loader

Yine, Yeniden, Yeni Anayasa!

 

Öncelikle “yeni” kelimesinin halk üzerindeki olumlu etkisini bilen kapitalistler, bu kelimeyi amaçlarına ulaşmak için her alanda kullanırlar. Çünkü “yeni” kelimesi, “hiç kullanılmamış” anlamında olmasına rağmen, halk nazarında “farklı ama öncekinden daha iyi” anlamını barındırmış durumdadır. Dikkat ederseniz reklamların iki kilit kelimesi, “yeni” ve “yenilendi”dir.

Diğer taraftan hakkını vermek lazım ki gündem değiştirme ve algıları yönlendirmede mevcut iktidarın başarısına diyecek yok. Mevcut iktidarın anayasa değişikliği ile ilgili bu ilk girişimi değildir. İlk iki girişim yeterince gündemi meşgul ettikten sonra alt komisyonlardan çıkamadı. Üçüncü girişim referanduma taşındı ve parlamenter sistemden “başkanlık” -diğer adı ile “cumhurbaşkanlığı”- sistemine geçildi.

Bilindiği üzere anayasa değişikliği yapılabilmesi için vekillerin üçte iki çoğunluk oyu gerekiyor. Bu durumda 600 vekilli meclisin en az 400 vekilin oyu demektir. Mevcut anayasa değişikliğine şimdiye kadar sadece MHP destek vereceğini belirtti. Mecliste AK Parti ve MHP’nin toplam 336 milletvekili bulunmaktadır. Doğal olarak Cumhur İttifakı’nın oyları anayasayı mecliste değiştirecek yeterlikte vekilleri olmadığı gibi söz konusu değişikliği referanduma götürecek 360 sayısını da yakalamamaktadırlar.

Muhalefet, anayasa değişikliği ile ilgili olumlu bir yaklaşım içinde değildir. Bu durumda anayasa değişikliği meselesini en azından referanduma götürebilecek sayıya ulaşması için muhafazakâr veya milli hassasiyetleri okşayacak bazı düzenlemeler ile İYİ Parti, Saadet Partisi, Gelecek Partisi, DEVA Partisi tabanı hedef alınabilir.

Mevcut iktidarın, başta Avrupa uyum yasaları ve akabinde özgürlükleri daha da genişleten bir takım yasal düzenlemeler yapması, liberallerden oldukça destek almasını sağladı. Ancak 15 Temmuz darbesi akabinde güvenlikçi bir siyaset izleyerek, darbecileri de aşan hak ihlallerinin artması, yargının tamamen siyasetin eksenine girmesi ve benzeri uygulamalar nedeni ile liberallerin desteğini büyük oranda kaybetmeye başladı. Aynı zamanda ekonomideki sıkıntılar da dinmeyince hukuk, yargı ve ekonomide reformlar yapılacağından bahsetti ancak günlerce konuşulan bu reformlar konusunda, üzerinden üç aydan fazla bir zaman geçmesine rağmen hiçbir somut adım atılamadı.

Anayasa değişikliği meselesi gündemi uzunca meşgul edebilecek bir meseledir. Daha önce 2010 yılında dile getirilen anayasa değişikliği konusu yaklaşık üç yıl sürerek 2013 yılında bitmişti. Dolayısıyla artık belli alanlarda reformlardan bahsetmek yetmez oldu. Diğer taraftan muhalefetin son zamanlarda dile getirdiği erken seçim söylemlerini bastırmak ve söz konusu değişikliğin meclisten geçmemesi hâlinde, bir sonraki seçim için “anayasa değiştirecek çoğunluk desteği” istenmesi için seçmenin önüne haklı ve birazda mağdur bir bahane ile çıkma gayesi güdülmektedir.

Anayasa değişikliği hususunda özellikle “sivil” vurgusu yapılmaktadır. Çünkü bu ülkede bütün anayasalar askerler tarafından yapılmış veya yaptırılmıştır. 1921 ve 1924 Anayasaları her ne kadar mecliste yapıldı ise de o gün meclis, asker vesayeti altında idi ve yöneticiler ile vekillerin çoğu askerden gelme idi. Yine anayasaların darbeler sonrası gelmesi, halkın darbelere antipati duyması hususu göz önünde bulundurulduğunda “sivil” kelimesinin, meseleyi cazip hâle getirmek için bilinçli şekilde kullanıldığı aşikardır. Çünkü en son darbe sonrası yazılan 1982 Anayasası, değiştirilen maddeler ile ilk hâlinden oldukça uzaklaşmıştır zaten.

Diğer taraftan mütedeyyin seçmenin gönlünü hoş tutmak, umutlarını artırmak ve iyi niyetli olduğunu aksettirmek adına iktidar, bazı kişi ve kesimler üzerinden 1921 Anayasasına vurgu yapmaktadır. Niye 1921 Anayasası? Çünkü 1921 Anayasasında henüz laiklik yoktu ve 1923’te yapılan ilave birçok maddeden biri de “devletin dini, İslâm’dır” ibaresiydi.

Şuurlu bir Müslüman için gerçekten çok sığ bir yaklaşım olmasına rağmen, İslâm’ın özünden uzaklaşmış, İslâmi fikirlerden yoksun kalmış ama duygusal olarak İslâm ile bağını koparmamış insanlar için olumlu bir yaklaşım olabilir. Çünkü “Devletin dini, İslâm’dır” ifadesi, o günün atmosferine uygun olarak, yine Müslüman halkın gözünü boyamak, gayri İslâmi yasalara karşı isyanını önlemek için konulan bir madde idi. Pratikte, yeni kurulan rejimin İslâm ile hiçbir ilgi ve uygulaması yoktu. Çünkü söz konusu 1921 Anayasasında da “egemenlik kayıtsız şartsız milletindir!” Açıkçası ’21 Anayasası da İslâm ile taban tabana zıt bir anayasadır.

1921 ve 1924 anayasalarında göze çarpan önemli bir diğer özellik de “güçler birliği” ilkesidir. Bu ilkenin, mevcut iktidarın isteyip de ancak konjonktürün asla izin vermeyeceği bir ilke olduğu da aşikârdır.

Bir yandan hile ve oyunlar ile, diğer taraftan zor kullanmak sureti ile tahkim edilen cumhuriyet rejiminin bekasının sağlandığına emin olunduktan sonra 1928 yılında, “Devletin dini, İslâm’dır” ibaresi anayasadan çıkarılmış ve 1937 yılında laiklik ile birlikte Kemalist inkılaplar anayasaya dâhil edilmiştir. Devletin anayasası, Avrupa/İngiltere anlayışı olan “jakoben laiklik” üzerinde oluşturulduktan sonra bunun korunması için bekçiliği de orduya verildi.

Çok partili sisteme geçildiğinde, “soft laiklik” anlayışı ve daha çok liberal fikirleri önceleyen ABD tarzı siyaseti benimseyen DP tek başına iktidar olup daha önceki hükümetlerin baskılarını hafifletme yoluna gitmiş ve ABD’nin ülkede daha fazla nüfuz elde etmesini sağlamıştı. Ancak, ülke üzerindeki nüfuzunu kaybedeceği korkusu ile İngiltere, orduya darbe yaptırmış ve 1961 Anayasasını “güçler ayrılığı” esas alınarak parlamenter sistemi tahkim ettirmişti.

ABD’nin uzun uğraşları sonucu 2017 yılında parlamenter sistemden başkanlık sistemine geçilmiştir.

Başkanlık sistemine geçme öncesi, toplumda siyasi atmosfer oldukça hareketli bir seyir içindeydi. İşin özü, mevcut parlamenter sistem ile devam etme isteğinde olan katı laik anlayışa sahip, İngiliz tarzı siyaseti benimseyenler ile liberal düşünceyi önceleyen, yumuşak laiklik anlayışını savunan ABD tarzı siyaseti benimseyenlerin mücadelesiydi. Ancak, topluma yansıtılan ve toplumun konuştuğu hususlar çok daha farklı idi. Ülkenin, başkanlık sistemi ile şaha kalkacağı; her alanda ileriye taşınacağı, adalet ve refahın artacağı iddia ediliyordu. Birçok mütedeyyin şahsiyet veya kitle, başkanlık sisteminin İslâm’a uygun bir yönetim olduğunu hatta bazıları “Hilâfet” ile ilişkilendiriyordu.

Sonuç ortada; başkanlık sistemi ile ne ülke şaha kalktı, ne refah düzeyi arttı ne de adalet sağlandı. Bir önceki sistemden daha iyi bir uygulama ortaya çıkmadı. Çünkü insanların hayatlarını düzenleyen anayasa ve yasalar aciz ve sınırlı olan insandan çıktığı müddetçe insanı gerçek anlamda kalkındırmayacak ve mutlu etmeyecektir.

Anayasalar, hukukçular tarafından; devletlerin teşkilat yapılarını, hukuk sistemlerinin temellerini, kurumların görev ve işleyişlerini, vatandaşların görev, hak ve özgürlükleri ile bu hak ve özgürlüklerin sınırlarını belirleyen metinler olarak tarif edilir. Bütün yasalar anayasaya, tüzük, yönetmelik ve genelgeler de yasalara uygun olarak çıkarılır. Dolayısıyla anayasaların üzerinde oturtulduğu esas, en önemli husustur.

Türkiye’nin mevcut ve bundan önceki bütün anayasaları, kapitalist ideolojinin amentüsü konumunda olan laik, demokratik/cumhuriyet ilkesine dayanmaktadır. Ki bu hususlar ilk üç maddede toplanmış ve dördüncü madde ile “değiştirilemeyeceği” ve “değiştirilmesinin teklif dahi edilemeyeceği” şeklindedir. Dolayısıyla demokratik kapitalizmi önceleyenler, hemen bu ilk dört maddeye yönelik hassasiyetlerine dikkat çekmektedirler.

Sonuç olarak, anayasa değişikliği talebi seçime yönelik bir hamle olmakla birlikte, değişimi yapılsa bile bundan önceki anayasalardan çok farklı olmayacaktır. Ayrıca Cumhurbaşkanı Erdoğan sonrası başkanlık sisteminin bekası tehlike arz edeceğinden mevcut başkanlık sisteminin devamını sağlamaya yönelik içerikler barındırması kaçınılmaz olacaktır.

İşin acı tarafı, bir önceki başkanlık sistemindeki anayasa değişikliğinde olduğu gibi yine Müslümanların desteğini sağlamak adına, meseleye İslâmi bir yön tayin etmeleri ve bu suretle küfür/batıl nizamı Müslümanlara sevdirilip tasdik ettirilmesidir.

İşin gerçeği ise Müslümanlar için meşru tek bir devlet vardır. Bu devlet, İslâm’ın kendisi ile uygulandığı, nübüvvet metodu üzere olan Râşidî Hilâfet Devleti’dir. Bu devletin anayasası, İslâm akidesi üzerine kuruludur. Yasaları da Kur’an ve Sünnet’ten çıkarılır.

Son söz olarak; Hilâfet’in kaldırılması üzerinden Hicri bir asır geçti. Bir asırdır İslâm dışı nizamlar ile yönetiliyoruz ki bu süre içinde Müslümanların karşılaşmadığı bela ve musibet kalmadı. Dolayısıyla “Hilâfetsiz yüz yıl yeter artık!” diyoruz. “Ey Müslümanlar! Dünya ve ahiret mutluluğu için Hilâfet’i yeniden kurun!” diyoruz.

___

#HilafetDevletiAnayasası

Yazarın Tüm Makaleleri İçin Tıklayınız