
“Ramazan Hilali” ile ilgili tartışmalar kamuoyunun gündeminde yerini korurken, Dr. Abdurrahim Şen, “Hanefi-Şafii Usulü Mü? Sykes-Picot Usulü Mü? başlıklı dikkat çekici tespiti ile sorunun kaynağına işaret etti.
Köklü Değişim yazarlarından Abdurrahim Şen, her sene yaşanan Ramazan ve Şevval hilali göründü mü, görünmedi mi? Neden ümmet bu şekilde parçalanıyor da birlik olamıyor? Sorularına yanıt veren kısa ve dakik bir tespitte bulundu.
“Aynı Allah’a iman eden, aynı kıbleye yönelen kardeşleri ayıran nedir?” sorusuna yanıt veren siyasi tespit şu şekilde:
Hanefi-Şafii Usulü Mü?, Sykes-Picot Usulü Mü?
“Yine bir Ramazan klasiği, hilal tartışmalarıyla mübarek aya girdik. Ramazan’a farklı giren ülkeler arasında ilginç bir ilinti, sorunun asıl kaynağını ele veriyor:
-Çarşamba günü Ramazan’a başlayan Filistin Ürdün’den kopmasaydı (1967) Perşembe günü birlikte oruç tutacaklardı.
-Suriye, iç savaş sırasında girdiği (1976) Lübnan'dan çekilmeseydi (2005) bu iki ülke Müslümanları aynı gün oruç tutacaktı.
-Kuzey ve Güney Yemen birleşime kadar (1990) Ramazan’ı da bayramı da ayrıydı. Şimdi Aden (Hükümet) ve Sana (Husiler) şeklinde yeniden bölününce Ramazanları da, bayramları da bölündü.
-Musul, Kerkük ve Erbil'i İngilizler Anadolu'dan koparmasaydı (1916-26) İstanbul, Ankara ve Diyarbakır’la birlikte oruca başlayacaktı…
-Oruçta 3'e bölünen İslam yurdu, 3 kıtaya hükmeden devletin vilayetleri iken aynı gün oruca başlıyor aynı gün bayram ediyordu.
Bir gaflet anında aralarından karakedi (Sykes-Picot) geçti.
Biri İngiliz diğeri Fransız iki harita mühendisi, kardeşler arasını bölen sınırlar çizdi. Huu! dese sesini duyurabilecek mesafede olmalarına rağmen sınırların bir tarafında kardeşleri bayram ederken diğer tarafındakiler onlara eşlik edemedi.
İlginç! Aynı gün oruç tutamayan bu ülkelerin, Ramazan umresinde olan vatandaşları her yıl birlikte oruç tutabiliyor. Demek ki sorun ümmette değil (!) Bayrama kadar kalanlar birlikte bayram da yapacaklar, ülkelerine dönenler bölünecekler, aynı gün bayram yapamayacaklar! Demek ki sorun 57 ayrı ülkede (!)
Şimdi yakıcı soru şu: Aynı Allah’a inanan, aynı kıbleye yönelen kardeşleri ayıran ne?
Hacda da öyle değil mi?
57 ülkeden gelen hacılar (Zilhicce hilalinin görülmesine göre) arefe günü aynı gün vakfeye durabiliyor, bir gün sonra bayram yapabiliyorlar. Aynı hacılar öz yurtlarındaki kardeşleri ile aynı gün bayramlaşamıyor!
Dahası Diyanet İşleri Başkanı Arafat’ta hacılarla beraber vakfedeyken, ‘dini işlerin’den sorumlu olduğu ülkesi Bayram etmişti.
Mesele ictihad farklılığı değil, yöntem (astronomi veya görme) farklılığı da değil, devletlerin farklılığı. Aynı dinin mensuplarını bölen ictihad (din) değil, ayrı devletlerdir.
Devletlerin, Hanefi, Şafii, Maliki, Hanbeli gibi büyük hukukçuların içtihadlarını bırakıp Sykes-Picot'un içtihatlarıyla amel ediyor olmasıdır.
Hocalarımız! Nebi'nin vârisi âlimlerimiz! Nebi'nin size bıraktığı diğer bir miras/ümmet hala Sykes- Picot'un ‘Usul’ünü devam ettiren Tom Barrack gibilerinin içtihatlarıyla yönetiliyor! İşte bu sorunun çözümünü konuşmalıyız.
Tarih boyunca fakihler arasında tartışmalar, farklı içtihadlar hep oldu, olacak. Ama bunlardan birini kanunlaştırarak -en azından kamusal hayatta- ümmeti birleştirecek; aynı gün bayram ettirecek bir devlet yok.
‘Hâkimin hükmü ihtilafı kaldırır’ fıkıh kaidesince ayrılıkları giderecek bir tek Hâkimi/Halifesi yok!
Âlimlerimizin tanımladığı şekliyle ‘Dünyada bütün Müslümanların genel başkanlığı’ yok!”

