loader

Ölümün Sanayileştirilmesi

 

Vahiyden soyutlanan dünya, tüm rahmani niteliklerini yitirerek kötülüğün egemen olduğu hâle bürünmüş durumda. Tüm insani değerler yok edilerek, sahte kavramlar ardına sığınılarak yapay bir çözüm ve mutluluk enjekte edilmeye çalışılan insanlık, gün geçtikçe derin bir uçuruma doğru sürükleniyor.

Allahu Teâlâ aziz olan Kur’an’da şöyle buyurmaktadır:

[وَاِذَا تَوَلّٰى سَعٰى فِي الْاَرْضِ لِيُفْسِدَ ف۪يهَا وَيُهْلِكَ الْحَرْثَ وَالنَّسْلَۜ وَاللّٰهُ لَا يُحِبُّ الْفَسَادَ] “Hâkimiyeti aldığında ise ülkede bozgunculuk çıkarıp ürünleri ve nesilleri yok etmeye çalışır. Allah bozgunculuğu sevmez.”[1]

Günümüzde hâkimiyet/egemenlik sağlayıp vahye sırtını dönmüş kapitalist-emperyal güç odakları insanların acıları, gözyaşları ve kanları üzerinden kendilerine menfaat devşiriyorlar. Nefislerini ilah edinip, servetlerinin gururuna kapılıp her şeyi yapma haklarını kendilerinde buluyorlar. İlkeden, ahlaktan arındırılmış bilim, bir put gibi bütün kirli emellerini ve amellerini örten bir perde görevine bürünmüş.

Ayette belirtildiği gibi ürünler ve nesiller ifsat ediliyor. Tamamen daha fazla kazanma hırsı ile GDO’lu ürünler ile insan sağlığı bozguna uğratılıyor.[2] Daha sonrada insanları kendine bağımlı kılıyorlar. Sahip oldukları bozuk fikirler ve teknolojik imkânlar ile nesiller ifsat ediliyor. Kendi rejimlerine bağlı, ölmeyecek kadar verdikleri ücretler sayesinde her daim maişet kaygısı taşıyan insanlar ile de kendilerini güvene almaya çalışıyorlar.

Hayattaki temel kıstası menfaat olan kapitalizm, gölgesini satamadığı ağacı kesen şeytani bir düzendir. Hayattaki her şeyi -müspet olsun, menfi olsun- kazanca dönüştürme yolunu seçer. İşte bunlardan biri de insan sağlığıdır.

Dünyada silah sanayisinden sonra en büyük sektör hâline gelen ilaç sektörü, KPMG Türkiye’nin “Sektörel Bakış 2020–İlaç Raporu”na göre, küresel ilaç sektörü sürekli artan taleple büyümeye devam ediyor. Geçen yıl 2018’e göre %4 büyüyen sektör, 1,3 trilyon dolarlık büyüklüğe ulaştı. 2020-2023 arasında %4,5 büyümeyle 1,5 trilyon doları aşması bekleniyor. Türkiye’deki ilaç sektörü ise 2019’da yaklaşık %30’luk rakamla son dört yılın en hızlı büyüme oranını gerçekleştirdi.[3]

Kapitalist sistem hastaları birer müşteri, hastaneleri de bir şifahaneden öte işletme statüsüne indirgemiş durumda. Söylenegelen; “Hasta olunca hemen doktora gidin. Çünkü doktorların yaşaması lazım. Doktor size reçete verince hemen eczaneye gidip ilaçları alın. Çünkü eczacıların da yaşaması lazım. Eve gelince sakın o ilaçları içmeyin çünkü sizin de yaşamanız lazım!” şeklindeki bu veciz söz, kapitalist rejimlerdeki durumu resmetmeye yetmektedir.

Ölümün sanayleştirilmesi/endüstriyelleştirilmesi insan hayatının kapitalizme kurban edilmesini gerektiriyor.

Kara kıtayı bir “laboratuvar”, orada yaşayanları da “deney fareleri” olarak gören kirli bir zihniyetin yaptıklarının insanlık için olduğunu mu düşünüyorsunuz?[4]

Kapitalist ilaç firmalarının direktifi ile ilaç mümessillerinin pazarladığı ilaçları belli bir kotaya kadar tüketen yani hastalığı teşhis yerine elindeki tedaviyi(!) satmaya zorlanan doktorlar ve bunun karşılığında elde edecekleri, sizin sağlığınızın korunması için mi?

Antibiyotik ve antidepresan haplarının kullanımında dünya liginde zirveyi zorlayan bir ülke hâline gelmemizi başarı olarak kabul etmiyorsunuz herhâlde?

Kapitalist rejimlerde rüşvet ile karar veren yargıçlar olur da rüşvet ile ilaç şirketlerinin ürettiği ilaçları öven bilim adamları ile onları reçeteleyen doktorlar olmaz mı?

Beyaz önlüklerin, kapitalizmin hayattaki temel kıstası olan menfaat ile kirlendiği bir dünyada “Hipokrat yemini” size güven verebilir mi?

Biraz daha prim alacak diye tahlilleri ve radyasyonu dayayanlar, sağlığınızı düşünüyor olabilir mi?

Doktorları ilaç firmalarının memurları hâline getirmeye çalışan kapitalist ilaç firmalarının sicilini inceleme zahmetinde bulunursanız, ne dediğimi daha iyi anlarsınız.

Fakat şunu da belirtmeliyim ki onurlu, şerefli ve görevini hakkıyla yapan doktorlarımız muhakkak vardır. Burada kastım ya da hedefim bir meslek grubu değil, çürümüş kapitalist rejimin ta kendisidir.

Böyle bir merhalede insanların ilaç kartellerinin kendi önlerine sürdüğü ticari ürünler hakkında şüphe etmesi kadar doğal ne olabilir?

Aşıların bilimsel açıdan dahi tam olarak güvenilirliğinin sağlanmadığı bir zaman diliminde aşı olmayanları “vatan haini” ilan eden ve “köpekler gibi aşılanacaksınız”, diyen zevatın ahkâm kestiği bir sistemde insanlarda güvensizliğin oluşması kadar doğal ne olabilir?

Diğer ülkelerde aşıların oluşturduğu yan etkilerden dolayı yaşanan kimi ölüm oranlarının açıklandığı bir zaman diliminde, ülkemizde bu noktada “yüksek menfaatler” gözetilerek aşıya bağlı gerçekleşen neticelerin şeffaf olarak açıklanmaması güvensizliği oluşturmaz mı?

Bir ülkenin kendi ürettiği aşıyı kendi ülkesinde kullanıma sunmayıp diğer ülkeleri kobay statüsünde değerlendirilip maddi menfaat sağladığı bir durumda insanlarda güvensizliğin oluşması kadar doğal ne olabilir?[5]

Ulusal bir aşı programı olmayan ve tamamen küresel sermayedarların ilaç şirketlerine bağımlı kalınarak sicili bozuk DSÖ’nün önünde eli-kolu bağlı kalınması ne kadar “milli” ve “yerli” bir duruştur?

Tüm bu soru/sorunlar ortada iken Müslüman ile zimmi, zengin ile fakir ayrımı yapmaksızın sağlık ve tedaviyi tüm halka temin etmesi, insanlığın kurtuluş reçetesi olan İslâm’ı ve hükümlerini hayata geçirecek olan Râşidî Hilâfet Devleti’nin asli görevlerindendir. Hilâfet Devleti, klinik ve hastaneleri insanların şifa ve tedavi amaçlı kullandıkları, birer kamu kurumu olarak gördüğünden, bu alanda kartelleşmeye müsaade etmeyecektir. Sağlık ve tedaviyi, halkın temel ihtiyacı olarak değerlendirip zengin-fakir ayrımı gözetmeksizin ücretsiz olarak yerine getirecektir. Ortaya konulan bu kapsamlı ve gerçek çözüm, kapitalizmin doğurduğu tüm sorunları kökünden sökmeye muktedirdir. Yeter ki ölümcül bir hastalık olan kapitalist sistem ve ondan olan fikirlerini (demokrasi, laiklik vb.) reddedip abıhayat olan İslâm’a ve hükümlerine dönebilelim.

___

#KapitalizmÇöktüÇözümİslam 

Yazarın Tüm Makaleleri İçin Tıklayınız