loader

Zaman Akıp Gidiyor!

 

Hiç kuşku yoktur ki, zaman, Allah Subhanehu ve Teâlâ’nın insanoğluna verdiği en önemli nimetlerden biridir. Zira yeryüzündeki birçok nimetin alternatifi, kaybedilmişse telafisi ya da satın alınması mümkünken, geçen ânın/zamanın satın alınması ya da geri getirilmesi asla mümkün değildir.

Maalesef insanoğlu, en büyük sermayesi olan zaman nimetini idrak hususunda zafiyet içerisindedir. Kapitalist ideolojinin hayatı kuşatması ve dünya sevgisinin ön plana çıkmasıyla kısa sürede büyük kazanımlar sağlayacak pragmatist/menfaatçi bir bakışın etkisine giren Müslümanlar, en büyük sermayesi olan zamana karşı sorumluluktan uzak durmaktadır. Altın ve döviz fiyatlarını, dahası kazançlarını, neredeyse her saat takip eden, tasarruf ve birikim kampanyalarını dikkatle izleyen Müslümanı, kapıldığı hayal dünyasında zamanı hoyratça boşa harcarken görmekteyiz.

En kıymetli ve kaliteli zamanlarını, bilgisayar, TV ve telefon karşısında hesapsızca harcayanlar, feda ettiği zamanın karşılığında ne kazandığının ya da neyi kaybettiğinin hesabını yapmak zorundadır. Hemen hemen her ânımızın vazgeçilmezi hâline gelen akıllı telefonlarla ilişkimizi zamanın kıymeti açısından yeniden ele almak gerekir. Zira hiçbir plan olmaksızın, can sıkıntısından saatlerce aynı ekrana kilitlenen insan, aslında en büyük imkânı olan aklını ve en değerli sermayesi olan vaktini, boşa harcamaktadır. Doğru ve planlı olarak kullanılmadığında, halkı köleliğe alıştırmak, geri kalmışlığı/çöküntüyü topluma yerleştirmek, fikrî uyanışı engellemek için kullanılan teknolojinin, zamanı boşa harca(t)mak adına, küresel bir proje olduğunu da unutmamak gerekir.

Dolayısıyla Müslümanların yapması gereken; “Zamanı hayırda nasıl kullanırım?” sorusuna doğru bir cevap bulmak ve Allah’ın rızasına götürecek iş ve amelleri ifa ettiği bir hayat anlayışına sahip olmaktır.

Allah Subhanehu ve Teâlâ birçok ayette zamana yemin ederek, insanı bu konuda büyük bir dikkate ve tefekküre davet etmiştir:

[وَالشَّمْسِ وَضُحٰيهَاۙ وَالْقَمَرِ اِذَا تَلٰيهَاۙ وَالنَّهَارِ اِذَا جَلّٰيهَاۙ وَالَّيْلِ اِذَا يَغْشٰيهَاۙ وَالسَّمَٓاءِ وَمَا بَنٰيهَاۙ وَالْاَرْضِ وَمَا طَحٰيهَاۙ] “Aydınlandığında sabaha, şafağa, kuşluk vaktine, tan yerinin ağarmasına, güneşi açıp ortaya çıkaran gündüze, açılıp aydınlandığı zaman gündüze.” [Şems Suresi 1-6] yemin eden ayetler, apaçık zamanın kıymetine vurgu yapmakta, adeta günün başlangıcını ve en verimli ânını nasıl geçirdiğimizi muhasebe etmeye davet etmektedir. Akşam vaktine yemin eden ayetler, biten bir günün hesabı, götürdüklerine ve kazanımlarımıza dikkatimizi çekmektedir:

[وَنَفْسٍ وَمَا سَوّٰيهَاۙ فَاَلْهَمَهَا فُجُورَهَا وَتَقْوٰيهَاۙ قَدْ اَفْلَحَ مَنْ زَكّٰيهَاۙ وَقَدْ خَابَ مَنْ دَسّٰيهَاۜ كَذَّبَتْ ثَمُودُ بِطَغْوٰيهَاۙ اِذِ انْبَعَثَ اَشْقٰيهَاۙ فَقَالَ لَهُمْ رَسُولُ اللّٰهِ نَاقَةَ اللّٰهِ وَسُقْيٰيهَا۠] “Çekilip gittiğinde, karanlık çöktüğünde, yöneldiğinde geceye ve içinde topladıklarına, on geceye, geçip giden geceye, güneşi örten geceye.” [Şems Suresi 7-13] yemin ile başlayan ayetler, aynı zamanda çalışma, tefekkür, kültürel gelişim, ibadet, daveti taşımak vs. için en uygun ve en elverişli zaman olan gecelerin nasıl yaşandığını adeta gözden geçirmeye davet etmektedir.

[وَالْعَصْرِۙ اِنَّ الْاِنْسَانَ لَف۪ي خُسْرٍۙ اِلَّا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ وَتَوَاصَوْا بِالْحَقِّ وَتَوَاصَوْا بِالصَّبْرِ] “Asra (zamana) yemin ederim ki, insan gerçekten ziyan içindedir. Bundan ancak iman edip salih ameller işleyenler, birbirlerine hakkı ve sabrı tavsiye edenler müstesnadır.” [Asr Suresi 1-3]

Bütün duygu, düşünce ve amel boyutuyla hayatın tamamına dair acı bir hüsran ve büyük bir kurtuluşu aynı anda ifade eden Asr Suresi, mutlak manada zamana yemin ile başlamaktadır. İnsanın hüsrana duçar olmasında da, kurtuluşa ermesinde de zamana karşı tutumunun hayati bir önem kazandığını ortaya koymaktadır. Aynı şekilde zamanı en güzel şekilde ihya etmenin, sağlam bir iman, salih amel, hakkı ve sabrı tavsiye olarak dört temel unsurunu ortaya koymaktadır. İmanı öteleyen, güzel ve hayırlı işleri ihmal eden, hakkı ve sabrı yaşamayı ve tavsiye etmeyi hayatın merkezi yapmadan geçen her ânın ziyan ve hüsran olduğunu açıkça ortaya koymaktadır.

Zaman bir mümin için Allah’ın bir nimeti ve emanetidir. Dünya ve ahiret huzuru için en kıymetli sermaye ve hesabı sorulacak bir hazinedir. Dahası, insan bu büyük zenginliği kendi emeğiyle elde etmemiştir. Dünya ve ahireti kazanması için kendisine bir nimet olarak bahşedilmiştir. Dolayısıyla kendisine lütfedilen zamana karşı büyük bir mükellefiyet içindedir. 

[ثُمَّ لَتُسْـَٔلُنَّ يَوْمَئِذٍ عَنِ النَّع۪يمِ] “O gün size verilen bütün nimetlerden mutlaka hesaba çekileceksiniz” [Tekasur Suresi 8] ayeti, zamanını, hesabını vereceği hayırlı iş ve amellerle değerlendirme konusunda Müslümana, dava adamlarına ciddi bir bakış kazandırmaktadır. İnsan zamanın şahitliğinde hayatının hesabını verecektir.

[اِقْتَرَبَ لِلنَّاسِ حِسَابُهُمْ وَهُمْ ف۪ي غَفْلَةٍ مُعْرِضُونَۚ] “İnsanların hesaba çekilecekleri gün yaklaşıyor; ama onlar halâ gaflet içinde umursamazlık gösteriyorlar.[Enbiya Suresi 1] ayeti, zamanı gelişigüzel kullanıp sonunda büyük bir pişmanlıkla “eyvah!” demenin faydasız bir hayıflanmadan öteye geçmeyeceğini haber veren oldukça çarpıcı bir uyarıdır.

Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem; “İki nimet vardır ki, insanların çoğu onlar(ı değerlendirme) hususunda aldanmıştır. Birincisi; sağlık, ikincisi; boş vakit.” buyurarak zamanın büyük bir nimet oluşuna ve vaktin özenle değerlendirilmesi gerektiğine dikkat çekmektedir. 

 Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem, zamanın kıymetini ne güzel ifâde eder:

“Bir kişi doğduğu günden ihtiyarlayıp vefat ettiği güne kadar Allah rızasını kazanma uğruna yüz üstü yerlerde sürünse (yani her türlü meşakkate katlanarak ibadet, taat ve hizmetlere koştursa), kıyamet günü bu yaptığını çok yetersiz görür (daha fazla yapmış olmayı ister).” [Ahmed, IV, 185; Beyhakî, Şuab, I, 479; Heysemî, I, 51; X, 225, 358]

 Muhammed bin Ebû Umeyra’nın rivayetine göre:

“…Ecir ve sevabını artırmak için dünyaya tekrar döndürülmek ister.

İslâm’da “boş zaman” veya “boşa geçirilecek bir tatil” anlayışı yoktur. Çalışırken yorulan bir insanın dinlenirken de bir işle meşgul olması, çalışarak dinlenmesi söz konusudur. Cenâb-ı Hak şu tavsiyede bulunur:

[فَاِذَا فَرَغْتَ فَانْصَبْۙ وَاِلٰى رَبِّكَ فَارْغَبْ] “Bir işi bitirince, hemen başka bir işe giriş, onunla uğraş! Hep Rabbine yönel ve O’na yaklaş!” [İnşirâh Suresi 7-8]

Yani ibadet ve hayırlı işlerin biri bittiğinde hemen diğerine koşmak gerekir. Bol bol tefekkür etmek gerekir ki Allah ile olan bağın kuvveti artsın. Zihin yorulursa kitap okumak gerekir. Ondan da yorulduk, o zaman emr-i bi’l maruf, nehy-i ani’l munker yani daveti taşımak, insanlarla canlı temas kurmak gerekir… Yorulduk diyelim, o zaman hayırlı olan başka bir iş yapmak gerekir; olmadı ibadet… Çok mu yorulduk; o zaman demleyin bir çay ya da kahve yapın eşinizle baş başa oturun, muhabbet edin; çocuklarınızla konuşun. Sonra pes mi ettiniz; o zaman da yatın, uyuyun, dinlenin. Zira nefsinizin de sizde hakkı var… Unutmayın ki; dünya hayatı bize, ahireti kazanmak ve ilahi rızaya nail olmak için verilen kısa bir mühletten başka bir şey değildir. Zamanı öyle güzel değerlendir ki, “Yarın vefat edeceksin!” denilse bile, programında herhangi bir değişiklik yapma ihtiyacı hissetmeyesin!

Zamanı şuursuzca tüketerek ömrünü ziyan edenlerin ahiretteki acıklı hâlini anlatan şu ayet-i kerime ne kadar ibretlidir:

[وَهُمْ يَصْطَرِخُونَ ف۪يهَاۚ رَبَّـنَٓا اَخْرِجْنَا نَعْمَلْ صَالِحاً غَيْرَ الَّذ۪ي كُنَّا نَعْمَلُۜ اَوَلَمْ نُعَمِّرْكُمْ مَا يَتَذَكَّرُ ف۪يهِ مَنْ تَذَكَّرَ وَجَٓاءَكُمُ النَّذ۪يرُۜ فَذُوقُوا فَمَا لِلظَّالِم۪ينَ مِنْ نَص۪يرٍ۟] “Onlar orada imdat istemek için: Ey Rabbimiz! Ne olur, bizi buradan çıkarıp dünyaya geri gönder de, daha önce yaptıklarımızdan başka, salih ameller işleyelim!, diye feryat ederler. Allah Teâlâ şöyle buyurur: Biz size, düşünüp ibret alacak ve hakikati görecek kimsenin düşünebileceği kadar bir ömür vermedik mi? Hem size peygamber de gelip ikaz etti. Öyleyse tadın azabı! Zalimlerin hiçbir yardımcısı yoktur!” [Fâtır Suresi 37]

“Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem bir gün, ‘Ölüp de pişmanlık duymayacak hiçbir kimse yoktur.’ dedi. Ashab-ı kiram, ‘Onun pişmanlığı nedir ya RasulAllah?’ diye sordu. Efendimiz SallAllahu Aleyhi ve Sellem, ‘Güzel bir Müslüman ise, bu hâlini daha fazla artırmamış olduğuna; kötü bir kişi ise, o kötülükten vazgeçmediğine pişman olacaktır.’ buyurdu.” [Tirmizî, Zühd, 59]

Tarih boyunca nice âlim ve dava adamları vakitlerini çok iyi değerlendirmişlerdir. İman ile başlayan Allah’a derin tefekkür, Kur’an okumak ve anlamak, anladıklarıyla gereği gibi amel etmek, doğru fikir ve duyguları en yakınlarından başlayarak toplumun her kesimine taşımak, yaşadıkları topraklardaki siyasi rejim ve onların uzantılarıyla fikrî ve siyasi mücadele etmek, namazı ikame etmek, nefsiyeti kuvvetlendirecek dua ve ibadetlerle meşgul olmak, dinine hizmet edecek ve onun davetini taşıyacak dava adamları yetiştirmek, fikrî ve siyasi eserler kaleme almak vs. gibi ne kadar hayırlı iş ve amel varsa onlar gereğini yerine getirme noktasında titiz davranmışlardır. Yani isminden sıkça söz edilen ve her birimizin ilmine ve ameline hayran olduğumuz, gıpta ettiğimiz ve hayırla yâd ettiğimiz o seçkin insanlar/dava adamları/âlimler zaman nimetini idrak etme ve doğru kullanma noktasında örnek alacağımız, bakışlarımızı çevireceğimiz yerdir.

Rebî bin Haysem Hazretleri, bahçesine bir mezar kazmıştı. Kalbinin katılaştığını hissettiği zamanlarda bu kabre girer, bir müddet orada kalırdı. Gün gelip dünyaya veda edeceğini ve mezarda bir istiğfar ve sadakaya muhtaç vaziyette kalacağını tefekkür eder, ahiretteki hesabını düşünerek bir muhasebe iklimine girerdi. Daha sonra:

[حَتّٰٓى اِذَا جَٓاءَ اَحَدَهُمُ الْمَوْتُ قَالَ رَبِّ ارْجِعُونِۙ لَعَلّ۪ٓي اَعْمَلُ صَالِحاً ف۪يمَا تَرَكْتُ كَلَّاۜ اِنَّهَا كَلِمَةٌ هُوَ قَٓائِلُهَاۜ وَمِنْ وَرَٓائِهِمْ بَرْزَخٌ اِلٰى يَوْمِ يُبْعَثُونَ] “Nihâyet onlardan birine ölüm gelip çattığında: ‘Rabbim! Beni geri gönder; ta ki boşa geçirdiğim dünyada salih ameller işleyeyim’ der…” [Mü’minûn Suresi 99-100] ayetlerini okurdu. Mezardan çıkınca da kendi kendine, “Ey Rebî! Bak, bugün geri çevrildin. Bu talebinin kabul edilmeyeceği, dünyaya geri gönderilmeyeceğin bir vakit de gelecektir. Şimdiden tedbirini al ve salih amellerini, Allah yolundaki gayretlerini ve ahiret hazırlıklarını ziyadeleştir.” derdi.

İmam Gazâlî Hazretleri şöyle buyurur:

“Oğul! Farz et ki bugün öldün. Hayatında geçirdiğin gaflet anlarına ne kadar üzüleceksin. “Âh, keşke!” diyeceksin. Lâkin heyhat!”

“Her mümin, sabah namazını kıldıktan sonra kendisine şu hatırlatmalarda bulunmalı: Benim sermayem ömrümdür. Ömrüm gidince sermayem de gider ve artık kazanma imkânım kalmaz. Bu başlayan gün, yeni bir gündür. Allah Teâlâ bugün de bana müsaade ederek ikramda bulundu. Eğer canımı alsaydı, elbette bir günlüğüne de olsa dünyaya geri gönderilip çokça salih ameller işlemeyi temenni edecektim. Şimdi farz et ki öldün ve bir günlüğüne dünyaya dönmene izin verildi. O hâlde bugün günahlara katiyen yaklaşma! Sakın ola ki bugünün bir ânını bile boşa geçirme. Zira her nefes, paha biçilemeyen bir nimettir.”

Nassların ve bu bakış açısıyla yoğrulan âlim ve dava adamlarının zamanın kıymetine bakışları böyleydi. Ancak bu bakış ve ehemmiyete paralel bir duyarlılığı bugün pek çok Müslümanda görebilmek maalesef mümkün değildir. Bırakın zamanın kıymetini bilmeyi, böyle bir nimet karşısında bizdeki duyarsızlık hatta vurdumduymazlık içler acısıdır. Oysa Müslümanlar olarak bizlerin sağlam bir zaman tasavvuruna sahip olmamız, zaman bilincini geliştirmemiz, zamanın bize verilen en değerli nimet olduğunu bilmemiz gerekmektedir. Ne yazık ki dilimize ve kültürümüze de yerleşmiş olan “zaman çok kötü!”, “zaman öldürmek”, “zamanım yok!”, “zamane çocuğu!”, “zaman sana uymazsa sen zamana uy!” şeklindeki söylemler, aslında zamana nasıl baktığımızın birer göstergesidir. Hâlbuki değeri bilindiği ve değerlendirildiği müddetçe zaman en kıymetli hazinedir. Yaşadığı en küçük zamandan sorulacağı bilinciyle hareket edip zamanı değerlendirerek onu, “iyi ve aydınlık” kılacak da aksini yaparak “kötü ve karanlık” hâle getirecek de biziz!

İslâm’ın bizlere öğrettiği zaman hassasiyeti bir dakikanın bile çok kıymetli ve değerli olduğudur. Hayat, Cenab-ı Hakk’ın her insana bir defa kullanmak üzere bahşettiği, son derece kıymetli ve sınırlı bir nimettir. Buna rağmen insanoğlunun en çok aldanıp zayi ettiği nimet de “zaman”dır. Zamanı, en değerli işlerde kullanmak şarttır. Çünkü hayatta her an yapılabilecek birden fazla iş vardır. Fakat bunların o an için en ehemmiyetlisini öne almak gerekir. Diğerlerini de derecelerine göre sıraya koymalıdır. Bu, zamanı en güzel şekilde değerlendirebilmek için dikkat edilmesi gereken önemli bir düsturdur.

Yüzeysel bir analizle öncelikle yapılması gereken; hayatta kalmak/yaşamak için temel ihtiyaçların temin edilmesi ve hayatın devamı için hayatiyet enerjisinin tatmin edilmesi ile şeriatın erkek ve kadına bu konuda yüklediği sorumlulukların gereklerini yerine getirme noktasında zamanın doğru ve yerinde kullanılmasıdır. Bunun dışında hem erkek hem de kadın için bolca bir zaman söz konusudur. Ancak ölümün ne zaman kapıyı çalacağı da meçhuldür. Bu yüzden hızlıca yapılacak doğru bir plan, kişiyi Allah’ın rızasını götürecektir. Müslüman hayatı, ömür boyunca yalnızca 1 ay yıllık izin kullanma hakkı verilen bir işçi gibi görmelidir. Zira bir daha asla izine çıkamayacağını bilen bir işçi, tüm imkânlarını kullanarak eşi ve ailesiyle birlikte, deniz kenarında, beş yıldızlı bir otelde, tam pansiyon güzel bir tatil yaparak bu izni değerlendirir, çünkü bir daha asla izin hakkı yoktur!

Ölümle sona eren bu hayata bir daha geri dönüş olmayacağına göre, bir Müslüman zamanı iyi değerlendirir: Allah’ın emirlerini yerine getirir, yasaklarından kaçınır, nafilelere sarılarak nefsiyetini kuvvetlendirir… Toplumun, dahası Müslümanların içerisinde bulunduğu çöküntüyü hisseder; bunun için bir şeyler yapılması gerektiğine inanır. Toplumun ancak İslâm ile, onun hayat nizamları ile, Râşidî Hilâfet’in yeniden kurulması ile kalkınacağını bilir. Bunun için, bu hedefi gerçekleştirecek İslâmi siyasi bir parti ile çalışır. Bu partinin kendisinden istediği davetin gerekliliklerini yerine getirir. İslâm davetini güzel bir dil ve üslup ile en yakınlarından başlayarak etrafındaki insanlara taşır; onları ikna eder. Eksikleri olacaktır illa ki, sonrasında bunları gidermek için, İslâmi ya da partisel kaynaklara bakar; okur, anlar, gerekirse bir bilene danışır. Sonrasında bir arı gibi çiçeklere/davete susayanlara fikirleri taşır… Bununla birlikte diğer boş zamanlarında şahsiyetini geliştirecek kültürel birikimini arttıracak neşriyatları okur. Allah’a olan bağını ve nefsiyetini kuvvetlendirecek namaz vs. ibadetlere sarılır, sıla-i rahim yapar, siyasi olayları, iç iç ve dış siyaseti takip eder, yaşanan olaylarla ilgili siyasi tefekkür ve analizler yapar… Böylece “hayırda yarışın” emrinin gereği, zamanını hep hayırla doldurarak, Allah Subhanehu ve Teâlâ’nın rızasını kazanma yolunda, mesut ve bahtiyar bir Müslüman olma huzur ve istikrarını elde etmiş olur. Aksi hâlde, Hesap Günü onun için gerçekten çok vahimdir. Zira buzun erimesi gibi zaman akıp gidiyor!..

Rabbim bizleri, münkerin engelleyicisi, hayrın taşıyıcısı olarak zamanı gereği gibi hayırda kullananlardan eylesin! (Âmin!)

___

#ZamanAkıpGidiyor

#ZamanHilafetZamanı

YAZARIN DİĞER MAKALELERİ

Yazarın Tüm Makaleleri İçin Tıklayınız