loader

Yeniden Sokaklarımıza Dönelim!

Bir hedefimiz varsa, o hedefe, kendisi ile uyumlu metot, üslup ve araçlar ile varılır. Kendimizce başka yollar icat etmek beyhude bir çaba olur. Biz Müslümanların en büyük hedefi, Rabbimize hakkı ile kul olup O’nun rızasına nail olmaktır. Bunun yolu da Rahman’ın bize gönderdiği ve tastamam kıldığı İslâm’ı yaşamaktan geçer. Eğer İslâm’ı bir bütün yaşama imkânımız yoksa ve bunun için engeller varsa bu engelleri kaldırmak gerekecektir. Bunun için Rabbimizin, örnek almamızı emir buyurduğu Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’i takip etmek gerekir. Bu yazıda, İslâmi hayatı yeniden başlatmak adına yapılması gerekenlere değinmeyeceğim veya metot, üslup kavramlarına girmeyeceğim. Aşağıda yazacaklarım için bir giriş mahiyetinde olması ve rotadan sapmamak adına bir hatırlatma olsun istedim.

Son yıllarda sosyal medya, hayatımızın önemli bir parçası oldu. Virüs salgını sebebi ile son iki ayda sosyal hayattan daha fazla tecrit edildiğinden insanlar, sosyal medya ile daha fazla hemhâl oldu. Bu süreçte ben de sosyal medyayı her zamankinden daha fazla kullandım. Bu süreçte gördüklerim ve hissettiklerim, beni bu konu ile ilgili yazı yazmaya sevk etti.

Öncelikle şunu hatırlatmak isterim ki biz Müslümanlar için, İslâmi sorumluluk açısından reel hayat ile sosyal medya arasında bir fark yok. Yazdığımız ve paylaştığımız her şeyden sorumluyuz. Buna ek olarak bizi farzlarımızdan ve sorumluluklarımızdan alıkoyacak boş işlerden nasıl yüz çevirmemiz gerekli ise sosyal medyada da amaçsız bir şekilde geçirilen zamandan da sorumluyuz.

Sosyal medyayı kullanmak kötü değildir elbette. Ancak, gereği kadar ve doğru şekilde kullanılmalıdır. Telefonlara gömülüp çocuklarına karşı sorumluluklarını yerine getirmeyen ebeveynler, derslerini çalışmayan gençler, işini aksatan çalışanlar azımsanmayacak kadar çoktur.

Herkesin sosyal medyayı kullanma amacı farklı olabilir. Birileri için bir eğlence, zaman öldürme aracı iken birileri için de bastırılmış duygularını ve egosunu tatmin etme aracıdır. Kimileri için ise bir takım faydalı bilgilere ulaşmak ve faydalı olduğuna inandığı hususları paylaşmaktır. Özellikle bilinçli Müslümanların amacı bundan başka olmamalıdır. İzlenecek faydalı programlar, takip edilecek haberler, okunacak faydalı birçok makale varken, saatlerce milletin boş ve saçma paylaşımlarını takip etmek abes ile işgaldir.

Normal hayatta hiç birimizin binlerce arkadaşı yokken sosyal medyada var. Tanımadıklarımız, tanıdıklarımızdan katbekat fazladır. Dolayısı ile sosyal medyayı verimli bir şekilde kullanmak ve gereğinden fazla zaman harcamamak için arkadaş profillerini gözden geçirmek lazım. Özellikle ahlaktan yoksun, faydasız ve gereksiz paylaşım yapanları, şahsımıza, fikrimize ve kitlemize eleştiri adı altında iftira, hakaret edenleri, kendileri ile hiçbir diyaloğa girmeden, cevap yazmadan silip atmamız lazım. Burada iyi niyet yoktur. “Nasihat ederim”, “ıslah ederim” temennisi saflıktır. Bir sorunu çözmede samimi olan zaten böyle bir yolu seçmez. Örneğin beni tekfir eden birini niye takip edeyim?

Sosyal medyada bilgi kirliliği had safhadadır. Doğrular ile yanlışlar o kadar iç içe girmiş ki sağlam bir kıstası olmayan, ilmi ya da fikri altyapısı olmayan kişiler bu kirlilik içinde boğulabilirler. Bazen doğru diye birçok yanlışlar alındığı gibi bazen de yanlışlıklar yüzünden doğruların da bir kıymeti kalmayabiliyor. Bin bir türlü fikir ve tipler var sosyal medyada. Özellikle İslâm adına konuşanların sayısı o kadar çok ki sanırsın âlim yetiştiren medrese mübarek. Dolayısı ile insanların çoğu Kur’an’ı, hadisi, siyeri bırakıp dine dair hususları sosyal medyadan öğrenmeye çalıyor ki iki gün sonra onlar da âlim oluveriyorlar.

Diğer taraftan, davet adına sivri bir dil kullananlar hatta hakaret edenler var. Oysa Rabbimiz bizlere hikmet ile öğüt vermemizi emretmiyor mu? Hikmet, Müslümanın yitiği değil miydi? Kaldı ki bizler ne zamandan beri kuklaları asıl muhatap alıyoruz? Etkin ve yetkin bazı şahısların galiz söylem ve hareketleri paylaşımımızın konusu olabilir. Ancak, hikmeti elden bırakmayarak ve asıl soruna işaret ederek, nefret dilini kullanmadan gerçek çözümü ortaya koyabiliriz. Kaldı ki her mesele ile ilgili paylaşım yapma gibi bir zorunluluğumuz da yoktur.

Bu konu ile ilgili son olarak şunu hatırlatmak isterim. Sosyal medya için, reel hayatımızın en ölü vakitlerini ayırmak lazım. Yani başka türlü verimli kullanamayacağımız zamanları… Örneğin durakta minibüs, otobüs beklerken ya da şehir içi yolculuk ederken, randevulaştığımız bir arkadaşımızı beklerken, çay-sigara molası verirken ve benzeri zamanlarda kullanabiliriz.

Kaldı ki sosyal medya bir takım fikirlerin geniş kitlelere ulaşıp kamuoyu olması için önemli olsa da bireylerin kazanılması ve kültürlendirilmesi için uygun bir yer değildir. Dolayısı ile girişte yazdığım hususa dikkat çekmek istiyorum. Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem, insanları evlerinde, toplanma yerlerinde ziyaret ederek İslâm’ı anlattı. Panayırlarda, vadilerde, daru’l Erkam’da insanlar ile görüştü. İnsanlara temas etmeden, kavil ile birlikte hâl ile, şahsiyetiniz ile anlatmadan bir şeyleri değiştirmeniz kolay değildir. Bunlardan geri kalarak sadece sosyal medyada paylaşım yapmak sureti ile davet sorumluluğunu yerine getirdiğini düşünen varsa yanılıyordur.

Sosyal hayatın kısıtlandığı bu süreç bitecek Allah’ın izni ile. Ancak, resmî olarak bir takım kısıtlamalar devam edecek gibi. Bununla birlikte iktisadi getirisi olamayan durumlarda insanların birbirinden uzak durmasının genel bir anlayış hâline getirilmek istendiği de açıktır. Kapitalizmin insanlara aşıladığı “bireysel” anlayış, “dijital hayat” denilen şey ile desteklenecektir. İnsanların daha az bir araya geleceği, sosyal medya kullanımının artırılması ve benzeri gibi bir takım alışkanlıklar dayatılacaktır. Şimdilik virüs ve ileride belki başka gerekçeler ile insanlar daha çok yalnızlaştırılacak. Dolayısı ile bu şekilde birilerinin gemisi daha rahat yol alacaktır. Toplumu değiştirme gayesinde bulunanların bu durumları iyi değerlendirmesi gerekmektedir. Bundan dolayı yeniden sokaklarımıza dönmemiz gerekiyor. İşgal altında olsalar da camilerimize, camii çay evlerimize dönmemiz gerekiyor. Arkadaşlarımız ile hayırlı sohbetler yapacağımız yeşil çay bahçelerini unutmayalım. Zaten pamuk ipliğine bağlı akraba ilişkilerimizi koparmayalım. Bir araya gelinmeden dayanışma olmaz, dertleşmeden merhamet zuhur etmez. Unutmayalım ki gözden ırak olan gönülden de ırak olur.

Akıntıya karşı kürek çekmek zordur. Lakin akıntı uçurum ile sonlanacak ise başka seçenek de yoktur. Kapitalist sistemin, birçok açıdan köleleştirmeyi başardığı bu toplumun fertlerini bütünü ile kuşatmasına izin vermeyelim. Belki de işe adı “sosyal medya” olup da bizleri asosyal yapan bu sanal dünya ile ilişkimizi disipline ederek başlamamız gerekecek. Bir beğeni, canlı bir tebessümün yerini almaz. Paylaştığımızın paylaşılması, söylediğimiz bir doğrunun yaşanması anlamına gelmez…

Başına “yeni” getirilse de İslâm’dan başka hiçbir düzen, insanları refaha ve kurtuluşa çıkarmayacaktır. İslâm bize, kendisine ulaşacak yolu göstermiştir.

Selam olsun bu yolu tutanlara…

___

#SosyalMedyaDavettenBirParçadır

Yazarın Tüm Makaleleri İçin Tıklayınız