loader
TERCÜME: “BENİ ŞEYBAN’IN ZAYİ ETTİĞİ FIRSATI TALİBAN DEĞERLENDİREBİLECEK Mİ?”

TERCÜME: “BENİ ŞEYBAN’IN ZAYİ ETTİĞİ FIRSATI TALİBAN DEĞERLENDİREBİLECEK Mİ?”

Hizb ut Tahrir Tunus Medya Bürosu Başkanı Dr. Esad el Aceli, sosyal medya hesabından yayımladığı makalesinde, “Beni Şeyban” hadisesinden hareketle Taliban’a eline geçen bu tarihî fırsatı tekrar kaçırmaması tavsiyesinde bulunuyor.

Köklü Değişim Medya olarak bu makaleyi sizler için tercüme ettik. İstifadenize sunuyoruz.

Beni Şeyban’ın Zayi Ettiği Fırsatı Taliban Değerlendirebilecek mi?

Rasulullah efendimiz İran sınırında bulunan Arap Yarımadası’nın kuzeyindeki “Beni Şeyban” kabilesinin liderleriyle nusret talebi için görüştüğünde söze ilk önce Ebu Bekir başladı. Ebu Bekir’in ardından Rasulullah efendimiz Beni Şeyban’ın kendisini koruyabileceğinden, sahip çıkacağından ve davasına nusret vereceğinden emin olduktan sonra davasını beni Şeyban’a arz etti. Ve Şöyle buyurdular:

[أَدْعُوكُمْ إِلَى شَهَادَةِ أَنْ لَا إِلَهَ إِلَّا اللهُ وَحْدَهُ لَا شَرِيكَ لَهُ، وَأَنِّي رَسُولُ اللهِ، وَأَنْ تُؤْوُنِي، وَتَمْنَعُونِي، وَتَنْصُرُونِي حَتَّى أُؤَدِّيَ عَنِ اللهِ الَّذِي أَمَرَنِي بِه] “Ben sizlere Allah’tan başka ilah olmadığına, Allah’ın şeriksiz ve bir olduğuna, benim de Allah’ın kulu ve Rasulü olduğuma şahadet etmeye, Allah tarafından bana emredilen işleri hakkıyla yerine getirinceye kadar beni barındırmaya, korumaya, yardımcı olmaya davet ediyorum.” Bu sözlerin ardından Rasulullah onlara Kur’an ayetlerinden okudu ve onları İslâm’a girmeye teşvik etti.

Beni Şeyban kabilesinin liderleri İslâm’ın emrini kabul etmede aynı derecede değillerdi. Onlardan özellikle istenen sadece iman değil, bilakis İslâm uğrunda savaşmaktı. Bundan dolayı kabilelerinin askerî görüşünü almak önemliydi. Bunun üzerine harp emirleri el-Musenna bin Harise eş-Şeybani Rasulullah’a “Beni Şeyban’ın Kisra nehri ile Arapların suları arasında bir yerde (başka bir ifadeyle İran sınırına yakın bir yerde) konuşlandığını” söyledi ve ardından da şöyle dedi: “Kisra; herhangi bir hadise çıkarmayacağımıza, bir hadise çıkarıcıyı barındırmayacağımıza dair bizden söz almıştır ve orada ancak bu şartla konaklamış bulunuyoruz. Senin bizi kabule davet ettiğin iş ise hükümdarların hoşuna gitmeyebilir. Arap Yarımadası tarafına düşen kısmımıza gelince; o taraftan sana yardım etmemizi istersen bunu kabul ederiz!” Bunun üzerine Allah’ın Rasulü şöyle buyurdu:

[وَإِنَّ دِينَ اللهِ لَنْ يَنْصُرَهُ إِلاَّ مَنْ أَحَاطَهُ مِنْ جَمِيعِ جَوَانِبِهِ] “Siz bana kötü bir cevap vermediniz. Zira doğruyu söylediniz. Kesinlikle Allah’ın dinine ancak dinden taviz vermeksizin/bütün yönleriyle kuşatan yardım edebilir.” Bu başka bir ifadeyle İslâm’a; Arap bölgesinden yardım etmeyi kabul edip İran bölgesinden yardım etmeyi kabul etmeyerek nusret verilemeyeceği anlamına gelmektedir. Bu konuşulanlar üzerine Rasulullah efendimiz şu dehşet verici hakikati dile getirdi:

[أَرَأَيْتُمْ إِنْ لَمْ تَلْبَثُوا إِلَّا قليلًا حَتَّى يُوَرِّثَكُمُ اللهُ أَرْضَهُمْ وَدِيَارَهُمْ] “Çok geçmeden onların topraklarını ve ülkelerini Allah size miras bıraktığında hâlinizi hiç düşündünüz mü?” Başka bir ifadeyle Rasulullah yakın zamanda İran topraklarının Müslümanların ayakları altında hezimete uğrayacağını müjdeliyordu.

Rasulullah efendimiz doğru söylemiştir… Sözlerinin üzerinde on beş sene geçememişti ki Müslümanlar İran saraylarını yerle yeksan ettiler ve Kisra topraklarını titrettiler. Zamanında İran Kisra’sından korkan (korktuğu için Rasulullah’ın nusret talebine hayır diyen)[1] Müsenna ibn Harise ise Müslüman olduktan sonra İran Kisra’sını tahtından uzaklaştıran komutanlardan birisi olmuştur.

Beni Şeyban İran İmparatorluğundan korktuğu için böylesi tarihî bir fırsatı zayi etti. Allah’ın Rasulü’ne Akabe’de beyat eden ve Medine’de yönetimi Rasulullah’a tevdi/teslim eden Medine-i Münevvera ehlinden Evs ve Hazreçliler ise Allah’ın dinine yardım hususunda büyük bir şerefe nail oldular. Allah da onların şanlarını yüceltti, Kur’an’da onları anarak ölümsüzleştirdi ve onları “Ensar” olarak adlandırdı. Hilâfet’in yıkılmasının ardından ise nusret kapısı yeniden aralandı, Allah’ın dininde yardım etme olanağı yeniden oluştu.

(Bundan yıllar önce) Hizb-ut Tahrir, ABD savaşından önce idareyi ele aldıklarında/yönetime sahip olduklarında Taliban’a bir heyet gönderdi. Hizb-ut Tahrir Taliban’dan Hilâfet projesine katılmalarını/destek vermelerini istedi, ancak Taliban bunu reddetti. İş işten geçtikten sonra ise Molla Ömer Hilâfet projesini reddetmenin hata olduğunu fark etti. Bugün Hizb-ut Tahrir emiri âlim “Ata bin Halil Ebu Raşta” yayınladığı mesajda, Amerika ile müzakereleri kesme, uluslararası baskıya boyun eğmeme ve Hizb-ut Tahrir ile Hilâfet projesine katılma çağrılarını yenilemektedir.

Taliban bugün bir yol ayırımındadır. Ya bu fırsatı değerlendirir ve çevre ülkelerdeki Müslümanlarla bütünleşebilmek için Hizb-ut Tahrir ile birlikte hareket eder,  Afganistan’ı, özellikle Özbekistan, Kırgızistan ve Pakistan’da Hilâfet fikrinin yaygın olması nedeniyle Hilâfet projesinde bir dönüm noktasına dönüştürür ya da davası ve milleti pahasına fasit olan bölgesel ve uluslararası sistemde erir gider...

 


[1] Mütercim notu

SON HABERLER