loader

Yüzyılın Tokadı!

Bahreyn “Yüzyılın Anlaşması” çerçevesinde 25-26 Haziran'da başkent Manama'da "Refah İçin Barış" adlı ekonomik çalıştaya ABD ile işbirliği içinde ev sahipliği yaptı. Çalıştaya başta Suudi Arabistan olmak üzere Körfez ülkeleri, Mısır ve Ürdün de katıldı.

Bu makalemde çok fazla teknik analize girmeden genel hatlar üzerinde bir bakış vermeye çalışacağım. Bu ihanet anlaşmasının maddelerini birçok haber sitesinde görmeniz mümkün. Bununla beraber bu anlaşmada dikkat çeken önemli bir durum Amerika’nın daha önce dile getirdiği Filistin için iki devletli çözüm planından çark ettiğidir.

Nitekim son zamanlarda Amerikalı üst düzey yetkililerin yapmış olduğu açıklamalarda bu görülmektedir. Bunun yerine sadece Batı Şeria ve Gazze’yi kapsayacak ismine de devletçik denilen “Yeni Filistin” adında bir yapının ortaya çıkarılmasıdır. Yani Türkçesi; muhtarlık yetkileri ile sınırlandırılmış yeni bir yapının ortaya çıkarılmasıdır. İşin özü budur.

Fakat burada önemli gördüğüm bir şeyin altını ısrarla çizmek istiyorum. Nasıl ki Arap Baharı ve özellikle de Suriye kıyamı birçok devletin ve yöneticinin gerçek yüzünü ifşa ettiyse bu ihanet içeren çalıştay da bir takım Arap devlet ve yöneticilerinin kirli yüzlerini tekraren ifşa etmiştir.

Amerikan sponsorluğunda gerçekleştirilen bu çalıştayı birkaç açıdan değerlendirmek mümkün. Bu çalıştay her ne kadar ekonomik bir görüntü verse de asıl ağır basan yönü siyasi yöndür. Ekonomik yönün ön plana çıkartılması siyasi yönü perdelemek içindir. Bununla birlikte Amerikan direktifi ve inisiyatifi ile yapılan bu çalıştay Filistin davasını tasfiye etmek yani ortadan kaldırmak, Filistin’in çoğunda Yahudi varlığına daha fazla imtiyaz vermek ve Filistin meselesini ümmetin meselesi olmaktan çıkartıp dar bir ulusal sorun haline getirmektir.

Esasen bu çalıştay ve diğerleri yeni bir komplo ve proje olmayıp sözde Filistin sorununu çözmek ve Yahudi varlığı ile normalleşmek için İslâmi beldelerdeki Batılı projelerin devamı niteliğindedir.

Bu ihanet projelerini ve yapılan anlaşmaları hatırlatmakta fayda görüyorum:

•1917 yılında imzalanan Balfour Deklarasyonu,

•1947 yılında BM Genel Kurulu’nun çıkardığı 181 sayılı Taksim Kararı

•1948 yılında Yahudi varlığının “İsrail” devleti olarak ilan edilmesi

•1949 Yahudi varlığının BM’ye üyeliği

•1967 Arap-Yahudi savaşı ve Filistin’in büyük bir bölümünün işgal edilmesi

•1978 Mısır ile Yahudi varlığı arasında Camp David Anlaşması

•1993 FKÖ ile Yahudi varlığı arasında birinci Oslo Anlaşması

•1994 Ürdün ile Yahudi varlığı arasında Vadi Aruba Anlaşması

•1994 İkinci Oslo Anlaşması

•1998 Wye River Anlaşması

•2000 Arafat ile Yahudi varlığı arasında ikinci Camp David Anlaşması

Ve günümüze kadar onlarca ihanet ve komplo anlaşmaları…

Aktörler değişse de ihanetler aynen devam etmektedir. En son bir Amerikan komplosu olarak Yüzyılın Anlaşması…

İşte Amerikan inisiyatifi ile başlatılan ve bölge ülkelerin destek verdiği Yüzyılın Anlaşması bu komploların ve ihanetlerin devamı niteliğindedir. Yukarıda zikrettiğim üzere Amerika’nın tüm bu girişimleri tek bir amaca matuftur. O da gasıp Yahudi varlığının devletlerarası düzeyde tanınması ve bölge ülkeleri nezdinde meşruiyetini gerçekleştirmesine imkân sağlamasıdır.

Amerika şubat ayında bu anlaşmayı hayata geçirmek için Polonya’nın başkenti Varşova’da “Ortadoğu” isimli bir konferans gerçekleştirdi. Konferansa Yahudi Başbakanı Netenyahu, ABD Başkan Yardımcısı Pence, Dışişleri Bakanı Pompeo ve birçok Arap ülkesi ile Fransa ve Almanya’dan yetkililer katıldı. Ayrıca Yüzyılın Anlaşmasının mimarı olarak gösterilen Başkan Trump’ın damadı Yahudi Jared Kushner de konferansa katılanlar arasındaydı. Amerika bu konferans yolu ile Avrupa ve bölge ülkelerinin tepkisini ölçmek ve sonraki atacağı adımlar için bir yol haritası oluşturmak istemiştir. Ayrıca bu planının gerçekleşmesi için bu kapsamda damat Kushner birçok Ortadoğu ülkesini ziyaret etmiş ve bir dizi temaslar gerçekleştirmiştir. Amaç ise Arap ülkelerinin bu anlaşmaya boyun bükmelerini ve Yahudi varlığı ile ilişkilerinin normalleştirilmesini sağlamaktır.

Amerika’nın, ilişkilerin normalleştirilmesi yönünde son zamanlarda İran’la arasında var olan gerginliği Körfez ülkelerine karşı siyasi bir şantaj olarak kullanması da bunun bir delilidir. Amerika bu gerginlikle İran’a karşı Yahudi varlığını da içeren bir ABD-Arap koalisyonunu yürürlüğe koymak istemektedir. Şöyle ki;

ABD’nin bölgedeki bazı politik hedeflerine ve bölgesel pozisyonlara göz atıldığında, Amerika’nın bugün İran’la ortamı germesinin en önemli nedeninin, bu koalisyonu kurmak ve kuruluşunu resmen ortaya çıkarmak olduğu görülür. Yani bölgedeki anlaşmazlığın, mübarek toprak Filistin’i işgal eden saldırgan “İsrail”in ortadan kaldırılması ve Filistin’in İslâm diyarına iade edilmesi için onunla savaşmanın farz olduğu konusundan, bölgede İran ile mezhepsel bir anlaşmazlığa evirilmesini sağlamaktır! Başka bir deyişle Yahudi varlığının bölgeye entegre edilmesidir… Amerika ve İngiltere’nin onlarca yıldır başaramadığı bu hedefi, ABD, “İran korkusu” gerekçesiyle Yahudi varlığı ile normalleşme ivmesine giren özellikle Körfez’deki hain yöneticiler aracılığıyla gerçekleştirmeyi umuyor. Görüldüğü üzere Amerika Yüzyılın Anlaşmasını bir an önce hayata geçirmek için İran krizini bir koz olarak kullanıp Körfez ve diğer bölge ülkelerini bu anlaşmaya razı etmek istemektedir.

Hain Filistin yönetimi ve birtakım gurupların Bahreyn toplantısını boykot etmelerine gelince; bu, siyasi bir şovdan başka bir şey değildir. Filistin yönetimi ve diğerleri bu ekonomik çalıştayın politik olmasını yani siyasi çözüme alet edilmesini istemiyorlar. Otorite ve guruplar öncelikle Yahudilerle kalıcı bir barış sağlandıktan sonra ekonomik yardımın yapılmasını istiyorlar. Aslında onlar da Yahudi varlığıyla normalleşmeyi kabul edeceklerini böylece beyan etmiş oluyorlar. Yani öncelikle 67 sınırlarını içeren iki devletli bir çözümden sonra ekonomik konuların görüşülmesini talep ediyorlar. Tabi ki bu talepler efendileri nezdinde bir sinek vızıltısından başka bir şey ifade etmiyor. Bununla beraber Filistin idaresi ve FKÖ, Filistin sorununu Amerikan vizyonuna göre çözmeyi istiyor ve söylediğim gibi iki devletli bir çözümü savunuyor. Esasen FKÖ denilen, Filistin’e ihanet eden bu hain örgüt 25 yıl önce de Oslo’da imzalanan ihanet anlaşması ile Batı Şeria ve Gazze Şeridi’nin yüzde 22’sinde bir Filistin devletinin kurulması için Filistin topraklarının yüzde 78’inden vazgeçmişti. Hain Abbas ve FKÖ bugün de aynı ihaneti sergilemektedir. Zillete razı olan diğer hain Arap yöneticilerin durumları da bundan farklı değildir. Özelliklede Suudi Arabistan ve Mısır yöneticilerinin…

Bu mesele ile alakalı söylenecek çok daha fazla şeyler olabilir. Fakat makaleyi daha fazla uzatmamak adına her zaman yapmış olduğumuz gibi meselenin köklü çözümünü sizlerle paylaşıp makaleme son vermek istiyorum. Filistin meselesi ile alakalı gerek İngilizlerin tek devletli çözümü gerekse Amerika’nın iki devletli çözümü gerekse de ekonomik yardımlar olsun hepsi de Yahudi varlığına meşruiyet sağlamak anlamına gelir. Bu durum aynı zamanda Filistin’in kurtuluşu değil, bitişi anlamına gelir. Filistin’in büyük bir bölümünden vazgeçerek ‘67 sınırları içerisinde bir devlet istemenin anlamı tek cümle ile “Filistin’i Yahudilere peşkeş çekmektir!” Dolayısıyla Filistin meselesinin doğru ve sahih çözümü gasıp Yahudi varlığının kökünü bu mübarek beldenin tamamından  kazıyacak ve tüm bu hain girişim ve komplolara son verecek  olan Müslüman orduların  bir an önce seferber edilmesidir.

Yazarın Tüm Makaleleri İçin Tıklayınız