Türkiye’nin çıkarının Amerika'nın kazanımlarını korumada olduğunu zaten söylemişti.

Özellikle Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın "Suriye'de niye varız? Rejim teröriste karşı ayakta duramıyor" şeklindeki (https://www.ntv.com.tr/…/cumhurbaskani-erdogan-harekati-deg…) ve Suriye ordusu Münbiç'e girdiğinde “Münbiç'e rejimin girmesi benim için çok çok olumsuz değil. Niye? Sonunda bunların kendi topraklarıdır” şeklindeki beyanatlarından (https://www.gazeteduvar.com.tr/…/erdogan-sonucta-suriyenin…/ ) harekâtın yukarıda izah edilen gerekçelerle özerklik verilen bölgelerin yeniden rejime iade edilmesine yönelik olduğu anlaşılmaktadır.

Bu beyanatlar Trump'ın "Harekât durdurulmalı" açıklamalarının ardından gelmiş olması bakımından son derece anlamlıdır. Bu, Trump'ın "çizdiğimiz sınırları aşarsa Türk ekonomisini mahvederiz" dediği husustur: Yani “harekâtın Amerika tarafından belirlenen sınırları, bu bölgelerin yeniden rejime döndürülmesidir.” Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın "Münbiç'e rejimin girmesi benim için çok çok olumsuz değil. Niye? Sonunda bunların kendi topraklarıdır." açıklaması belirlenen sınırlara uyulacağını ifade eden bir açıklamadır.

Sonuç olarak ABD, Ortadoğu jeopolitiği açısından emsalsiz öneme sahip olan Suriye'de kuklası Esed'i devirmesi muhtemel olan muhalifleri dengelemek için dağıttığı ve palazlandırdığı güçleri yeniden rejim çatısı altında toplamaktadır. Zira geçen süreçte bölge ülkeleri aracılığıyla muhalifleri soktuğu Cenevre, Astana ve Soçi'deki diplomasi koridorlarının sonunda ortak bir anayasa komisyonunda toplayarak rejimin bekasını güvence altına almış oldu. Artık evli evine köylü köyüne… Dışardan sahaya sokulan tüm paramiliter güçlerin evine, içeride birbirinin aleyhine konumlandırılan güçlerin tümünün de rejimin kanatları altına toplanma zamanı geldi…

Peki, İdlib ne olacak? Hele dönenler evlerine bi yerleşsinler sonra önceden evine dönenler onu da köyüne döndürmek için Amerikan şefliğinde harekete geçecekler.

İbret alın, ey akıl sahipleri…

İbret alan var mı? İbret alınmış olsa mazlumları koruma iddiasıyla çıkılan bu yolun nereye çıkacağı evvelden öngörülebilirdi. Şimdi ABD-Rusya ile İslam ümmetinin sorunlarının çözülmesinin mümkün olmadığı bir kez daha "görülmüş" oldu.

Peki, bu durum bundan sonrasını "öngörme"mize yarayacak mı? "Görmemizi" mümkün kılacak olan "ön"cül İslam olmadığı sürece asla. Reel politika denen körleştirici fikirlerden kurtulup İslam'ın ilkeleri ile siyasi sahaya bakmadığımız sürece ön-gö-re-me-ye-ce-ğiz!