loader
ÇEVRE SORUNLARI, İKLİM ANLAŞMALARI VE İSLÂMİ ÇÖZÜM (5. BÖLÜM: İSLÂM’IN BENZERSİZ MİMARİSİ VE İNSANLIK VİZYONU - I)

ÇEVRE SORUNLARI, İKLİM ANLAŞMALARI VE İSLÂMİ ÇÖZÜM (5. BÖLÜM: İSLÂM’IN BENZERSİZ MİMARİSİ VE İNSANLIK VİZYONU - I)

 

Hazırlayan: Murat ALTIN

___

Başlıklar: 

• İslâm bütün meseleleri kapsamlı ve tamamlayıcı bir bakış açısıyla ele almak için eksiksiz olarak emredilmiş ilahi bir yaşam biçimi olarak geldi. İlahi olarak vahyedilen bu şablon siyasi, ekonomik, sosyal, adli veya ceza kanunlarıyla hayatın tüm yönlerini kapsar.

• İslâm’ın farklı yaklaşımı kişinin eylemleri için bireysel sorumluluk ve hesap verebilirliği teşvik ederken aynı zamanda bu davranışı optimize etmeye yardımcı olacak bir ortam oluşturur. Dünyanın güzel şeylerinden yararlanmaya izin verir ama tüketiciliği teşvik etmez.

• İslâm’ın ekonomik sistemiyle birleştiğinde bu maddi şeylere talebin Kapitalizme göre çok daha düşük olduğu anlamına gelir. Bunun sonucu sanayiden daha az atık kirlilik ve zarar demektir.

• Son olarak İslâm akidesi görünürdeki zararları İslâmi perspektiften ele alarak, davayı dünya sahnesine taşıyarak siyasi ve hukuki bir anlayışı çözüm sunacak fikirleri vardır. 

• İslâm’ın bireylerin ve toplumun değerlerine yansıyan inanç ve fikirleri arasında şunlar vardır:

◘Yaşamı sürdürmek için uyumlu bir şekilde yaratılan yeryüzünün Allah’a aittir.

◘İnsanlar yaptıklarından Allah’ın huzurunda sorumlu tutulurlar.

◘Bir yönetici olarak yeryüzüne bakmak insanın sorumluluğundadır.

◘İnsanlar Kur’an ve Sünnet tarafından teşvik edilen bireysel eylemleri yapmalıdır. Örneğin; yeryüzünde fesat (yolsuzluk) yapmamak başkalarına zarar vermemek, suyu israf etmemek ve kirletmemek ve var olanla yetinmek yerine gereksiz maddi eşyaların peşinden koşmayı, hayattaki amaç hâline getirmemek.

• İslâm, İslâm’ın öngördüğü öncelikleri koruyan ve yayan farklı bir yönteme sahiptir. Bu, -su kirliliği, hava kirliliği, enerji üretiminden kaynaklanan potansiyel sorunlar veya hayvan hakları olsun-, çevresel zararları ele alma görevi olan meşru siyasi otorite -Hilâfet- tarafından yapılır. 

• Hilâfet’in farklı roller oynayan çeşitli devlet organları vardır. Bu tartışma ile ilgili olanlar arasında şunlar bulunmaktadır:

◘Halife, Muavinler (Yetkili Yardımcılar) ve Valiler siyasi yöneticilerdir. İnsanların işlerine bakmakla yükümlüdürler. Zarardan korunmak ve hava ve su kirliliğinin giderilmesini içerebilecek sorunlara çözüm bulmak için İslâm’ın -yönetim, ekonomi, sağlık vb.- sistemlerini uygularlar.

◘İslâmi Ekonomik sistemin uygulanması, kötü niyetli büyüme eğilimlerine ve bunun toksik sonuçlarına karşı istek duymayı engeller; ticareti ve servet dolaşımını teşvik eder.

◘Yargı, -özellikle bu bağlamda Hisbe kadısı- endüstri genelinde standartları uygulamaktan ve bu standartlar ihlal edildiğinde gerekli yaptırımları uygulamaktan sorumludur.

◘Ümmet Meclisi (danışılacak ve yöneticileri muhasebe edecek bir halk meclisi), siyasi partiler, bağımsız medya ve ulema (âlimler) dâhil olmak üzere, iktidar otoritesinin halkların işlerine bakmakta yetersiz kalması durumunda hesap verebilirlik sistemleri vardır.

◘ Hilâfet’in Dış Politikası, İslâm'ın fikirlerini dünya sahnesinde insanlığa taşıyacak, sınırları aşan gerekli konularda işbirliği yapacak bir role sahiptir.

• Gelecekteki Hilâfet, halkının işleriyle ilgilenmenin bir parçası olarak meseleleri kapsamlı bir şekilde ele alacaktır. Bunlar şunları kapsar:

◘ Çatışmadan kaynaklanan zararın daha önce bahsedilen nedenlerini ele almak için güvenliğin sağlanması esastır.

◘Gecikmiş halk sağlığı ve hijyen önlemlerinin uygulanması açısından iyi yönetim. 

◘Çevre ve kirlilik açısından standartların belirlenmesi, izlenmesi ve uygulanması.

◘Tüketimciliğe yol açan Kapitalist değerlere karşı toplumdaki asil İslâmi değerleri teşvik etmek.

◘Uluslararası düzeyde iklim değişikliğine katkıda bulunabilecek sorunları ele almak. Bu, ‘bilimi’ Hilâfet'teki uzmanların en isabetli görüşlerine göre değerlendirmeyi; gerektiğinde ortak çözümler bulmak için uluslararası etkileşimde bulunmayı; egemen güçlerin meseleleri kendi lehlerine düzenlemelerine izin vermemeyi içerecektir.

Bir Yaşam Biçimi Olarak İslâm

İslâm’ın, eksiksiz bir yaşam biçimi olarak uygulanmasının ardından Kapitalizmin kötü yönetimi altında artan kirlilik ve zararların çoğunu önleyeceğine inanıyoruz.

İslâm’ın uyguladığı benzersiz çözümler ile bireylerin toplumlar arasında taşıdığı inançla şekillenen değer sistemleri arasında bir sinerji ve uyum vardır. Bu nedenle insanların kişisel inançları nedeniyle çevresel zararı azaltacak şekilde hareket etme olasılıkları çok daha yüksektir ve hükümet politikası da aynı şekilde zararı azaltacaktır.

Bu, kapitalizmde görülenin tam tersidir; toplumsal güçler, vatandaşları istediklerini yapmakta kendilerini özgür düşünmeye ve istedikleri kadar tüketmeye çağırmakta çok güçlüdür. Buna karşı hareket etmeye, tüketimi azaltmaya ve sorumlu davranmaya çalışmak, tsunami akıntısına karşı yüzmeye çalışmak gibi olur.

İslâm’ın Çevreye Yaklaşımı Çok Yönlüdür - Kişisel ve Politik

Şeriat metinlerinden (Kur’an ve Sünnet) türetilen birçok emir ve yasak Müslümanların Allah’ı hoşnut etme arzusunun bir parçası olarak kendi kapasitelerince onları kucaklayacakları ve Rasulü’nün örneğini izleyecekleri şekildedir. Yine de bu emir ve yasakların birçoğunun toplumsal düzeyde gerçekleştirilebilmesi için politika ve yargı düzeyinde uygulanması gerekir.

Çevre sorununun etkileri sadece ekonomik değildir; çok yönlüdür. İslâm medeniyetinin bir parçası olarak ortaya çıkan çözümler, tüm sorunları kişisel değer ve davranışların yanı sıra ekonomik politikaları siyasi irade tarafından düzenleme gerektiren insani sorunlar olarak ele alır.

İslâm’ın İnsanlığın Yeryüzü ile İlişkisine Bakışı – Sorumluluk, Vekilharç (Yönetim, Halife) ve Hesap Verebilirlik

Dünya insanların değil Allah’ındır:

[ٱللَّهُ لَآ إِلَـٰهَ إِلَّا هُوَ ٱلْحَىُّ ٱلْقَيُّومُ ۚ لَا تَأْخُذُهُۥ سِنَةٌ وَلَا نَوْمٌ ۚ لَّهُۥ مَا فِى ٱلسَّمَـٰوَٰتِ وَمَا فِى ٱلْأَرْضِ ۗ] “Allah! O’ndan başka ibadete layık hiçbir ilah yoktur. Diri olan O’dur. Ne uyuşukluk ne de uyku O’na yetişir. Göklerde ve yerde ne varsa hepsi O’nundur.”[1]

İslâm insanlığın yeryüzünde bir yönetim (halife) rolüne sahip olduğu görüşündedir:

Allah Kur’an’da diyor ki:

[وَهُوَ ٱلَّذِى جَعَلَكُمْ خَلَـٰٓئِفَ ٱلْأَرْضِ وَرَفَعَ بَعْضَكُمْ فَوْقَ بَعْضٍ دَرَجَـٰتٍ لِّيَبْلُوَكُمْ فِى مَآ ءَاتَىٰكُمْۗ إِنَّ رَبَّكَ سَرِيعُ ٱلْعِقَابِ وَإِنَّهُۥ لَغَفُورٌ رَّحِيمٌۢ“Ve sizi yeryüzünün halifeleri yapan ve size getirdiği şeylerle sizi imtihan etmek için kiminizi kiminize derecelerle üstün kılan O’dur. Doğrusu Rabbinin cezası çabuk olandır ve şüphesiz O, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.”[2]

Ebu Said Hudri, Allah Rasulü SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:

[إِنَّ الدُّنْيَا حُلْوَةٌ خَضِرَةٌ وَإِنَّ اللَّهَ مُسْتَخْلِفُكُمْ فِيهَا فَيَنْظُرُ كَيْفَ تَعْمَلُونَ فَاتَّقُوا الدُّنْيَا] “Şüphesiz dünya tatlı ve yeşildir (çekicidir) ve şüphesiz Allah, nasıl davrandığınızı görmek için sizi ona halife yapacaktır. Öyleyse dünya hakkında Allah’tan korkun.”[3]

İnsanlık bu yönetim (halife) sorumluluğundan hesaba çekilecektir:

Allah pek çok büyük nimeti insanların suiistimali için değil kullanmaları için bahşetmiştir. Sorumlu olduğumuz şeylerle ilgili olarak nasıl davrandığımızdan dolayı bizi hesaba çekecektir.

[فَمَن يَعْمَلْ مِثْقَالَ ذَرَّةٍ خَيْرًا يَرَهُۥ وَمَن يَعْمَلْ مِثْقَالَ ذَرَّةٍ شَرًّا يَرَهُۥ] Kim zerre ağırlığınca iyilik yapmışsa onu görür kim zerre ağırlığınca kötülük yapmışsa onu görür.”[4]

İslâm gereksiz yere şeylere zarar veya başkalarına zarar vermeyi yasaklar:

Canlı veya cansız hiçbir şeye zarar verilmemeli ve başkalarına zarar verilmesi de engellenmelidir. Ubâde bin Samit’ten rivayet edildiğine göre Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur.

[لاَ ضَرَرَ وَلاَ ضِرَارَ] Zarar verme (darar) de yoktur, zarara uğrama (dirar) da…”[5]

Bu hadis insanların çevreye zarar vermelerinin yasaklanmasının yanı sıra başkalarına zarar verebilecek eylemleri de kapsamaktadır.

İslâm zararın önlenmesini daha iyi yönetim olarak görüyor:

Şeriat’a bir bütün olarak bakıldığında; İslam'ın genel yaklaşımının, zararı ve fitneyi meydana gelmeden önlemenin, hasarı daha sonra tedavi etmeye ve düzeltmeye çalışmaktan daha evla olduğu görülecektir. Bu nedenle İslâmi sistemlerin toplumda uygulanması zararı kaynağında azaltmanın yanı sıra sonrasında meydana gelen zararları da giderecektir. Nitekim insanlara fayda sağlamak için çabalarken inovasyon ve teknolojinin zarar vermemesi gerektiğine dair kolektif bir düşünceyi teşvik eder. Çünkü Şeriat insanları her zaman bir bütün olarak alır hayata dair maddi şeylerin kullanımına izin verir ancak ekosisteme zarar vermeden. Bu küresel zorlukların nasıl ele alınacağı bağlamında önemli bir konudur. Çünkü mevcut tartışma hasarın önlenmesinden ziyade kapitalizmin verdiği hasarı düzeltmeye çalışmak üzerine odaklanmaktadır.

İslâm İnsanlara Yalnızca Bireyler Olarak Değil Toplum Olarak da Hitap Eden Kapsamlı Bir Yaşam Biçimi Sunar

İslâm, kişisel davranıştan jeopolitik meselelere kadar birçok konuyu ele alan kapsamlı bir yaşam tarzı sunar. İslâm, insanlara; her biri kendi eylemlerinden sorumlu tutulacak bireyler olarak hitap eder. Ayrıca İslâm’ın emirleri, bireysel talimatlarla sınırlandırılamaz. Bunlar aynı zamanda toplumsal olarak uygulanacak sistemlerdir. Bu durum özellikle çevre gibi sorunlu neden ve etkilerin toplumsal bir konu olarak düşünüldüğünde daha da net ortaya çıkacaktır. Yine İslâm çevreyi yönetmede rol oynayan siyaset, ekonomi ve yargı otoritesiyle ilgili sistemlere sahiptir. Bunlar bireylere yönelik emirlerle uyum içinde hareket ederek insanların bu dünya üzerinde iyiliklerle yaşamasını sağlar. İnsanlar bu İslâmi sistemlerden uzaklaştığında kaçınılmaz olarak dünyada yıkıma neden olurlar.

Allah diyor ki:

[وَاِذَا تَوَلّٰى سَعٰى فِي الْاَرْضِ لِيُفْسِدَ ف۪يهَا وَيُهْلِكَ الْحَرْثَ وَالنَّسْلَۜ وَاللّٰهُ لَا يُحِبُّ الْفَسَادَ] İnsan senden yüz çevirdiği zaman yeryüzünde bozgunculuk çıkarmaya ekinleri ve nesilleri yok etmeye çalışır. Allah, bozgunculuğu sevmez.”[6]

İslâm’ın yönteminin çevreyi korumak için siyasi bir otorite, toplumsal sistemler ve küresel bir angajman içermesi şaşırtıcı olmamalıdır - çünkü çevreye verilen zararın gerçekliği, hiçbir zaman bireysel eylemlerle tamamen ele alınamayacaktır.

Dahası diğer başka hadisler Ümmetin kolektif eylemlerini çevresel olanlar da dâhil olmak üzere toplumsal sonuçlarla ilişkilendirir.

Abdullah ibn Ömer RadiyAllahu Anh’tan rivayet edildiğine göre Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur:

[لَمْ يَمْنَعْ قَوْمٌ زَكَاةَ أَمْوَالِهِمْ إِلا مُنِعُوا الْقَطْرَ مِنَ السَّمَاءِ وَلَوْلا الْبَهَائِمُ لَمْ يُمْطَرُوا] “Mallarının zekâtını vermeyen topluluğa semadan rahmet kapıları kapanır, bir damla yağmura hasret kalırlar. Şayet masum hayvanlar da olmasaydı onların yağmurdan hiç nasipleri olmazdı.”[7]

Abdullah bin Ömer RadiyAllahu Anh’ın rivayet ettiği hadiste şöyle geçmektedir: “Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem dedi ki:

[يَا مَعْشَرَ الْمُهَاجِرِينَ خَمْسٌ إِذَا ابْتُلِيتُمْ بِهِنَّ وَأَعُوذُ بِاللَّهِ أَنْ تُدْرِكُوهُنَّ لَمْ تَظْهَرِ الْفَاحِشَةُ فِي قَوْمٍ قَطُّ حَتَّى يُعْلِنُوا بِهَا إِلاَّ فَشَا فِيهِمُ الطَّاعُونُ وَالأَوْجَاعُ الَّتِي لَمْ تَكُنْ مَضَتْ فِي أَسْلاَفِهِمُ الَّذِينَ مَضَوْا ‏.‏ وَلَمْ يَنْقُصُوا الْمِكْيَالَ وَالْمِيزَانَ إِلاَّ أُخِذُوا بِالسِّنِينَ وَشِدَّةِ الْمَؤُنَةِ وَجَوْرِ السُّلْطَانِ عَلَيْهِمْ ‏.‏ وَلَمْ يَمْنَعُوا زَكَاةَ أَمْوَالِهِمْ إِلاَّ مُنِعُوا الْقَطْرَ مِنَ السَّمَاءِ وَلَوْلاَ الْبَهَائِمُ لَمْ يُمْطَرُوا وَلَمْ يَنْقُضُوا عَهْدَ اللَّهِ وَعَهْدَ رَسُولِهِ إِلاَّ سَلَّطَ اللَّهُ عَلَيْهِمْ عَدُوًّا مِنْ غَيْرِهِمْ فَأَخَذُوا بَعْضَ مَا فِي أَيْدِيهِمْ ‏.‏ وَمَا لَمْ تَحْكُمْ أَئِمَّتُهُمْ بِكِتَابِ اللَّهِ وَيَتَخَيَّرُوا مِمَّا أَنْزَلَ اللَّهُ إِلاَّ جَعَلَ اللَّهُ بَأْسَهُمْ بَيْنَهُمْ‏] “Ey Muhacirler! Beş şey vardır ki eğer sizde olursa -onların sizde olmasından Allah’a sığınırım- bunlar: Eğer bir kavimde fuhuş ve kötülük yayılıp açıkça yapılırsa eski kavimlerde olmayan veba ve sair acılı şeyler o kavmin başına gelir. Terazi ve ölçülerde adaletsizlik yaparlarsa açlık, sıkıntı ve otoritenin zulmüne uğrarlar. Zekâtı vermeseler onlardan yağmur kesilir, hayvanlar olmasaydı hiç yağmur görmeyeceklerdi. Allah’ın ve Rasulü’nün ahdini bozarlarsa (Kur’an’a ve Sünnet’e uymayı terke ederlerse) Allah kendileri dışından kendilerine bir düşman musallat kılar ki ellerindekilerin bir kısmını alırlar. Onların imamları, önderleri Allah’ın Kitabıyla hükmetmeseler ve indirdiği güzel hükümleri uygulamasalar onları birbirlerine musallat kılıp aralarında şiddet olur.”[8]

Her iki hadiste de geçen zekâtın tahsili kişiye bırakılan bir iş değildir. Bilakis bu halife tarafından ümmetin müşterek görevleri ile ilgili bir şeydir. Benzer şekilde toplumda ahlaksızlığın ortaya çıkması, piyasada hile yapılması, yöneticilerin baskı altına alınarak düşmanlara boyun eğdirilmesi gibi toplumsal olayların toplu sonuçları olması nedeniyle İslâmi siyasi otoritenin bunlara hitap etmesi gerekir. 

[1] Bakara Suresi 255

[2] En’am Suresi 165

[3] Sahih-i Muslim

[4] Zilzal Suresi 7-8

[5] İmam Nevevî, Kırk Hadis, 32. Hadis

[6] Bakara Suresi 205

[7] Mucemul Kebir

[8] İbni Mace

SON HABERLER