loader

“Yine Dene, Yine Yenil; Daha İyi Yenil!”

 

Başlık bana ait değil, İrlandalı yazar Samuel Beckett tarafından deneme yapmanın önemini vurgulamak için yazılmış bir söz ve tamamı şöyle: “Hep denedin, hep yenildin. Olsun, yine dene yine yenil; daha iyi yenil.” Kazanmak, zafere ulaşmak ya da zirveye tırmanmak gibi bir vizyonu, gayesi ve hayat felsefesi olmayan kimseler kaybetmeye mahkûmdurlar. Bundan ötesi daha iyi kaybetmek olsa gerek… Dolayısıyla kendin için aynı şeyi deniyorsan, deneyebilirsin. Kazanma ihtimali düşük olsa da böylesi bir riske değer, sonuçta zararına sen katlanırsın. Fakat bir toplum, bir ülke ve bir devlet için böyle bir riske girmek deliliktir. Onu da Albert Einstein şöyle ifade ediyor: “Aynı şeyleri tekrar tekrar yapıp farklı sonuçlar beklemek, deliliktir.” Peki, yapılması gereken nedir? En makul ve en verimli iş başarısızlıkla sonuçlanmış bir denemeyi aynı şekilde tekrarlamak değil; hatalarından arındırarak, eksikleri tespit ederek, gereklilikleri göz ardı etmeden başarıya ulaşma gayesi ile yeni bir deneme yapmaktır.

Türkiye Hilâfet’in ilgası, ardından Cumhuriyetin ilanı ile birlikte birçok anayasa değişikliğine başvurdu; çoğu kez paket değişiklikleri yaptı, torba yasalar çıkarttı, referandumlar ile anayasal düzenlemelere meşruiyet kazandırdı. Son olarak da seçim sisteminde, yasama ve yürütme erkinde yöntemsel değişikliklere gitti. Fakat bir türlü dikiş tutturamadı, gediği kapatamadı. Neden? Çünkü hep aynı şeyi denedi; demokrasi ve laikliği esas alan kul yapısı kanunlar koydu ve uyguladı. Ne yaptıysa, nasıl yaptıysa olmadı, olmuyor. Bu tabii ki bir kişinin veya bir zümrenin hatası değil. Bu ve benzeri bir sistemde iktidar kim olursa olsun, hangi anayasal düzenlemeleri hayata indirirse indirsin, dikiş tutturamayacak. Her seferinde eline yüzüne bulaştıracak çünkü artık bu tez bu topraklarda bilimsel bir gerçek hâline geldi.

1920 (TBMM’nin kuruluşu), 1921 (Teşkilat-ı Esasiye), 1961 (Milli Birlik Komitesi), 1980 (Milli Güvenlik Konseyi) olarak dört “darbe” anayasası yürürlüğe girmiştir. Bu anayasaların hemen hepsinde Amerikan–İngiliz çatışmasının izlerini görmek mümkün. Fakat işler son yirmi yıldır ABD lehine dönerken darbe kalıntısı anayasa üzerinde onun etki ve tesirini net bir şekilde göreceğimiz değişiklikler yapıldı. 2001, 2007, 2010, 2017 yıllarında son üç tanesi referandum ile kabul edilmek üzere paket hâlinde hukuk sistemine dâhil edildi. Fakat son referandumda “ülkenin ciddi sıçrama kaydedeceği”, “kalkınmanın gerçekleşeceği” hatta “uçacağı” söylemleri ve vaatleriyle “Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi” olarak anayasal sistemde revizyon yapılmış oldu. Fakat üzerinden dört yıl geçmesine rağmen ne bir “sıçrama” ne bir “uçma” görüldü aksine ciddi ekonomik krizler, hukuk skandalları, eğitim zafiyeti, toplumsal yozlaşma, adaletsizlik ve zulümler ülkenin tepesine kara bulutlar gibi çöktü. Çünkü hakiki manada kalkınmanın yolu bu tip yamalı çözümlerden geçmiyor. Yaşadığım küçük bir örnekle daha anlaşılır kılmaya çalışayım. 7 yaşındaki kızıma aldığım plastik oyuncağın hep aynı yeri kırılıyordu ve bende hep yapıştırıcı kullanarak yerine sabitlemeye çalışıyordum. Birkaç kez oyuncak aynı akıbete uğradıktan sonra yine yapıştırarak versem de kızımın artık o oyuncakla oynamadığı ve bir kenara bıraktığı dikkatimi çekti. Bende ona oyuncağın yine mi kırıldı kızım diye sorunca; “Yok baba artık onunla oynamaktan vazgeçtim, çünkü her seferinde kırılıyor, sonra üzülüyorum” dedi. Eğer malzeme kalitesiz ise hangi yapıştırıcıyı kullanırsan kullan, ne kadar tamir edersen et -tıpkı plastik oyuncakta olduğu gibi- aynı akıbeti yaşarsın. Dolayısıyla eskisini atıp daha kaliteli malzemeden üretilmiş, daha sağlam bir oyuncağı almak hem benim hem de çocuk için çok daha hayırlı olacaktı ve ben de öyle yaptım.

Şimdi bunca örneğine rağmen, yaşanılmış bunca fiyaskoya rağmen Cumhurbaşkanı Erdoğan 1 Şubat Pazartesi günü şu açıklamayı yaptı:

“Esasen Türkiye’de sorunların kaynağının 1960’tan beri hep darbeciler tarafından yapılan anayasalar olduğu açıktır. Ne kadar değiştirirsek değiştirelim anayasanın ruhuna dercedilen darbe ve vesayet izini silmek mümkün olmuyor.

Bunun için daha önce yeni bir anayasa girişiminde bulunmuştuk. Mecliste sandalye sayılarına bakmadan tüm partilerden eşit temsilci ile başlatılan çalışmalar, CHP’nin süreci tıkaması ve uzlaşmaz tutumu sebebiyle maalesef neticeye ulaşamamıştır. Ülkemizin bu önemli fırsatı kaçırmış olmasından dolayı üzüntülüyüz. Belki de şimdi Türkiye’nin tekrar yeni bir anayasayı tartışmasının vakti gelmiştir.”[1]

Evet, kesinlikle tekrar yeni bir anayasayı tartışmanın vakti gelmiştir. Lakin ABD–İngiliz müdahalesinden uzak; yamasız, köklü ve kapsamlı olan, aciz-sınırlı insan aklından çıkmayan, zamana-mekâna göre değişikliğe uğramayan; adil, herkese eşit duran ve tüm zamanların en geçerli anayasası olan -özelde Müslümanları genelde ise tüm insanlığı kurtarmaya namzet- İslâm Hilâfet anayasasını tartışmanın vakti gelmiştir. Bize zilleti tattırmaktan başka bir işe yaramayan, neredeyse tamamı Batı’dan ithal edilen, seküler, esnek ve eksik torba yasalara, anayasalara bel bağlamaktan, onların esaretinden kurtulmak gerektiğini tartışmanın vakti gelmiştir. Onlarca defa deneyip farklı sonuçlar beklemekten vazgeçin. 7 yaşındaki bir çocuk kadar önyargısız ve net olun. Artık bu kalitesiz kanun parçacıklarıyla oyun oynamayı bırakıp kaliteli ve sağlam olanını tercih edin. 1300 yıl kaliteden ödün vermeyen İslâm Devleti’ne ve dünyadaki başarılarına bakın ki “daha iyi yenilmeyi” “başarı” olarak görmeyin!

___

#HilafetAnayasası
#BaşkanlıkDeğilHilafetİstiyoruz

Yazarın Tüm Makaleleri İçin Tıklayınız