loader
ERDOĞAN’IN “EKONOMİK KURTULUŞ SAVAŞI” KİME KARŞI?

ERDOĞAN’IN “EKONOMİK KURTULUŞ SAVAŞI” KİME KARŞI?

Köklü Değişim Medya

Türkiye’de uzun zamandır ağır bir şekilde hissedilen ekonomik krizle birlikte halkta da ağır yaşam koşulları karşısında homurdanmalar başlandı. Halkı teskin edip, zaman kazanma isteğinde olduğu hissini veren Erdoğan, dün kabine toplantısı sonrası yaptığı açıklamada “Ekonomik Kurtuluş Savaşı” söylemini ortaya attı.

Türkiye’de uzun süredir ekonomik atmosfer kasvetli bir havaya bürünmüş durumda. Muhalefet elinde bir çare olmadığı halde ekonomi kılıcını çekerek üst üste darbeler vurarak iktidarı yıpratmak için kamuoyu oluşturuyor. Bu kamuoyunu dağıtmak ve halk desteğini arkasına almak isteyen Cumhurbaşkanı Erdoğan ise karşı tarafı düşman olarak niteleyip, “Ekonomik Kurtuluş Savaşı” söylemini ortaya atıp, gardını alıyor. Her iki tarafın elinde ekonomiyi düzeltecek köklü bir çözüm bulunmadığı için vakayı sübjektif olarak kendi çıkarlarına göre yorumlayıp, iktidar savaşında birbirlerini suçlayarak taraftar toplamaya yönelik algı savaşı yürütüyorlar. Bozuk kapitalist iktisat nizamının sürekli kriz ürettiği bugüne kadar gelen 66 hükümetin iktidarında yaşanmış bir gerçek. Geçici çözümler ile halkın üzerindeki yük biraz hafifletilse de yine krizlere mahkum kısır döngüye geri dönülüyor. Her iki taraf da asıl sorunun sömürgeci Batı’nın dayattığı dolar ve faiz cenderesinde sıkışmış laik kapitalist demokratik batıl nizam olduğu gerçeğini halktan saklayarak birbirlerini suçlayıp klasik sandık kavgasına devam ediyor. Yine her iki taraf da küresel haydut düzenini dayatan farklı Batılı odakları dost ve müttefik diye nitelendirmeye devam ederken, ekonomik kurtuluş savaşının bir propaganda malzemesinden ibaret olduğu düşüncesi ağır basıyor.  

Türkiye’de durum bu halde iken Cumhurbaşkanı Erdoğan, kabine toplantısının ardından kameraların karşısına çıkıp, açıklamalarda bulundu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, İzmir depreminin ardından yapımına başlanan konut ve dükkanların, 26 Kasım'da hak sahiplerine teslim edeceklerini duyurduktan sonra ekonomiyi değerlendirdi. Yüksek borçlanma maliyetinin karşılığının şantaj olarak döndüğünü, parlamenter sistemde hükümetin bu şantaja dayanamadığı için siyasi istikrasızlık yaşandığını ileri sürüp, başkanlık sistemini savunan Erdoğan şöyle devam etti:

"Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi sayesinde bu mücadeleyi verebilecek dirayete ve azme kavuştuk. Kurdaki hareketlerin etkisiyle yükselen enflasyonla yükselen ekonomik sıkıntılar elbette vardır. Fiyatlardaki düzenli artışı ifade eden enflasyonun olduğu yerde yatırım olmayacağı, üretim azalacağı, istihdam düşeceği için dengeler bozulur. Sadece kurdaki yükselişe bağlı olarak ortaya çıkan fiyat artışıyla yatırımı, üretimi, istihdamı doğrudan etkilemez. Velev ki bunun adı enflasyon olsa bile, dünyaya baktığımızda ülkelerin enflasyonu yenmek için farklı politikalar izlediğini görüyoruz. Kimi faizi artırmış, kimi döviz çıpası kullanmış, kimi enflasyon hedefine gitmiştir. Geçmişte enflasyon sorunu bulunmayan ülkelerin ortak özelliği cari açık vermemeleridir."

Covid-19 salgını nedeniyle dünyada bir süredir yaşanan ekonomik sürecin iktisat teorileri ile açıklanamayacağını söyleyen Erdoğan şunları söyledi:

"Üretici fiyatları enflasyonu Amerika'da yüzde 9'u Almanya'da yüzde 18,4'ü, Çin'de yüzde 13,5'i gördü. Alınan tedbirlerle bu üretici enflasyonu rakamlarının tüketici enflasyonuna kısmen daha düşük yansımız olması küresel ekonominin önündeki hayati sorunları ortadan kaldırmıyor. Faiz artırımına gitmeleri veya parasal daralmaya yönelmeleri zor gözüküyor. AB tarafında da parasal genişlemeye devam etme ve faiz artırımından uzak durma yaklaşımı hakimdir. Çin'in de ciddi bir finansal genişleme politikasıyla parasının değerini düşürmeyeceği anlaşılıyor. Karşımızdaki bu tablo bizi bir tercihe zorlamıştır. Ya ülkemizden eskiden beri hakim olan anlayışı sürdürecektik, ya da kendi önceliklerimize göre yolumuza devam ederek tarihi bir mücadeleyi göze alacaktık. Biz mücadeleyi tercih ettik. Geçmişten beri her alanda olduğu gibi finansal kriz yönetimlerinde de çok büyük birikim ve tecrübe sahibi bir ülke olarak dünyanın içinden geçtiği dönemde fırsatları değerlendirmekte kararlıyız. Ülkemizi denklemin dışına itmek isteyenlerin kur, faiz ve fiyat artışları üzerinden oynadıkları oyunları görüyoruz. Biz aynı oyunu vesayetle mücadelemizde gördük. Biz aynı oyunu terör örgütleriyle mücadelemizde gördük. Biz aynı oyunu darbe girişimlerinde gördük. Biz aynı oyunu uluslararası nice hadisede, nice platformda gördük. Ülkemizi bunca tuzaktan, badireden nasıl çıkardıysak Allah'ın yardımı ve milletimizin desteğiyle bu ekonomik kurtuluş savaşından da zaferle çıkartacağız. Biz geçmişte uzunca bir süre denenmiş ama bir türlü sonuç alınamamış yüksek faiz, düşük kur kısır döngüsü yerine üretim, yatırım, istihdam, büyüme odaklı ekonomi politikasında ülkemiz ve milletimiz için en doğrusunu yapmakta kararlıyız. Kurun piyasadaki hareketlerini bunun için takipte özellikle kararlıyız. Yatırımı, üretimi, ihracatı bu yüzden teşvik ediyoruz. Felaket tellallarının gürültülerini bunun için dikkate almıyoruz. Mandacı iktisatçıların reçetelerine bunun için itibar etmiyoruz. Fahiş fiyat artışları yapan fırsatçılara da göz açtırmayacağız, hepsinin tepesine tepesine bineceğiz. Bu politikayla biz ne yaptığımızı, niçin yaptığımızı, hangi risklerle karşı karşıya bulunduğumuzu, sonunda ne elde edeceğimizi gayet iyi biliyoruz."

Bireysel yatırımcılar ile geliri döviz olmayanların dolarla borçlanmasına imkan vermeyerek kur üzerinden kumar oynanmasını engellediklerini ifade eden Erdoğan, "Bugün ülkemizde geçmişten farklı olarak bireylerin döviz borcu değil, bankalarda ve yastık altında ciddi bir döviz varlığı vardır" dedi. "İhracat ve ithalat işi olanlar dışında kayda değer düzeyde döviz borcu olan şirketimiz yoktur" diyen Erdoğan şunları kaydetti:

"Bankalarımızın açık pozisyonları bulunmuyor. Bütçe performansımız oldukça yüksek bir seviyededir. Büyük altyapı projelerini önemli ölçüde bitirdiğimiz için acil finansman ihtiyacımız da kalmadı. YİP modeli sayesinde devam eden projelerimizde kamu finansmanına yük getirmiyoruz. Turizm gelirlerimiz hızla artıyor. Savunma sanayimiz ülkemizin en önemli gelir kalemlerinden birine dönüşüyor. İstikrarsızlık bölgelerindeki başarılı kriz yönetimimiz insani ve siyasi hareket alanımızı genişletiyor. Karadeniz'de bulduğumuz doğalgaz enerji konusundaki umutlarımızı güçlendirdi. Fazla vermeye başlayan cari denge, attığımız adımların amacına uygun sonuçlar doğurduğuna işaret ediyor. Faiz sebeptir, enflasyon neticedir. Bu tespitimiz ülkemizin bugüne kadar yaşadıklarından çıkardığımız derslere dayanmaktadır. Faizin sebebini belirleyecek olan ülkenin ihtiyaçlarıdır. Ülkemizi mandacı iktisatçıların arzuladığı şekilde küçültecek, insanlarımızı açlığa yoksulluğa mahkum edecek politikaları reddediyoruz. Bunun yerine sorunlarımızı kendi çözümlerimizle aşacak adımları atıyoruz. Yeni küresel sistem arayışları ve ülkemizin sahip olduğu güçlü altyapı böyle bir mücadele için bize geçmişte olmadığı kadar uygun bir zemin sunmaktadır. Küresel finans çevrelerinin ülkemizi bunca zamandır ekonomik boyunduruk altında tutanların şimşeklerini üzerimize çektiğimizin de elbette farkındayız. Ülkemizin ve milletimizin ekonomik kurtuluşu için böyle davranmamız gerekiyor. Biz de işte bunu yapıyoruz, yapmaya da devam edeceğiz. Bu politikanın insanlarımızın günlük hayattaki olumlu yansımalarını görmeye başlayacağız."

 

SON HABERLER