loader
ÇEVRE SORUNLARI, İKLİM ANLAŞMALARI VE İSLÂMİ ÇÖZÜM (2. BÖLÜM: ÇEVRESEL ZARARLAR)

ÇEVRE SORUNLARI, İKLİM ANLAŞMALARI VE İSLÂMİ ÇÖZÜM (2. BÖLÜM: ÇEVRESEL ZARARLAR)

Hazırlayan: Murat ALTIN

Bu bölümde insanları etkileyen bazı güncel çevresel zarar ve türlerini kısaca ele alacağız. Bunu yaparken kapitalizmin egemen olduğu bir dünyada ekosistemin nasıl daha kötü hâle geldiğini göreceğiz. Burada daha çok kanıtların kapsamlı bir birikimini değil yaşanan canlı örneklerini sunacağız.

Çevresel zararlar şu şekilde görülebilir:

• On yıllardır küresel çapta insanı etkilemeye devam eden iklim değişikliği zararları ve zayıf yönetimler nedeniyle devam etmesine izin verilenler.

• Son yıllarda aşırı sıcaklık sel ve kuraklıklar gibi insanları etkileyen zararların yanı sıra şimdi harekete geçilmezse gelecekte gelmesinden korkulan potansiyel tehditler.

2.1 - Dünya Genelinde Devam Eden Zararlar

Küresel ısınma tehditlerinden, -içinde yaşadığı kaçınılmaz bir gerçek olması hasebiyle- birçok insan ister istemez etkilenmektedir. Bu çevresel zararlar günlük bazda kendilerini kirlenmiş su ve hava olarak gösterir. İnsan veya endüstriyel kaynaklı atıkların havayı, toprağı kirletmesi, mahsullere ve hayvanlara zarar vermesi de kötü yönetim ve çatışma kaynaklıdır.

Bizim iddiamız; küresel kapitalizmin kaynaklar üzerinde çatışmayı teşvik ettiği için bu sorunları daha da derinleştirmesidir. Sömürgeci güdüler başarısız rejimleri destekler ve servet eşitsizliğini teşvik eder. Buna karşılık tüm bu meseleler için İslâmi çözüm; Hilâfet çatısı altında halkların güvenlik ve servet dolaşımını teşvik eden İslâm’ın ekonomi modelidir.

 Bu sorunlardan bazılarını kısaca ele alalım:

2.1.1 - Çatışmanın Rolü

Çatışmaların yol açtığı zararlar arasında; toprak ve su kaynaklarının kirlenmesi sonucu ekinlere ve bitkilere verilen zararlar, petrol, gaz ve endüstriyel tesislerin oluşturduğu çevre kirliliği, su arıtma tesislerinin yetersizliğinin yanı sıra mayın ve diğer patlayıcı kalıntıları sayılabilir. Zira 1. Dünya Savaşı’nda kullanılan zehirli gazlar, 2. Dünya Savaşı’ndan bu yana kullanılan kara mayınları ve hava bombardımanları kapitalizmin egemen olduğu dünyada hiç eksik olmamıştır. Vietnam Savaşında kullanılan Napalm nedeni ile ormansızlaşma, 1991’deki Körfez Savaşı seyreltilmiş uranyum kullanımı ve Filistin halkına karşı kullanılan beyaz fosfor bunlardan bazılarıdır. Kapitalizmin dünyası, nükleer silahları sivillere karşı ilk kez icat eden ve kullanan bir dünyadır.

Daha yakın zamanda Afganistan (1979 ve 2001), Irak (1991 ve 2003), Suriye (2011), Yemen (2014’ten bu yana) ve daha fazla yerel çatışma yaşanmaktadır. Bu çatışmalarda doğrudan öldürmenin yanı sıra çevresel zarar nedeniyle meydana gelen hastalıklar ve ölümler de devam etmektedir. 1991’deki Körfez Savaşı’ndan sora özellikle çocuklarda kanser görülme oranlarında ciddi bir artış izlendi. Irak’taki kanser oranındaki bu yüksek artış, uranyum kullanımına bağlıdır. Her ne kadar bu gazların doğrudan etkiye maruz kalmadan zarar vermeyeceği iddia edilse de işgalci ABD askerleri üzerindeki etkisine yönelik araştırmalar, sadece işgalci güçlere değil sivil halka da zarar verdiği gerçeğini desteklemektedir.

Bu tür çatışmalar, doğası gereği sömürü felsefi temeline dayanan militarize bir dış politikaya sahip kapitalizm ile bağlantılıdır. Thomas Friedman, “McDonald’s, F-15’in tasarımcısı McDonnell Douglas olmadan kapitalizm gelişemez” diyerek bu ilişkiyi vurgulamıştır.

Bu nedenle çatışmalardan etkilenen bölgelerdeki insanların güvenlik durumlarının İslâmi açıdan ele alınması bu tür birçok zararı hafifletecek veya önleyecektir.

2.1.2 - Kötü Yönetimden Kaynaklanan Sorunlar

Fakirlik

Dünyada var olan yoksulluğa, kötü hijyen, yetersiz kanalizasyon ve kirli su eşlik ediyor. Gerçekte bu durum insanların işleriyle ilgilenmeyen ve serveti dolaşıma sokamayan yönetimin başarısızlığıdır. Yine bu başarısızlıklar, insanların günlük olarak şu an yaşamak zorunda kaldıkları çevresel felaketlerin tek sebebidir. Bu acı gerçekler gelecekte oluşacaklar hakkında tartışmaya veya endişeye maruz kalan bir konu değildir.

Günümüzde birçok insan kirli su içmek veya bununla banyo yapmak zorundadır. Acil önlem alınması gereken bu vahim durum hala ihmal edilmektedir. İçme suyu ile kolera, tifo, Shigella, E.coli gibi hayatı tehdit eden bakteriler banyo suyu ile hepatit A ve norovirüs enfeksiyon oluşturan virüsler; Cryptosporidium ve Giardia gibi protozoalar ve şistozomiyazis gibi diğer parazitler birçok yerde sürekli bulaşma riski oluşturmaktadır. 2019 tarihli bir Dünya Sağlık Örgütü raporunda, en az 2 milyar insanın dışkıyla kirlenmiş bir içme suyu kaynağı kullandığı ve kirlenmiş içme suyunun her yıl ishalden 485.000 ölüme neden olduğu tahmin edilmektedir.

Kirli suyun arıtılarak temiz su elde edilmesi, gelişmiş ülkelerin bir asırdan fazla bir süre önce üstlendiği ve bu tür hastalıkların görülme sıklığını önemli ölçüde azaltan politik bir eylemdi. Bununla birlikte, birçok ülkede -özellikle eski kolonilerde- yönetim o kadar zayıf ki, bu temel adımlar henüz ele alınmadı bile. Küresel eşitsizlik Kapitalist dünyada aşırı bir şekilde arttı ve temel hijyen standartlarından yoksun olanlarla olmayanlar arasındaki uçurumu genişletti. Dolayısıyla zenginliği geniş çapta dağıtan ekonomik politikalar yoluyla yoksulluğu ele almak ve yoksulluğun etkilerinin bazılarını gidermek için yönetimi geliştirmek, günümüz gerçek sorunlarına çözüm bulmak için atılabilecek adımlardır.

Biyolojik olarak parçalanamayan atık maddelerin birikmesi

Organik ürünlerin yaptığı gibi parçalanmayan plastik bazlı ürünlerin yoğun kullanımı, hem çöp sahaları hem de deniz yoluyla bertarafı etkileyen, aynı zamanda suyollarının kirlenmesi açısından da büyük bir sorundur. ABD çevre koruma ajansı 2018’de yaklaşık 146 milyon ton katı atığının (132 milyon metrik ton) çöp sahasına atıldığını tahmin ediyor. Bu oranlarda gıda, yaklaşık %24 ile en büyük bileşen olurken plastikler, %18’in üzerinde bir paya sahip. Bu Kapitalizmin beslediği büyüme zorunluluğu ve tüketici felsefesinin bir yan ürünüdür -ve daha sonra daha ayrıntılı olarak tartışılacaktır-.

İslâmi ekonomik sistemin yanı sıra İslâmi değerler de bunun önlemesi için çok şey yapacaktır. Bunlara ek olarak meseleleri iyi bir yönetim düzeni ve bakış açısı ile ele alacaktır.

Endüstriyel Kirliliğin Diğer Biçimleri

Su: Yukarıda belirtilen hijyen sorunlarının yanı sıra fabrikalardan gelen kimyasal kirleticiler, tarımsal kaynaklı gübreler ve kanalizasyonlar aracılığı ile canlılara bulaşabilir. Ağır metaller zararlı kimyasallar mikro plastikler ve hatta radyoaktif izotoplar zararlı kirleticilerdir. Bu kirleticiler, nehir ve denizlere atılan çöpler, yediğimiz yemek ve kullandığımız su ile insanlara tekrar geri dönmektedir. Fukuşima nükleer felaketi havanın yanı sıra suyu da kirletti. Benzer şekilde Çernobil faciasındaki radyoaktif sızıntı suyun, toprağın kirlenmesine neden oldu.

__________

Su Kalitesi Gerçekleri:

●Dünya genelinde her dokuz kişiden biri onaylanmamış ve güvensiz kaynaklardan içme suyunu kullanıyor.

●2,4 milyar insan herhangi bir kanalizasyon olmadan yaşıyor.

●Kanalizasyon eksikliği su kirliliğinin en önemli nedenlerinden biridir.

●Gelişmekte olan ülkelerdeki kanalizasyonun %90’ı doğrudan su kütlelerine arıtılmadan deşarj ediliyor.

●Her gün 2 milyon ton kanalizasyon ve diğer atık sular temiz su kaynaklarına akıyor.

●Endüstri her yıl yaklaşık 300-400 megaton atığı denizlere, nehirlere boşaltıyor.

●Tarımsal ve kentsel kaynaklı kirlilik endüstriyel kaynaklı kirlilikle birlikte toplam kirletici yükünü büyük ölçüde artırır.

●Küresel biyo-çeşitliliğin yaklaşık üçte birinin yok olmasının su kaynaklarının ve su ekosistemlerinin kirlenmesi nedeniyle bozulmasının bir sonucu olduğu tahmin edilmektedir.

●Atık suların tarımda yeniden kullanımı geçim kaynakları için önemlidir ancak ciddi sağlık riskleri ile ilişkilidir.[1]

__________

Hava kirliliği: Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) yılda 7 milyon insanın hava kirliliğinden öldüğünü tahmin ediyor. Dünya çapında her 10 kişiden 9’unun yüksek düzeyde kirletici içeren hava soluduğunu tahmin ediyor. Hava kirliliğinin kalp hastalığı ve inmeden kaynaklanan yetişkin ölümlerinin %25’ine, akciğer kanseri ölümlerinin %29’una ve kronik obstrüktif akciğer hastalığından ölümlerin %43’üne katkıda bulunduğu tahmin edilmektedir. Ne yazık ki Bangladeş, Pakistan, Hindistan ve Afganistan en kötü hava kirliliğine sahip ülkeler olarak kabul ediliyor.

Bunların tümü standartların belirlenmesi, izlenmesi ve uygulanması açısından iyi yönetimi gerektirir. Bu da dünyanın birçok yerinde ne yazık ki eksiktir.

2.2 - İklim Değişikliği

Bu, bugün tartışılan en güncel konudur. Normalüstü sıcaklıkların insan sağlığına zarar vermesinin yanı sıra yükselen deniz seviyeleri ve su baskınlarının, insanların kitlesel yer değiştirmesine ve gıda güvensizliğine neden olabileceğinden korkuluyor.

Bugün bilim uzmanlarının baskın görüşü, dünyanın ortalama sıcaklığının 50 yıl öncesine göre neredeyse iki kat arttığı yönünde. Bunun sadece doğal döngülerle açıklanamayacağı ve insanlar tarafından yayılan sera gazlarının (GHG’ler) bu artışa katkı sağladığı iddia ediyor. Atmosferimizdeki ısıyı hapseden bu sera gazları arasında karbondioksit, metan ve azot oksit bulunur. Şu anda sera etkili gazların atmosferdeki oranının son 800.000 yılın en yüksek oranı olduğu iddia ediliyor. Bu ısının hapsedilmesinin ardından aşırı sıcaklık artışı hassas ekosistemlerin yok olması, kuraklık ve kasırgalar gibi hava olaylarına sebep olabilir.

Bu baskın görüş, insan kaynaklı çevresel bozulmanın kanıtı niteliğindedir. Devletlerarası İklim Değişikliği Paneli (IPCC) Ağustos 2021’de yayınlanan “Politikacılar İçin Özet” olarak bilinen 42 sayfalık belgede özetlenmiştir.

IPCC 2021 raporunun vurguladığı başlıca hususlar şunlardır:

•Küresel yüzey sıcaklığı, 2011-2020 arasındaki on yılda 1850-1900 arasındakinden 1.09°C daha yüksek olduğu.

•Son beş yıl, 1850’den bu yana kaydedilen en sıcak yıl oldu.

•Son zamanlardaki deniz seviyesindeki yükselme oranı, 1901-1971 ile karşılaştırıldığında neredeyse üç katına çıktı.

•1990’lardan bu yana buzulların küresel olarak geri çekilmesinin ve Kuzey Kutbu deniz buzundaki azalmanın ana itici gücü büyük olasılıkla %90 insan etkisidir.

•Soğuk hava olaylarının daha az sıklıkta ve daha az şiddetli hâle gelmesine karşın sıcak hava dalgaları ve aşırı sıcakların 1950’lerden beri daha sık ve daha yoğun hâle geldiği neredeyse kesindir.[2]

Bu durumun ayrı ayrı ülkeler tarafından tek başlarına ele alınamayacak bir konu olduğu ortadadır. Çünkü iklimler, hava ve suyolları sınırları aşarken devletler meseleleri çözmek için işbirliği yapmak zorundadırlar.

Bununla birlikte bu tamamen tartışmasız kabul edilecek bir görüş değildir.

İlk olarak; IPCC’yi “egemen çevrelerin sesi” olarak görenler var. IPCC’nin şu anki yapısı 195 Üye Hükümet ve 134 gözlemci kuruluştan oluşmaktadır. Finansmanı bazı üye hükümetlerin yanı sıra AB ve BM ajansları aracılığıyla sağlanmaktadır. Bu maddi ilişki, IPCC’nin kendi içinde bağımsızlığı konusunda şüphe uyandırmaktadır.

İkincisi; bilim nadiren tarafsızdır. Çıkar çatışmaları hariç tutulsa bile iklim değişikliği konusundaki tartışmalar o kadar kutuplaşmış durumdaki, kişisel önyargıyı ortadan kaldırmak zor.

Üçüncüsü; bilim nadiren mutlaktır. Herhangi bir konuda ne kadar çok değişken olursa bilim o kadar az mutlak olur. Dolayısıyla iklim değişikliğinin bilim tarafından ele alınan en karmaşık fenomenlerden biri olduğu düşünüldüğünde, en güçlü görüşleri bile belirsiz hâle getirdiğini söyleyenler var. Bundan sonra insan davranışının katkısını anlamak daha da az belirgin ve dolayısıyla önerilen çözümler (örneğin; CO2 emisyonu hedeflerini belirleme açısından) daha da az kesindir.

Her iki görüşten bağımsız olarak bu tartışmada akılda tutulması gereken birkaç önemli nokta vardır:

a. Kapitalizm, tüketim ve sonsuz bir ekonomik büyüme arayışına meydan okumak gibi bir niyeti olmadığına göre kirliliğe neden olan maddi ürünlere olan talebi yönetme ihtiyacını göz ardı ediyor, demektir.

b. Hedeflerle ilgili uluslararası müzakerelerde söz sahibi, kendi çıkarları doğrultusunda hareket etmek için yarışan güçlü devletlerdir. Bunların her biri, müzakerelerde kendi lehlerine bir sonuç elde etmeye çalışır. Bu görüşmelerde Müslüman dünyası ve hatta gelişmekte olan dünya için güçlü bir ses yoktur.

c. Gelişmiş dünya küresel ekonomik yarışta önde olmak için teknolojik değişiklikler yapmakta acele ederken bu, kötü yönetim ve strateji eksikliği yüzünden gelişmekte olan dünyanın geride kalmaya devam edeceği anlamına gelmektedir.

Küresel ısınmanın maddi şeylere olan talebi körükleyen aşırı tüketim ve tüketici talebini karşılamak için düzensiz sanayileşmesi, kapitalizm ile doğrudan bağlantılıdır. Bu konuyu bir sonraki bölümde daha ayrıntılı olarak ele alacağız.

Ne var ki çok az politikacı, kapitalizmin küresel iklimi etkilediği varsayılan zararlardan sorumlu olduğu düşünülen bu aşırılıklara yönelik politikalar önermektedir.

Mevcut iklim değişikliği tartışmaları temelde jeopolitik dengeler ile ilgilidir. Ekonomik hâkimiyet ve enerji güvenliği için devletlerin birbirleriyle rekabetiyle ilgilidir. Bu tartışmalar dünyaya yardım etmekle değil her bir ülkenin kendi çıkarları doğrultusunda gündemi tanımlamalarıyla ilgilidir.

 


[1] Kaynakhttps://en.unesco.org/waterquality-iiwq/wq-challenge (erişilen tarih 26.9.21) 

[2] Climate change: IPCC report is ‘code red for humanity,’ BBC Online, 9 August 2021, https://www.bbc.co.uk/news/science-environment-58130705

SON HABERLER