loader

Ramazan Hoca Yalnız Değildir!

Diyarbakır tarihî Ulu Camii müdavimlerinden Ramazan Böçkün; diğer bilinen adıyla Ramazan Hoca…

Kendi hâlinde bir İslâm davetçisi. Ulu Cami’ye gelen insanları sadece âlemlerin Rabbine kul olmaya davet ediyor. 28 yıldır okuduğu ve “kalbimi onunla temizledim” dediği Kur’an-ı Kerim’i, Allah’ın gönderdiği gayeye uygun olarak insanlara açıklıyor. وَمَا يَذَّكَّرُ اِلَّٓا اُو۬لُوا الْاَلْبَابِ “Kur’an’ı ancak temiz akıl sahipleri idrak eder” [Bakara 269] ayetini şiar edinerek insanları tertemiz İslâmi fikirlere davet ediyor. Laikliği, demokrasiyi, kapitalizmi, Kemalizm’i, ateizmi, sosyalizmi vb. batıl fikirleri reddetmeye ve hepsine yürekten bir “Lâ” demeye davet ediyor. Yaptıklarına karşı insanlardan ücret istemiyor, dini istismar etmiyor. Kınayıcının kınamasından korkamadan, iyiliği emredip kötülükten men etme farziyetini yerine getirerek mükâfatını Allah’tan bekliyor.

Evet, Türkiyeli Müslümanlar Ramazan Hoca’yı böyle biliyor, böyle tanıyor ve böyle seviyorlar. Lakin onun tek başına verdiği bu takdire şayan mücadele İslâm düşmanlarını rahatsız etti. 2017 yılında yaşanan bir olayda camiye uygunsuz kıyafetle girmek isteyen bir kadını uyarması sonucu aynı kadının şikâyetiyle hakkında dava açıldı ve “tacizci” iftirasıyla suçlu(!) bulundu. Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığından yapılan açıklamada mahkemeye göre suçun sabit olduğu ifade edildi. Bu iftira yetmezmiş gibi bir de mahkeme tarafından akıl sağlığı testine gönderilerek hem kendisi hem de onun nezdinde İslâm daveti taşıyıcıları aşağılanmaya çalışıldı. Nihayetinde söz konusu davanın sonuçlanmasıyla “şizofren/deli” teşhisi konularak bir hafta önce Elazığ’da akıl hastanesine kapatıldı. Üstelik ailesinin açıklamasına göre Ramazan Hoca’nın delilik iftirasına okuma-yazma bilmeyen babası da belge imzalatılarak alet edildi. Lâ havle velâ kuvvete illa billah!

Öyle ya ilahi hakikate rağmen ve İslâmla yoğrulmuş bu toprakların inanç ve kültüründen nasibini alamamış, kafir Batı’nın özgürlük fikrine meftun olan kalpleri hastalıklı kişilere göre insanlara Allah için nasihatte bulunmak, onları cehennemden kurtarmaya çalışmak ancak akıl yoksunluğudur!

Hâlbuki asıl akıl yoksunları bizzat kendileridir. Onların ahvâli, kendilerinden öncekilerin yaptığı gibi şeytanın zayıf hilelerine teslim olup ilahi mesaja kör olanların ahvâli gibidir.

كَذٰلِكَ مَٓا اَتَى الَّذ۪ينَ مِنْ قَبْلِهِمْ مِنْ رَسُولٍ اِلَّا قَالُوا سَاحِرٌ اَوْ مَجْنُونٌ

“İşte böyle, kendilerinden önce yaşamış olanlara da hangi elçi geldiyse, mutlaka, ‘Bu bir sihirbazdır veya delidir!’ dediler.” [Zariyat 52]

Allah aşkına şu sözleri söyleyen bir kişi deli olabilir mi?

“Düşünmek zor iştir çünkü düşünmek sorumluluk gerektiriyor. İnsanlar düşünmek istemiyor hep rahata, tembelliğe alışmışlar. Biri bir şeyler yapmak, birilerini harekete geçirmek istiyorsa onları rahatsız etmesi lazım.”

Elbette bu sözleri söyleyen biri deli olamaz. Türkiyeli Müslümanlar da böyle düşündüler, rahatsız oldular ve harekete geçtiler. Doğusundan batısına bu yargı garabetine sebep olan akıl yoksunlarının zulmüne sessiz kalmayarak Ramazan hocaya sahip çıktılar. Olayın duyulduğu günden beri sosyal medyada #RamazanHocaYalnızDeğildir etiketi üzerinden 200 binden fazla tweet atarak ve imza kampanyaları düzenleyerek Ramazan Hoca’yı savundular. Hoca’nın acilen serbest bırakılması için güçlü bir kamuoyu oluşturdular. Aldatılsalar da, uyutulsalar da, Müslümanların ölü olmadığını gösterdiler, elhamdulilah!

Bu durum aynı zamanda dünyada makam ve statü sahibi olmayan, tek varlığı iman ve takvası olan garip kullara Allah’ın nasıl yardım ettiğini göstermesi açısından ibretliktir.

Tıpkı Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in buyurduğu gibi:

“Nice saçı başı dağınık pejmürde ve kapılardan kovulmuş insan vardır ki, eğer bir şey hakkında Allah’a yemin etse Allah yemininde sadık çıkarır.” [Müslim, Birr 40]

İnşallah bu çabaların ve İslâmi duyarlılığa sahip avukatların başlattığı hukuki süreç sonucunda Ramazan Hoca hak ettiği özgürlüğüne kavuşur ve davetine kaldığı yerden devam eder.

Gelelim işin yöneticiler ve âlimler kısmına…

Bilindiği üzere İslâm ahkâmında yöneticilerin görevi Allah’ın indirdikleriyle hükmetmektir. Bu görev, iyiliği yayıp kötülüğü yok etme işinin zirve noktasıdır. Zira iyiliğin de kötülüğün de başı yönetimdir. Ancak İslâm ümmeti olarak bizler yaklaşık yüz yıldır iyi yönetimlerden mahrum bir şekilde yaşıyoruz. İslâm’ın ve Müslümanların koruyucusu olan Hilâfet Devletimiz ilga edildiğinden beri öz yurdumuzda garibiz. Kâfir Batı’dan ithal edilip bin bir zulümle Müslümanlara dayatılan laik sistem değerlerimize savaş açarak nesillerimizi ifsat etti. Cumhuriyet tarihi boyunca iktidara gelen her siyasi parti (buna İslâmi söylemleri dillendiren partiler de dâhil) farklı üsluplarla bu ifsadı devam ettirdi. İşte bugün Müslümanların desteğiyle 20 yıldır iktidarda bulunan Ak Parti, var olan medeni kanuna ilave olarak İstanbul Sözleşmesi üzerinden bu ifsadı sürdürüyor. İstanbul Sözleşmesinin nasıl bir yıkım projesi olduğunu tekrar anlatmaya gerek yok. Zira yıkıcı etkileri her tarafa sirayet ettiğinden dolayı toplum tarafından çok iyi biliniyor. Gece gündüz iptal edilmesi için feryat figan çağrılar yapılıyor. Ancak yöneticiler Batı’ya olan bağımlılıklarından dolayı kulaklarını ve kalplerini kapatmış bir vaziyette ısrarla İstanbul Sözleşmesini uygulamaya devam ediyor. Ramazan Hoca’nın yaşadığı mağduriyetin arkasında da “kadının beyanı esastır” saçmalığını içinde barındıran İstanbul Sözleşmesi var. Eğer bu sözleşme derhal iptal edilmez, bu sözleşmelere zemin hazırlayan demokrasi ve laiklikten derhal vazgeçilip yeniden Hilâfet’e dönülmez ise akıl hastası bedbaht Batı toplumlarının yaşadığı akıbet korkarım bizim başımıza da gelecektir. Asıl kötü akıbet ise hesap günü Allah’ın vereceği cezadır.

Bu konuda âlimler de sorumluluklarını acilen yerine getirerek yöneticileri düzeltmek zorundadırlar. Zira Allah, âlimlere ilim vermek suretiyle nebilerin varisi kılmış ve onlardan hakkı gizlemeyeceklerine dair söz almıştır. Âlimlerin yapması gereken yöneticilerin yanlışlarını aklamaya çalışmak değil, onları hakka boyun eğdirmek adına ümmete önderlik etmektir. İslâm’ın tatbik edildiği Hilâfet tarihinde dahi âlimler sultanların sofralarına oturmayı muhasebe görevlerini hakkıyla yerine getirememek kaygısıyla “zül” addetmişlerdir. İslâm’ın tatbik edilmediği günümüzde âlimlerin suskunluğu zül üstüne züldür. Umarım Ramazan Hoca hatasıyla, kusuruyla İslâm davasının taşınması noktasında âlimlere ve tüm Müslümanlara örnek olur.

Sehl İbn-u Sa’d Es-Saadi Radiyallahu Anh Rasulullah SallAllahu Aleyhi Ve Sellem’in şöyle buyurduğunu anlattı:

“İslâm garip olarak başladı, tekrar garip olarak geri dönecektir. Gariplere ne mutlu. Ashab, Ya Rasulullah! Garipler de kimdir?, diye sordu. “Onlar, insanlar ifsat olduklarında ıslah eden kimselerdir, buyurdu.” [Taberani]

___

#RamazanHocaYalnızDeğildir

YAZARIN DİĞER MAKALELERİ

Yazarın Tüm Makaleleri İçin Tıklayınız