loader
GENÇLERDEN ‘MÜSLÜMAN ORDULARA’ ÜÇ SORU!

GENÇLERDEN ‘MÜSLÜMAN ORDULARA’ ÜÇ SORU!

Köklü Değişim Medya

Er-Râye Gazetesinde, Batı ülkelerinde yaşayan Müslüman gençlerin Filistin konusundaki düşüncelerinin dile getirildiği bir yazı yayımlandı. Yazıda, Müslüman orduların neden harekete geçmediği sorgulandı.

Müslüman ordulara seslenen gençler şunları söyledi: “Ey Müslüman ordular! Aslına bakarsanız sizler 1400 yıl boyunca her daim kıyamet saatine kadar devam edecek olan cihat kervanlarına dâhil oldunuz. Ve siz asıl itibariyle işbirlikçi ruveybida yöneticilere ve sömürgeci kâfirlerin çizdiği ulusal sınırlara hizmet etmek için değil Allah’a ve dinine hizmet etmek için bir söz verdiniz…”

Er-Râye Gazetesinde yayımlanan işte o yazı:

 Batı’daki Müslüman Gençlerden ‘Müslüman Ordulara’ Üç Soru!

Batı’daki Müslüman gençler olarak bizler gasıp Yahudi varlığının işgaline karşı elimizden gelen her şeyi yaptık. Baktığınız zaman içimizde işgali protesto eden ve işgale karşı olduklarını göstermek adına sosyal medya platformlarını kullanan binlerce gencin olduğunu, hatta bunların içerisinden sırf bu onurlu duruşlarından dolayı okulundan atılanlarını görürsünüz.

Batı’daki Müslüman gençler olarak bizler Filistin topraklarını Yahudi pisliklerinden arındırıp özgürlüğüne kavuşturana kadar, mübarek toprakları işgal eden gasıp Yahudi varlığı ile İslam ümmeti arasında yapılan, 70 yıldır yapılagelen bütün ateşkesleri kabul etmediğimizi bütün içtenliğimizle ifade etmek istiyoruz. Mübarek toprakları özgürleştirme sorumluluğu Türkiye, Mısır, Tunus, Sudan, Pakistan, Bangladeş ve Endonezya’daki Müslümanların ordularına aittir...

Ey Müslüman ordular! Batı’daki kardeşlerinizin size sormak istediği üç basit soru var…

Sizler taş kalpli misiniz?

Kızlarının gözlerinin içine baka baka hepsinin iyi olacağına dair söz verip onlara yalan söyleyen kardeşinizi, Yahudi bombaları tarafından vahşice öldürülürken gördüğünüzde kalbiniz parçalanmadı mı?

Enkazın altındaki henüz doğmamış çocuğunun yanına rüyalarını, hayallerini gömen kardeşinizin durumuna kalpleriniz sızlamıyor mu?

Biraz sonra cesetleri paramparça olacak olan çocukların annelerinin kucaklarına koşarken gördüğünüzde kalpleriniz hiç mi acı çekmedi?

Ey Müslüman ordular! Liderimiz ve efendimiz olan Allah’ın Rasulü’ne karşı hiç mi saygınız kalmadı mı?

Mescidi Aksa Rasulullah’ın peygamberlere namaz kıldırdığı, imamlık yaptığı mekân/yer değil midir?

Peygamberlerin tevazuuyla/hürmetle durdukları bir mekânda Yahudilerin kibirlenmesini ve böbürlenmesini nasıl görmezden gelebilirsiniz?

Peygamberlerin kalplerinin ismi okunduğunda/anıldığında ürperdiği yer olan Mescidi Aksa’yı sarsmalarına nasıl izin verirsiniz?

Pak peygamberinizin yüzlerinin secde ettiği yeri bedenleriyle ve dini ritüelleriyle kirletmelerine nasıl izin verirsiniz?

Bütün bunlar olup biterken siz sadece oturup seyredecek misiniz? Kalpleriniz taştan daha da mı katı kesildi yoksa? Allah Azze ve Celle şöyle buyurdu; ثُمَّ قَسَتْ قُلُوبُكُم مِّن بَعْدِ ذَلِكَ فَهِيَ كَالْحِجَارَةِ أَوْ أَشَدُّ قَسْوَةً “(Ne var ki) bunlardan sonra yine kalpleriniz katılaştı. Artık kalpleriniz taş gibi yahut daha da katıdır.” (Bakara 74)

Ey Müslüman ordular! Aslına bakarsanız sizler 1400 yıl boyunca her daim kıyamet saatine kadar devam edecek olan cihat kervanlarına dâhil oldunuz. Ve siz asıl itibariyle işbirlikçi ruveybida yöneticilere ve sömürgeci kâfirlerin çizdiği ulusal sınırlara hizmet etmek için değil Allah’a ve dinine hizmet etmek için bir söz verdiniz…

Size güvenen, bütün umutlarını size bağlayan, size yalvaran ve size seslenen İslam ümmetinden hiç utanmıyor musunuz? Ey Müslümanların orduları bakınız Rabbiniz ne buyuruyor: وَإِنِ اسْتَنصَرُوكُمْ فِي الدِّينِ فَعَلَيْكُمُ النَّصْرُ “Sizden din konusunda yardım istediklerinde yardıma icabet etmeniz sizin üzerinize vaciptir.” (Enfal 72)

Dinine ve kullarına yardım etmek için savaşmanızı emreden Rabbinize karşı bir mahcubiyet hissetmiyor musunuz? Rabbiniz şöyle buyuruyor: وَمَا لَكُمْ لاَ تُقَاتِلُونَ فِي سَبِيلِ اللّهِ وَالْمُسْتَضْعَفِينَ مِنَ الرِّجَالِ وَالنِّسَاء وَالْوِلْدَانِ الَّذِينَ يَقُولُونَ رَبَّنَا أَخْرِجْنَا مِنْ هَـذِهِ الْقَرْيَةِ الظَّالِمِ أَهْلُهَا وَاجْعَل لَّنَا مِن لَّدُنكَ وَلِيّاً وَاجْعَل لَّنَا مِن لَّدُنكَ نَصِيراً “Size ne oluyor da, Allah yolunda ve, ‘Ey Rabbimiz! Bizleri halkı zalim olan şu memleketten çıkar, katından bize bir dost ver, bize katından bir yardımcı ver’ diye yalvarıp duran zayıf ve zavallı erkekler, kadınlar ve çocukların uğrunda savaşa çıkmıyorsunuz?” (Nisa 75)

Yine şöyle buyurmaktadır: يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا مَا لَكُمْ اِذَا ق۪يلَ لَكُمُ انْفِرُوا ف۪ي سَب۪يلِ اللّٰهِ اثَّاقَلْتُمْ اِلَى الْاَرْضِۜ اَرَض۪يتُمْ بِالْحَيٰوةِ الدُّنْيَا مِنَ الْاٰخِرَةِۚ فَمَا مَتَاعُ الْحَيٰوةِ الدُّنْيَا فِي الْاٰخِرَةِ اِلَّا قَل۪يلٌ “Ey iman edenler! Size ne oldu ki, ‘Allah yolunda savaşa çıkın!’ denildiği zaman yere çakılıp kalıyorsunuz? Dünya hayatını ahirete tercih mi ediyorsunuz? Fakat dünya hayatının faydası ahiretin yanında pek azdır.” (Tevbe 38)

Sömürgeci kâfirlerin sizlere çizip verdiği sınırlara itibar etmeye devam mı edeceksiniz? Kardeşlerinizin katledilmesi söz konusu olsa bile sömürgeci kâfirlerin çizdikleri o sınırları aşmayacak mısınız? Çocuklarınız ve çocuklarınız için geride bırakmak istediğiniz miras (utanç) bu mu?

Ey Müslüman ordular! Size utanç ve zillet elbisesini giydiren bu prangaları kırmazsanız Allah Azze ve Celle sizi en ağır bir şekilde cezalandıracak ve sizden daha hayırlı olanlarla sizi değiştirecektir: إِلاَّ تَنفِرُواْ يُعَذِّبْكُمْ عَذَاباً أَلِيماً وَيَسْتَبْدِلْ قَوْماً غَيْرَكُمْ وَلاَ تَضُرُّوهُ شَيْئاً وَاللّهُ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ “Eğer emrolunduğunuz bu savaşa topluca çıkmazsanız, Allah sizi çok acıklı bir azaba uğratır ve yerinize (itaat eden) başka bir kavim getirir. Siz de savaşa çıkmadığınızdan dolayı O’na zerrece zarar edemezsiniz. Allah her şeye kadirdir.” (Tevbe 39)

Ey Müslüman ordular! Allah’a verdiğiniz sözlerini/ahitlerinizi bozmayın ve böylelikle de Yahudiler gibi olmayın.

Allahu Teâla şöyle buyuruyor: وَإِذْ أَخَذْنَا مِيثَاقَكُمْ وَرَفَعْنَا فَوْقَكُمُ الطُّورَ خُذُواْ مَا آتَيْنَاكُم بِقُوَّةٍ وَاسْمَعُواْ قَالُواْ سَمِعْنَا وَعَصَيْنَا وَأُشْرِبُواْ فِي قُلُوبِهِمُ الْعِجْلَ بِكُفْرِهِمْ قُلْ بِئْسَمَا يَأْمُرُكُمْ بِهِ إِيمَانُكُمْ إِن كُنتُمْ مُّؤْمِنِينَ “Hatırlayın ki, Tûr dağının altında sizden söz almış: Size verdiklerimizi kuvvetlice tutun, söylenenleri anlayın, demiştik. Onlar: İşittik ve isyan ettik, dediler. İnkârları sebebiyle kalplerine buzağı sevgisi dolduruldu. De ki: Eğer inanıyorsanız, imanınız size ne kötü şeyler emrediyor!” (Bakara 93)

Yoksa Allah ve Rasulü’nün vaadinden mi şüphe ediyorsunuz?

Düşmanlarımıza karşı sizin yerinize savaşan ve düşmana atılan taşlar çok yakın zamanda sizin ayıplarınızı ortaya çıkaracaktır.  Rasulullah efendimiz şöyle buyurdular لَا تَقُومُ السَّاعَةُ حَتَّى يُقَاتِلَ الْمُسْلِمُونَ الْيَهُودَ، فَيَقْتُلُهُمْ الْمُسْلِمُونَ، حَتَّى يَخْتَبِئَ الْيَهُودِيُّ مِنْ وَرَاءِ الْحَجَرِ وَالشَّجَرِ، فَيَقُولُ الْحَجَرُ أَوْ الشَّجَرُ: يَا مُسْلِمُ يَا عَبْدَ اللَّهِ، هَذَا يَهُودِيٌّ خَلْفِي فَتَعَالَ فَاقْتُلْهُ “Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmayacaktır. Müslümanlar onları öldürecekler. Öyle ki, Yahudiler, taş ve ağaçların arkasında gizlenecek, taş ve ağaçlar ise Ey Müslüman, ey Allah’ın kulu! Yahudi arkamda, gel onu öldür diyeceklerdir.” (Muslim) Yakın zamanda Yahudiler yok edilecek ve Kudüs Hilafet’in başkenti olacaktır. Rasulullah efendimiz şöyle buyurmuştur: هَذَا الأَمْرُ كَائِنٌ بَعْدِي بِالْمَدِينَةِ، ثُمَّ بِالشَّامِ، ثُمَّ بِالْجَزِيرَةِ، ثُمَّ بِالْعِرَاقِ، ثُمَّ بِالْمَدِينَةِ، ثُمَّ بِبَيْتِ الْمَقْدِسِ، فَإِذَا كَانَ بِبَيْتِ الْمَقْدِسِ فَثَمَّ عُقْرُ دَارِهَا، وَلَنْ يُخْرِجَهَا قَوْمٌ فَتَعُودَ إِلَيْهِمْ أَبَدًا “Bu mesele (Hilafet) benden sonra Medine'de, sonra El-Cezire'de, sonra Irak’ta, sonra Şehir’de (Heraklüs’ün şehrinde), sonra Beytül Makdis’te olacak. Beytül Makdis’e ulaştığında esas merkezinde olacak. Ondan sonra hiç kimse onu alamayacak. O vakit temelli onlara dönecek.”

Ey Müslüman ordular! Allah’ın ve Rasulü’nün vaadinden şüphe deden düşmanlarınız gibi olmayın. يَا قَوْمِ ادْخُلُوا الْاَرْضَ الْمُقَدَّسَةَ الَّت۪ي كَتَبَ اللّٰهُ لَكُمْ وَلَا تَرْتَدُّوا عَلٰٓى اَدْبَارِكُمْ فَتَنْقَلِبُوا خَاسِر۪ينَ قَالُوا يَا مُوسٰٓى اِنَّ ف۪يهَا قَوْماً جَبَّار۪ينَۗ وَاِنَّا لَنْ نَدْخُلَهَا حَتّٰى يَخْرُجُوا مِنْهَاۚ فَاِنْ يَخْرُجُوا مِنْهَا فَاِنَّا دَاخِلُونَ قَالَ رَجُلَانِ مِنَ الَّذ۪ينَ يَخَافُونَ اَنْعَمَ اللّٰهُ عَلَيْهِمَا ادْخُلُوا عَلَيْهِمُ الْبَابَۚ فَاِذَا دَخَلْتُمُوهُ فَاِنَّكُمْ غَالِبُونَ وَعَلَى اللّٰهِ فَتَوَكَّلُٓوا اِنْ كُنْتُمْ مُؤْمِن۪ينَ قَالُوا يَا مُوسٰٓى اِنَّا لَنْ نَدْخُلَـهَٓا اَبَداً مَا دَامُوا ف۪يهَا فَاذْهَبْ اَنْتَ وَرَبُّكَ فَقَاتِلَٓا اِنَّا هٰهُنَا قَاعِدُونَEy kavmim! Allah’ın sizin için (vatan olarak) yazdığı kutsal topraklara girin, sakın geri dönmeyin, sonra kaybedenler siz olursunuz. Dediler ki: “Ey Musa! Orada zorba bir topluluk var, onlar oradan çıkmadıkça biz oraya asla giremeyiz. Ama oradan çıkarlarsa biz hemen gireriz. Korkanlar arasından Allah’ın kendilerine lütufta bulunduğu iki (yiğit) adam şöyle dedi: “Kapıdan üzerlerine hücum edin; oraya girdiğiniz an artık kesinlikle siz galipsiniz. Eğer müminler iseniz ancak Allah’a güvenin. İsrailoğulları, “Ey Masa! Onlar orada bulundukları sürece biz oraya asla girmeyeceğiz. Sen ve rabbin gidin savaşın; biz burada oturacağız!” dediler.” (Maide 21-24)

Ey Müslüman ordular! İşte size bu üç basit soruyu soruyoruz. Sorduğumuz sorulara cevabını da temenni olarak duymak istemiyoruz. Bilakis artık görmek istiyoruz…

SON HABERLER