
Hizb-ut Tahrir Türkiye Medya Bürosu’nun 03 Şubat 2026 Salı günü gerçekleştirdiği Gündem Değerlendirme Toplantısı’nda, ABD Adalet Bakanlığı tarafından yeni yayımlanan belgeler üzerinden “Epstein Dosyası” ele alındı. Toplantıda ayrıca Trump’ın Gazze Barış Kurulu’nun neyi amaçladığı ve altın ile gümüşün yükseliş nedenleri hakkında değerlendirmelerde bulunuldu.
Medya Bürosu Üyesi Muhammed Emin Yıldırım, zenginliklerini ve siyasi güçlerini sapkın bir yaşam tarzına dönüştüren küresel elit zümrenin, hayattan maksimum haz alma dürtüsüyle küçük çocukları istismar edecek ve öldürecek kadar vahşileştiğini; kapitalizmin kendilerine sağladığı finansal özgürlük ve dokunulmazlık sebebiyle istedikleri her türlü iğrençliği yapabildiklerini söyledi.
“Kötülüğün nasıl kurumsal hâle geldiğini hep birlikte izliyoruz” ifadelerini kullanan Yıldırım, Epstein dosyasının Amerikan siyasi ortamındaki çürüme ve yozlaşmayı kontrol altında tutmak amacıyla sızdırılmış olabileceğine dikkat çekerek şöyle konuştu:
“Epstein dosyasının servis edilme sürecine dikkatle bakıldığında görülür ki bu, bir soruşturma ve yargılama süreci değil; bir yönetim ve dengeleme sürecidir. Diğer bir ifadeyle, yeri ve zamanı geldikçe uygun dozda servis edilen kontrollü bir ifşadır. Zira dosya tamamen kapatılsa ‘örtbas edildi’ denecek, tamamen açılsa sistem çökme tehlikesiyle karşı karşıya kalacaktır. Bu sebeple hem kamuoyu baskısını hafifletmek hem de başta ABD olmak üzere Batı’nın siyasi ortamını sarmış olan çürümüşlüğü kontrol edebilmek için üçüncü yol seçiliyor: Yani yarım ifşa. İsimler bilinsin ama bağlar kurulamasın. Şok yaşansın ama soruşturma açılmasın; yargılama ve hukuki sonuç doğmasın. Nihayetinde bu yöntem, kamuoyunu tatmin eder gibi yapıp etkisizleştirmenin en kolay ve bilinen yoludur.”
“Epstein Adası, çürümenin sadece vitrinidir”
Konuşmasının devamında, sürecin siyasi işleyiş ve amaçlarından bağımsız olarak Müslümanların odaklanması gereken hususu öne çıkaran Yıldırım sözlerini şöyle sürdürdü:
“Sömürgeci kâfir Batılıların dünyaya pazarladığı demokrasi, özgürlük ve liberalizm gibi kavramların ne kadar kokuşmuş ve yozlaşmış olduğu ortaya çıktı. ‘İnsan hakları, çocuk hakları, kadın hakları’ gibi insani değerlerin birer masaldan ibaret olduğu net bir şekilde ifşa oldu. Batılı elitler tarafından paranın dokunulmazlık zırhı giydirildiği bir yapı inşa edildiği ve bu yapının en aşağılık cürümleri işlediği artık tüm dünya tarafından biliniyor. Epstein Adası; bankerler, milyarderler ve ‘hayırsever’ maskesiyle dolaşan insan kılıklı şeytanlar bu çürümenin sadece vitrinidir.”
Batı merkezli çürümenin yalnızca adalarda ve malikânelerde değil, onların işgal ettikleri her coğrafyada, özellikle de İslâm beldelerinde yaşandığını vurgulayan Yıldırım şu ifadeleri kullandı:
“Ebu Gureyb Hapishanesi’nde çıplak bırakılan mahkûmlar, cinsel aşağılamalar, kadın ve genç tutuklulara yönelik sistematik istismar henüz dün gibi gözümüzün önünde. ABD askerleri bunu fotoğrafladı; çünkü kendilerini cezasız görüyorlardı. Afganistan’da ‘demokrasi’ pazarlarken çocukların cinsel köleliğini teşvik etti. Bosna’da barış gücü adı altında tecavüzcü askerlerin her türlü suçu işlemesine göz yumdu. Haiti’de BM askerî gücü, açlıktan kıvranan kız çocuklarını bir tabak yemek karşılığında istismar etti. Vietnam’da kadın ve çocuklara tecavüz eden Amerikan askerleri, geride iz bırakmamak için My Lai Katliamı olarak bilinen vahşi kıyımı gerçekleştirdi. Cezayir’i sömüren Fransa ise binlerce kadın ve çocuğun kanına girdikten sonra toplu katliamlar yaptı. Epstein bu zincirin en lüks halkasıdır. Araçlar farklı olsa da ahlaki yön hiç değişmedi. İşte Batı’nın ve değerlerinin gerçek yüzü budur. Demokrasi denilen tarihî yalanın uygulanmasının kaçınılmaz sonucu ve acı meyveleri bunlardır.”
“Asgari ahlak, batılı kafir devletlerle dostluk ve müttefiklik ilişkilerini kesmeyi gerektirir”
Konuşmasının sonunda Müslümanların başındaki yöneticileri Batı ile dostluk ilişkilerini kesmeye ve Batı düşüncesi ile hesaplaşmaya davet eden Yıldırım sözlerini şöyle tamamladı:
“Bütün bu olup bitenlerden sonra, pedofili hastası bir liderin yanında saf tutmak ruhsuz bir beden ve kötü bir mide gerektirir. Bir sapık ve çocuk istismarcısı yönetici için ‘Dostum Trump’ demek, onu ‘stratejik ortak’ görmek ahlaktan uzaklaşmak demektir. Hele ki sömürgeci ve çürümüş bir devlet olan Amerika’yı sorunların çözüm mecrası olarak görmek tek kelimeyle zillettir. Asgari ahlak, en azından bu kâfir devletlerle dostluk ve müttefiklik ilişkilerini kesmeyi gerektirir. Müslüman olmak ise Batı ve Batı düşüncesi ile hesaplaşmayı zorunlu kılar.”
Konuşmanın tamamını Medya Bürosu’nun yayımladığı toplantı videosundan izleyebilirsiniz.



