
ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Münih Güvenlik Konferansı’ndaki konuşmasında, “Trump yönetimindeki Amerika, küresel düzenin yeniden kurulmasına öncülük etmek istiyor” ifadesi ile uyguladıkları haydutluğu yeni düzen olarak tanıttı.
Son gelişmeler, Amerika Birleşik Devletleri’nin küresel siyasette uluslararası hukuku görmezden gelen, “orman kanunlarına” dayalı bir yaklaşım benimsediği eleştirilerini artırıyor. ABD’nin Venezuela’daki askeri operasyonu, Grönland ve Panama gibi konular üzerinden yükselen tartışmalar, dış politikada güç kullanımının hukukun önüne geçtiğine işaret ediyor. Bu eleştiriler, küresel düzenin artık “uluslararası hukuk” değil “güçlünün hukuku”na dönüştüğüne dair söylemler çerçevesinde tartışılıyor.
ABD’nin haydutça kaçırdığı Venezuela Devlet Başkanı Nicolás Maduro ve eşine yönelik operasyon ile uluslararası hukuk hiçe sayılmıştı.
Marco Rubio, Münih Güvenlik Konferansı’nda yaptığı konuşmada ABD’nin küresel düzenin “yeniden inşasına” liderlik etmek istediğini ilan ederken, Washington’un Avrupa’dan kopmadığını da vurguladı. Ancak verilen mesaj, birlik çağrısından çok, ABD’nin yön verdiği bir düzene Avrupa’nın eşlik etmesi beklentisi olarak yorumlanıyor.
Rubio konuşmasında, “Geleceğimizi ve sizin geleceğinizi ciddiye alıyoruz” diyerek “iç içe geçmiş bir kader” vurgusu yaptı. “Avrupa’nın güçlü olmasını istiyoruz” sözleriyle transatlantik ittifakın “yeniden canlandırılması” gerektiğini söyledi. Ancak bu ifadeler, ABD’nin küresel liderliğini tartışmasız kabul eden bir çerçeve içinde sunuldu.
“Avrupa’nın Evlatlarıyız”
Rubio’nun en dikkat çekici sözlerinden biri, “Transatlantik ilişkiler döneminin sona erdiğine dair manşetlerin atıldığı bir zamanda, bunun bizim hedefimiz ya da arzumuz olmadığının açıkça bilinmesini isterim. Çünkü biz Amerikalılar için vatanımız Batı Yarımküre’de olabilir, ancak her zaman Avrupa’nın evlatları olarak kalacağız” ifadeleri oldu. Bu cümleler, Avrupa’ya güvence verme amacı taşısa da, ABD’nin kendisini Batı medeniyetinin doğal lideri olarak konumlandırdığı bir söylemi yansıtıyor.
Ukrayna savaşı konusunda Rusya’nın niyetini “bilmediğini” söyleyen Rubio, NATO’yu “bölmek” değil “harekete geçirmek” istediklerinin altını çizdi. Ancak aynı konuşmada, egemenliğin uluslararası kuruluşlara devredilmesini hata olarak nitelemesi ve iklim politikalarını eleştirmesi, Washington’ın çok taraflı yapılar karşısında daha tek merkezli bir güç anlayışına yöneldiğini gösterdi.
“Bu hataları birlikte yaptık” diyen Rubio, ABD’nin gerekirse bunları tek başına düzeltmeye hazır olduğunu ifade ederek şöyle devam etti:
“Biz tek bir medeniyetin parçasıyız; o da Batı medeniyetidir”
Uluslararası düzeni çoğulcu bir yapıdan ziyade Batı merkezli bir blok olarak tanımlayan bir perspektife yorumlayan Rubio, Doğu-Batı ayrımına vurgu yapan söylemleri kullanması dikkat çekti.
Rubio ayrıca, “ABD, medeniyetimizin geçmişine denk düşen gururlu ve egemen bir gelecek vizyonuyla hareket ediyor” diyerek Washington’ın küresel liderlik iddiasını net biçimde ortaya koydu.** “Gerekirse bunu tek başımıza yapmaya hazırız; ancak bunu burada Avrupa’daki dostlarımızla birlikte yapmayı tercih ediyor ve umuyoruz”** sözleri ise, iş birliği çağrısı kadar, gerekirse ABD’nin tek taraflı hareket edebileceği mesajını da içeriyor.
Konuşmanın genel tonunu uzmanlar, ABD’nin Avrupa’ya “birlik” çağrısı yaparken aynı zamanda yeni küresel düzenin çerçevesini kendisinin çizeceğini ilan ettiği şeklinde değerlendiriyor. Bu durum, transatlantik ilişkilerde eşit ortaklık mı yoksa Washington merkezli bir hiyerarşi mi sorusunu yeniden gündeme taşımış oldu.
Epstein belgeleriyle ahlaksızlığı net bir şekilde ortaya çıkan sömürgeci Batı'nın laik kapitalist nizamının lokomotifi ABD, yeni küresel düzenin tek hakimi olduğunu beyan ederken, Avrupa'ya da yancılık teklif ediyor. Tek başımıza da bu düzeni dayatırız tehdidini alttan lata savuran ABD, "Ya bizimlesin ya da karşımızda" repliğini yeniden zikrediyor.


