loader
ÇEVRE SORUNLARI, İKLİM ANLAŞMALARI VE İSLÂMİ ÇÖZÜM (3. BÖLÜM: KAPİTALİZM ÇEVREYE NASIL ZARAR VERİYOR?)

ÇEVRE SORUNLARI, İKLİM ANLAŞMALARI VE İSLÂMİ ÇÖZÜM (3. BÖLÜM: KAPİTALİZM ÇEVREYE NASIL ZARAR VERİYOR?)

Hazırlayan: Murat ALTIN

___

Satır Başları:

•Kapitalizmde kirlilik, kaynakların aşırı kullanımı sonucu atık ürünlerin birikmesiyle çevresel hasara ve bunu abartan belirli içsel nedenlere sahiptir.

•Kapitalizmde ekonomiler büyüme güdüsüyle değerlendirilir; öncelik insanların refahı değil şirketler için kâr elde etmektir.

•Riba (tefecilik) ve itibari para birimlerine dayalı küresel finans sistemi katlanarak büyümeyi kolaylaştırıyor.

•Kapitalizm meta talebini körükleyen tüketime dayanır. Bu da insanları yeni ürünler almaya ikna etmek için pazarlama yoluyla savurganlığı teşvik eder. Örneğin; yeni telefon, yeni giysiler, en son model arabalar gibi.

•Kapitalist bir sistem altında, büyümeyi ve kârı hedefleme temel amacı ile çevreyi korumak ve insanlara zarar gelmesini önlemek arasında doğal bir çelişki vardır.

•Sonuç olarak; maliyet ne olursa olsun, ekonomi her zaman yapay olarak şişirilmiş talepleri karşılamaya yöneliktir. Bu nedenle, çevresel ‘çözümler’, hasarın yapılmasından sonra yangınla mücadele edilmekte ve kök nedenlere değinilmemektedir.

•Ek olarak Kapitalizm, çatışmaları ve savaşları teşvik ederek çevreye daha fazla zarar verir. Özellikle askerî sanayi kompleksleri, orantısız zarara neden olan ürünler üretmektedir. Buna ilaveten güçlü devletler genellikle askerî yollarla daha zayıf devletleri sömürgeleştirmeye çalışırlar.

•İnsanları ulus devletlere göre bölen böylece suyolları petrol, gaz mineraller için paylaşmayı ve iş birliği yapmayı öğretmektense çok daha fazlası için savaştıran bir sistemdir.

•Kaynaklar için rekabet eden devletlerin birbirinden maddi olarak daha güçlü olma arzusu çevreye zarar vermemek için içtenlikle işbirliği yapması olası değildir. Aksine her biri diğer rakiplerini kösteklemek için anlaşmaları kullanmasına yol açacaktır.

•İslâm dünyasındaki devletler bilhassa Körfez’dekiler sıradan insanlara çok az kazanç sağlamak için kaynakları aşırı derecede israf eden gösterişli ve lüks projeleriyle Batı’nın Kapitalist amaçlarını ve tarzlarını taklit ediyorlar.

•Sonuç olarak Kapitalizm gezegene çok fazla zarar vererek insanlığı başarısızlığa uğratmakla kalmadı, dünya liderleri olarak çevresel sorunlara çözümler sunma konusunda yetersiz kaldı.

•Kapitalizmin çözüm önerileri yetersizdir çünkü büyük ölçüde birçok sorunun kaynağı mevcut sistem içinde uygulanıyorlar.

Şimdi bu konulardan bazılarını daha derinlemesine ele alalım.

Kapitalizmde Büyüme Zorunluluğu

Kapitalizm yerleşik bir büyüme zorunluluğuna sahiptir ve bu da mal ve hizmet üretimindeki sonsuz büyümeye bağlıdır. Bu, kapitalizmin çökmesini önlemek, işleyişini desteklemek için para sistemini yani bankaların kredi vererek sürekli ve istikrarlı bir büyümeye dayanan sistemini sürdürmek içindir. Çevre üzerinde büyük baskı oluşturan mevcut sürdürülemez gidişatı değiştirmek, sonsuz büyümeye dayalı doğal olmayan bu dürtü olmadan ekonomisi ayakta kalamaz. Fosil yakıtlar ve yüksek oranda toprak kirleticilerin kullanımı yaşamın kendisinin de bağlı olduğu hassas besin zinciri için hayati önem taşıyan azot ve karbon gibi doğal döngülerin bozulmasına yol açmaktadır. Bu kısır döngünün ana nedeni, endüstriyel faaliyetteki olağanüstü büyüme zorunluluğudur.

Parasal Sistem

Kapitalist sistem altında benimsenen parasal sistemle yani reel emtialar tarafından desteklenmeyen fiyat sistemiyle başlayalım -ki bu sistem, para biriminin altın ve gümüşe dayanması gerektiğini ifade eden İslâmi Ekonomik Sistem (İES) ile çelişmektedir-

Kapitalist toplumlarda politika, genel olarak sermaye ve parasal gücü elinde bulunduranların kontrolündedir ve bu nedenle halk bu elit kesimlerin yürüttüğü politikanın etkisi altında kalmaktadır. Bu tür dar görüşlü çıkarcı sistemde sermayedarların isteği minvalinde en iyi, kâğıt para sistemi hizmet etmektedir. Bu durum, altın ve gümüş gibi gerçek metalara dayalı maddi varlıklarla desteklenen bir para sisteminde mümkün değildir.

Bu yapay para, lobicilik gibi faaliyetler yoluyla politika sonuçlarını etkileyebilen şirketlerin dar çıkar ve projelerine hizmet etmektedir. Örneğin; savaş harcamaları gibi ticaretten yararlanan silah üreticileri hükümetlerin vergileri artırmasını beklemek zorunda değildir. Çünkü hükümetler karşılıksız kâğıt para sistemi altında faaliyet gösteren bankacılık sektörüne borç vererek harcamaları yapabilirler. Bankalar ayrıca kısmi rezerv bankacılığı modelinin işleyişi nedeniyle tasarruf sahiplerinin mevduatına gerek duymadan kredi açarak paranın maddi varlıktan uzaklaşmasını daha da zorlaştırmaktadır.

Borç olarak alınan yapay para giderek artan bir faiz yükümlülüğü getirir. Oynanan bu faiz yükümlülüğü oyunu mevcut borca ​​hizmet etmek için daha fazla paraya ihtiyaç doğurur ki güçler arası pozitif bir döngü ile sonuçlansın. Bu da mal ve hizmetlerde sürekli artan büyüme üzerinde bir zorunluluk oluşturur. Bu tür ekonomik üretimden elde edilen kârlar borcun ödenmesi için kullanılır.

Kesintisiz ve sürdürülemez büyümenin çevreye verdiği zararın Kapitalist çalışma biçimi altında benimsenen para sisteminin doğal tasarımında gömülü olduğu açıktır. Borç ve sonsuz faiz yoluyla borç ödemesi arasındaki bu bağlantı o kadar güçlüdür ki insan yaşamının ve çevrenin açıklanan finansal etkileşimi karşısında hiçbir kutsallığı yoktur. Bu ilişkinin kanıtlarını görmek için Irak Savaşı’nda kullanılan seyreltilmiş uranyum sonucu kanserden ölenlerin sayılarına bakmak yeterlidir.

 

 

Tüketimi Özendirme

Herkes mevcut paradigmanın çarklarının dönmesini sağlamak için sonsuz harcama yapmaya nasıl ikna oldu? Tek kelimeyle söylersek; “tüketim” olgusuyla.

Sermaye sınıfı tüketici harcama davranışını etkilemek için yollar tasarladı. Sigmund Freud’un yeğeni Edward Bernays’ın amcasının insan psikolojisine ilişkin iç görülerini kullanarak tüketicileri manipülasyonla ihtiyaç duymadıkları şeyleri satın almalarını sağlaması gibi. Nitekim bu öngörüden hareketle, günümüzde tüketici davranışını anlayıp etkileyebilmek adına teknoloji devlerinden sosyal medyaya kadar bütün algoritmalar kullanılmaktadır.

Bunun yanında 1970’lerden bu yana reel ücretlerin durgunlaşmış olması tüketicilerin tüketim seviyelerini sürdürebilmeleri için kişisel borçların artmasına neden olmuştur. Agresif bir büyüme için bu doğal olmayan ve azalmayan dürtü genellikle üretim sürecinde standart altı malzemelerin kullanılmasına yol açar. Buna Çin’de yapılan ucuz akrilik esaslı giysi örneğini gösterebiliriz. Bu giysiler yıkandığında su çevrimine salınan ve deniz yaşamına en nihayetinde de insan besin zincirine zarar veren bir dizi mikroskobik plastik lifin dökülmesine neden olmaktadır.

Gösterişçi Tüketim

Tüketimi mallara ve alıcının hislerine odaklarsak satın alınacak eşyanın başkalarında nasıl bir his oluşturacağı ve bu elde edilen eşyanın ilk tüketicisi olma hissini oluşturan tüketme isteğidir. Kapitalizm tarafından tanımlanan bu kavram “gösterişçi tüketim” adıyla açıklanmaktadır.

Amerikalı ekonomist ve sosyolog Thorstein Veblen, bu terimi “The Theory of the Leisure Class (1899)” adlı kitabında ortaya attı. Gösterişçi tüketim, insanların mal ve hizmetleri yalnızca doğal ihtiyaçları için değil aynı zamanda sosyal çevrelerindekilere yüksek statülerini göstermek için yapılır. Bu davranış, kişinin malları iki temel fayda türü için elde etmesiyle açıklanır; malın kendisine hizmet edilebilirliği ve kişinin toplumdaki statüsü, itibarı için. Bu fikir Veblen’in görüşüne göre reklamın işlevsel kullanımıyla statü ve prestij sergileyen mallar arasında tüketici için bir istek oluşturmakla çok yakından bağlantılıdır.

Bu, “komşusuyla aşık atma” fikrinden hareketle, kişinin zenginlik ve memnuniyet düzeyi kendi ihtiyaçlarına göre değil, diğer insanların tüketim düzeyine göre ölçülür. Bu fikir Kapitalist sistemin temel direğini oluşturduğundan büyüme zorunluluğunu önemli ölçüde daha da ileriye götürür.

Kapitalizmin mal edinme dürtüsünü daha sonra tartışacağız ancak şunu belirtelim ki bu durum, bu tür davranışları teşvik etmeyen İslâmi değerlerle çelişmektedir.

Ekonomik Daralmadaki Yetersizlik

Artan borç dağına ve sürekli artan tüketici harcama seviyelerine hizmet etmek için para arzını artırma zorunluluğuna ek olarak Kapitalist yaklaşıma özgü başka sistemsel büyüme faktörleri de vardır. Söz konusu bu durum özellikle 1930’lardaki Büyük Buhran sırasında ve 1970’lerden bu yana reel ücretlerin durgunluğundan sonra kendini gösterdi.

Diğer sistemsel faktörlerden birisi de kapitalist ekonomik modelin her daim büyüme durgunluğundan çıkmayı başarmak zorunda olmasıdır. Bu aynı zamanda çevre üzerindeki yükü artıracağı gibi doğal olmayan büyümeyi sürdürmek için kilit faktördür. Bunun nedeni eğer ekonomi büyümede durgunluk yaşanırsa o zaman deflasyon ihtimaliyle karşı karşıya kalmak kaçınılmazdır. Fiyatlardaki genel düşüş bir gerçeklik hâline gelir ve bu durum, ekonomik politika yapıcıları için ciddi bir endişe kaynağıdır.

Kapitalist sistemde fiyatlar düşmeye başladığında politika yapıcıların endişesi tüketicilerin fiyatların daha da düşeceği umuduyla satın almayı geciktirmesidir. Çünkü sonraki büyümenin daha aşağı yönlü seviyelere bir sarmal gibi birçok akut endişe ortaya çıkacağını savunuyorlar. Ekonomik işlemlerin hızındaki bu yavaşlama, politika yapıcılara göre piyasaların genellikle toparlanamadığı olumsuz bir takviye döngüsüne neden olur. Söz konusu bu durum 1930’larda Amerika’daki Büyük Buhran sırasında görüldüğü gibi ekonomide bir kırılmaya yol açtı. Japonya’nın 1989’daki çöküşüyle birlikte ortaya çıkan deflasyon nedeniyle kayıp on yıl olarak bilinen şeye yol açtı ve Almanya’da kitlesel işsizlik faşizmin yükselişine neden oldu.

Ancak kapitalizmin sorunu tüketimden daha derindir; çünkü bu, insanların kısmen isteyerek giydiği psikolojik bir deli gömleğidir. Bu fenomeni tamamen manipülatif pazarlamaya ve tüketime bağlayamazsınız. Sorgulanması gereken; “kitlelerin bu kültürel hastalığa yakalanması nasıl mümkün olabilir?” sorusudur. Bu soruyu yanıtlamak için genellikle İskoç filozof Adam Smith’in 18. yy. sonlarına atfedilen Kapitalist ekonomik sistemin doğuşundan önce kurulan materyalist dünya görüşüne bakmak gerekir.

Bu görüş, modern Batı Avrupa ekonomisinin gelişimi boyunca kurulan Batı uygarlığının temel değerleridir. Bu değer yargısı din adına insanları boyunduruk altına alan Kilise ve Monarşilerin önceki düzenine karşı aydınlanma mücadelesiyle kuruldu. Bu değerler kitlelerin eninde sonunda dinî otorite ve statükoya boyun eğmeyerek başkaldırmasına yol açtı. Sonuçta; materyalizm ve kendini tatmin etmek duygusu, bu ideolojik dünya görüşünün nihai hedefi olan sonsuz maddi isteklere yol açtı.

İsrafı Teşvik Eden Bir Sistem

Kapitalist sistem, israfı çeşitli şekillerde yönlendiriyor. Buna mukabil Şubat 2021’de İngiliz süpermarketlerinin yılda 190 milyon öğüne eşdeğer yiyecekleri çöpe attığı tahmin ediliyor.[1]

Büyüklükleri ve satın alma güçleri, kendilerini riba/faiz tabanlı finans yoluyla finanse etme yeteneklerinden dolayı, üreticilere çok ucuza ve fazla miktarda yiyecek tedarik edebilecekleri anlamına geliyor.[2]

Bu nedenle 2018’de giyim perakendecisi Burberry’nin eski stokları giyim, aksesuar, parfüm 28,6 milyon sterlin değerindeki ürünü yok etmenin daha kârlı olduğuna karar verdi. Bu uygulama onlara özgü değildi çünkü birçok moda firması bunun pazarın eski stoklardan ucuz ürünlerle doldurulmasından daha kârlı olduğuna inanıyordu. İronik bir şekilde şirket bunun olumlu bir çevresel hamle olduğunu ve ürünlerin yakılmasından enerji elde ettiklerini savundu.[3]

Mevcut Çözümlerin Yetersizliği

Çünkü bugün tartışılan çözümlerin çoğu, iklim değişikliğini temelden ele almayı amaçlamıyor. Kirlilik, kanalizasyon veya bahsettiğimiz diğer tali meselelerle oyalanıp İslâm dünyasındaki çatışmaların ve kötü yönetişimin sona ermesini de ele almıyor.

Çoğunlukla çevreci politikalar şunlara yöneliktir:

•Enerji üretiminde fosil yakıt kullanımının azaltılması.

•Enerji kullanımında teknolojinin verimliliğinin artırılması.

•Biyobozunur olmayan plastiklerin birikimini azaltmak için malzemelerin geri dönüşümünü arttırmak.

Tüm bunlar hoş karşılanan girişimler olabilir. Ancak dünyanın önde gelen ekonomilerindeki politika yapıcıların iddia ettiği gibi sorunun boyutu askerî endüstriyel kompleksler de dâhil ekonomik büyümenin önüne geçmedikçe çözümler tamamen yetersizdir. Bu ekonominin talep tarafını göz ardı edip tamamen arz tarafına odaklanmaktır. Ayrıca arzın getirebileceği faydalar için başka sınırlamalar da vardır.

Fosil yakıtların kullanımının azaltılması ile ilgili olarak uluslararası kabul edilen CO2 emisyon hedefleriyle:

• Birçok devlet alternatif enerji kaynaklarını kullanma arzusu kadar enerji güvenliği endişeleri tarafından da yönlendirilirler. Avrupa’nın çoğunun özellikle İngiltere’nin, Rus gaz kaynakları tarafından (gaz kesintisiyle) tehdit edilmesinde olduğu gibi.

• Demokratik toplumlardaki hükümetler varlıklarını genellikle kurumsal lobi faaliyetlerine ve kapalı kapılar ardında yapılan düzenlemelere borçludur. Bu nedenle daha az kirletici enerji kaynaklarını kullanmak için harekete geçmezler.

• Üstte belirtilen bu iki nokta, bazı politika yapıcılar için çevresel risk ve korkular taşısa da fosil yakıtlara karşı neden nükleer alternatif kullanılması gerektiğini açıklamaktadır.

• Küresel konferanslara ve uluslararası hedeflere görünürde itibar ederek dünyanın önde gelen devletleri çözüm aradıklarını iddia etseler de aslında jeopolitik liderlik için yarışıyorlar. Bugüne kadar çevreye büyük zararlar vermiş olan gelişmiş Kapitalist devletler çözümlere ulaşma konusunda gelişen ülkelerle ilişkilerde dürüst aracılar olarak itibar edilemezlerdir. Benzer şekilde son birkaç yılın en hızlı büyüyen ekonomisi olan Çin, şu anda diğer tüm ülkelerden daha fazla CO2 emisyonu üretiyorken nasıl dürüst bir aracı olarak görülebilir. Bu nedenle gelişmiş ekonomilerin önerilen hedefler ve reformları, -dünyanın geri kalanının ekonomik büyümesini sınırlamak için araçlar olarak görüldüğünden- şüpheyle değerlendirilmelidir.

Teknolojideki gelişmelerle ilgili olarak:

• Enerji verimliliğinde gerçek iyileştirmeler üreten teknolojiler olumlu karşılanmalıdır. Bu nedenle daha az kirleten ulaşım araçları veya daha verimli ısıtma ve soğutma sistemleri son derece olumludur.

•Ancak teknoloji iki tarafı keskin bir kılıç gibidir. Teknolojik ilerleme daha çevre dostu arabalar veya mikroçipler anlamına gelebilirken, bu teknolojileri kullanan insanlar çevreye sınırlı zararı olduğu için daha sık kullanmaya yönelebilir. Örneğin; daha verimli araba motorları daha az yakıtla daha fazla yol alması anlamına gelir, bu da sürüşü daha ucuz hale getirir ve böylece insanları daha fazla araç kullanmaya teşvik edebilir.

•Ayrıca dünyadaki enerji tüketimi seviyelerine öngörülemeyen şekillerde katkıda bulunabilecek teknolojik ilerlemenin başka yönleri de vardır. Bunun çarpıcı örneği günümüzün fenomen kripto para birimleridir. Bunların en ünlüsü olan Bitcoin küresel elektrik üretiminin yaklaşık %0.55’ini tüketiyor. Bu oran, İsveç veya Malezya gibi ülkelere denktir.[4]

• Teknolojik üstünlük arzusu yeni bir sömürgeciliği teşvik ederek “yeşil teknoloji” adıyla başka bir “silahlanma yarışı” başlattı. Güçlü devletler 19 ve 20. yüzyılda petrol ve doğalgazda olduğu gibi 21. yüzyılda da lityum gibi kaynakları yağmalamaya çalışıyorlar. Ancak kapitalistler, bilim ve teknolojiye yeni çözümler sunmak için sarf ettiği çabaların çoğunun teknolojik değişimlere çözüm olarak güvenilemeyeceği gerçeğini gözden kaçırıyorlar.

Çevre sorunlarının birden fazla faktörden (ekonomik, politik ve askerî politikalar ile bireysel değerler) kaynaklandığı göz önüne alındığında, çözümler yalnızca toplumsal değerlerde ve sistemlerde radikal bir değişiklikten gelebilir; bu da bireysel değerleri ve davranışları şekillendirir.

 


[1] İfşa: İngiltere'nin en büyük süpermarketleri, her yıl 190 milyon öğün için yeterli yiyecek atıyor. Independent, 27 Şubat 2021, https://www.independent.co.uk/news/uk/home-news/supermarket-waste-food-poverty-b1807617.html

[2] Tesco, 10 Temmuz'a kadar tedarikçi fiyat indirimi talep ediyor, Reuters, 3 Haziran 2020, https://www.reuters.com/article/uk-tesco-suppliers-idUKKBN24422F

[3] Burberry milyonlar değerinde çanta, giysi ve parfüm yakıyor, BBC online, 19 Haziran 2018, https://www.bbc.co.uk/news/business-44885983

SON HABERLER

Hakkımızda

Sahih İslamî fikirlerin doğru algılanmasını, taşınmasını ve en önemlisi de yaşanmasını esas almış bir kuruluştur. Bu cihetle Köklü Değişim, İslam’ın fikri ve siyasi yönünü toplum nezdinde var edebilmek için İslami bir bakış açısıyla olaylara bakmayı ve İslami çözümler ortaya koymayı amaç edinmiştir.

Köklü Değişim, Suskunluğun Kırılma Noktası…

İletişim Bilgilerimiz

Mithatpaşa Cad. 47/B
Kızılay/ANKARA
Tel: 0312 229 77 91
Faks: 0312 229 77 92
e-Posta: bilgi@kokludegisim.net
e-Posta: kddergi@hotmail.com