loader

Oedipus’un Babası ve Kapitalizm

Oedipus’un babası. Oğlunun büyüyünce kendisini öldüreceği kehanetini duyduktan sonra ödü kopan ama farkında olmadan oğlu Oedipus’un kendisini öldüreceği şartları hazırlayan baba. Bu bir Yunan mitoloji hikayesi…

Bunun gerçek versiyonu ve gerçekleşmesi çok yakın olan, Allah Subhanehu ve Teâlâ tarafından vaat edilen ve Rasulullah tarafından müjdelenen, bizleri ilgilendiren hali ise İslâm’ın kapitalizmin sonu olacağı gerçeği…

Kapitalizm ideolojisi, demokrasi, laiklik, hürriyetler, özgürlükler gibi fikirleri ile ayakta durmaya çalışsa da İslâm ideolojisinin karşısında yok olup gideceğini bildiği için İslâm ideolojisine inananları sindirmeye, yıldırmaya, güçsüzleştirmeye, bıktırmaya, zulmetmeye, hapsetmeye hatta öldürmeye azmetmektedir.

Aynı Firavun gibi… Doğacak bir erkek çocuğunun, kendi hâkimiyetine son vereceğini rüyasında gören Firavun, nasıl da Mısır’da o zaman tüm erkek çocuklarının ölmesini istediyse, kapitalizm de kendi sonunun İslâm ideolojisine iman edenler eliyle geleceğini bildiği için bunu engellemek istemektedir.

Yine Oedipus hikâyesinde bahsi geçen “Sphinks” denilen canavar şehirde korku salmakta, sorduğu bilmeceye cevap veremeyenleri parçalayıp yemektedir. Bilmece ise şöyledir: “Sabah dört, öğleden sonra iki, geceleri ise üç ayakla yürüyen şey nedir?” Oedipus doğru cevabı veren ilk kişi olur: “İnsan. Çünkü bebekken emekleyerek dört, yetişkinken iki, yaşlıyken de baston yardımıyla üç ayakla yürür.” Kapitalizm ideolojisi, bir ayağı çukurda olan yaşlı bir moruktur. Kendisine iman edenler onu canhıraş çabalarla hayatta tutmaya gayret etmekteler. Gözleri yukarı doğru açılmış, kafası büyük bir fil kafası gibi, dudakları da manda dudağına benzeyen, şaşı, çenesinde at kılı gibi bir tutam kıl sallanan, insanın bakmaya iğreneceği köse bir ihtiyar görünümündedir. Aynı mel’un iblis gibi.

Firavun bir gece rüyasında Kudüs tarafından çıkan bir ateşin Mısır’ın yerli halkını yaktığını, İsrailoğulları’na ise hiç zarar vermediğini görmüştü. Rüyayı yorumlayan kâhinler, “İsrailoğulları’ndan gelecek bir kişi devletinizi batıracak!” deyince, bundan korkan Firavun İsrailoğulları’ndan doğacak erkek çocukların öldürülmeleri için kanun çıkarmıştı.

 Kur’an-ı Kerim’de bu olay şöyle ifade edilmektedir:

وَاَوْحَيْنَٓا اِلٰٓى اُمِّ مُوسٰٓى اَنْ اَرْضِع۪يهِۚ فَاِذَا خِفْتِ عَلَيْهِ فَاَلْق۪يهِ فِي الْيَمِّ وَلَا تَخَاف۪ي وَلَا تَحْزَن۪يۚ اِنَّا رَٓادُّوهُ اِلَيْكِ وَجَاعِلُوهُ مِنَ الْمُرْسَل۪ينَ

“Musa’nın annesine şöyle ilham ettik: Bu çocuğu emzir; sonra öldürülmesinden korktuğun zaman onu suya bırakıver, boğulmasından korkma, ayrılmasından kederlenme. Çünkü biz, muhakkak onu sana geri vereceğiz ve kendisini peygamberlerden yapacağız.” [Kasas 7]

Musa Aleyhi’s Selam nehir üzerinde akıp giderken akıntı bebeği Firavun’un sarayına doğru sürükledi. Firavun’un karısı Asiye, bebeği görerek yakalayıp saraya götürdü ve evlat edindi. Onu emzirmek için pek çok sütanne getirtti. Musa bebek hiçbirinin sütünü içmedi. Annesi, çocuğunun Firavun’un sarayına alındığını ve sütanne arandığını öğrendi ve saraya gitti. Firavun’un karısı Asiye Hanım onu sütanneliğine kabul etti. Böylece kendi oğlunu Firavun’un sarayında büyüttü. Hz. Musa yetişkin bir insan olana kadar ileride devletini yıkacağı Firavun’un sarayında güvenle büyüdü.

Hani “kendi eliyle kendi sonunu hazırlamak” diye bir deyim vardır. Allah Subhanehu ve Teâlâ her şeye kadir olduğu için bazı sistemlere, devletlere, yöneticilere, zalimlere “kendi eliyle kendi sonunu da hazırlattırır!” Onlar, koruyorum zannederken, ömrünü uzatıyorum zannederken, yıkılmaz zannederken kendilerine nasıl bir yıkılışın hazırlandığının farkında değillerdir.

وَسَيَعْلَمُ ٱلَّذِينَ ظَلَمُوٓا۟ أَىَّ مُنقَلَبٍ يَنقَلِبُونَ

“…Zalimler pek yakında nasıl bir yıkılış ile yıkılacaklarını görecekler.” [Şuarâ 227]

Katı laik İngiliz siyasetinin Türkiye’de güttüğü Cumhuriyet dönemi siyaseti ile Müslümanlara zulmedildikten sonra, liberal demokrasi ile Müslümanların göreceli olarak rahatlatılması düşüncesi de sisteme tehlike arz edecek potansiyel enerji birikimini önlemek için değil miydi? Suların yükselmesi ile oluşan potansiyel enerjinin barajın duvarlarını zorlamasını önlemek için tahliye kapaklarının azar azar açılması gibi.

Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur:

“Sizden öncekiler arasında bir hükümdar vardı. Bu hükümdarın bir sihirbazı vardı. Sihirbaz ihtiyarlayınca hükümdara:

– Ben ihtiyarladım. Şimdi bana bir çocuk gönder de sihri ona öğreteyim, dedi. O da öğretmek için kendisine bir çocuk gönderdi. Çocuk sihirbaza giderken bir rahibe tesadüf etti. Hemen yanına oturarak konuşmasını dinledi ve beğendi. Artık sihirbazın yanına giderken rahibe uğrar, yanında otururdu.

Çocuk bu minval üzere devam ederken büyük bir hayvan ile karşılaştı. Bu hayvan insanları hapsetmişti. (Kendi kendine) sihirbaz mı efdal yoksa rahip mi bugün anlayacağım, dedi. Ve bir taş alarak:

– Allah’ım! Eğer rahibin işi senin indinde sihirbazın işinden daha makbul ise, bu hayvanı öldür de insanlar işlerine gitsinler, dedi. Ve taşı attı. Hayvanı öldürdü. İnsanlar da işlerine gittiler. Ardından rahibe gelerek (hadiseyi) ona haber verdi. Rahip ona:

– Ey oğulcuğum! Bugün sen benden daha faziletlisin. Senin halin gördüğüm raddeye ulaşmıştır. Sen muhakkak imtihan olunacaksın. Şayet imtihan olursan, benim nerede olduğumu söyleme, dedi. Çocuk körlerle abraşları düzeltiyor, sair ilaçlardan insanları tedavi ediyordu. Derken hükümdarın maiyetinde bulunanlardan kör olmuş birisi bunu işitti. Ve kendisine birçok hediyeler getirerek:

– Eğer beni düzeltebilirsen, şuradaki şeylerin hepsi senin olsun! dedi.

Çocuk:

– Ben hiç kimseyi düzeltemem. Şifayı ancak Allah verir. Eğer sen Allah’a iman ediyorsan, ben Allah’a dua ederim. O da şifayı verir, dedi. Adam Allah’a iman etti. Allah da şifasını verdi. Müteakiben hükümdarın yanına gelerek eskiden oturduğu gibi oturdu. Hükümdar ona:

– Senin gözünü sana kim iade etti? diye sordu.

Adam:

– Rabbim! cevabını verdi.

– Senin benden başka Rabbin var mı? Dedi. (Adam:)

– Benim Rabbim de senin Rabbin de Allah’tır cevabını verdi. Bunun üzerine hükümdar onu tevkif etti. Ve kendisine işkenceye başladı. Nihayet o adam çocuğun yerini söyledi. Çocuğu da getirdiler. Hükümdar ona:

– Ey oğulcuğum! Sihrin körleri ve abraşları düzeltecek ve şöyle şöyle yapacağın dereceyi bulmuş, dedi. Çocuk:

– Ben hiçbir kimseyi düzeltemem! Şifayı veren ancak Allah’tır, dedi. Bunun üzerine hükümdar onu da tevkif etti. Ve ona işkenceye başladı. Nihayet çocuk rahibin yerini söyledi. Rahibi de getirdiler. Kendisine:

– Dininden dön! denildi. O razı olmadı. Hemen testereyi başının ortasına koyarak, başını onunla yardı hatta iki parçası yere düştü. Sonra hükümdarın maiyetinden olan adam getirildi. Ve kendisine:

– Dininden dön! denildi. O da razı olmadı. Hemen testereyi başının ortasına koyarak, başını onunla yardı hatta iki parçası yere düştü. Sonra çocuk getirildi. Ona da:

– Dininden dön! denildi. Fakat o da kabul etmedi. Bunun üzerine çocuğu maiyetinden bazı kimselere vererek: Bunu filân dağa götürün. Dağın üzerine çıkarın. Zirvesine ulaştığında dininize dönerse ne âlâ, dönmezse aşağı atın, dedi. Çocuğu götürdüler ve dağa çıkardılar. Çocuk:

– Allah’ım! Bunlar hakkında bana dilediğin gibi kifayet et! dedi. Bunun üzerine dağ onları salladı ve (aşağı) düştüler. Derken yürüyerek hükümdara geldi. Hükümdar ona

– Arkadaşların sana ne yaptı? diye sordu.

Çocuk:

– Onlar hakkında Allah bana kâfi geldi, dedi. Hükümdar onu yine maiyetinden birkaç kişiye vererek:

– Bunu götürün, bir gemiye yükleyerek denizin ortasına varın. Eğer dininden dönerse ne âlâ! Aksi takdirde denize atın! dedi. Çocuğu götürdüler. (O yine):

– Allah’ım! Bunlar hakkında bana dilediğin şeyle kifayet et! diye dua etti. Hemen gemileri alabora olarak boğuldular. Çocuk yine yürüyerek hükümdara geldi. Hükümdar ona:

– Arkadaşların sana ne yaptı? diye sordu.

Çocuk:

– Onlar hakkında Allah bana kâfi geldi, dedi. Ve hükümdara şunu söyledi:

– Sana emredeceğim şeyi yapmadıkça, sen beni öldüremezsin!

Hükümdar:

– Nedir o? diye sordu.

– Halkı bir yere toplarsın ve beni bir ağaca asarsın. Sonra torbamdan bir ok alıp bu oku yayın ortasına koyarsın. Sonra ‘bu çocuğun Rabbi olan Allah’ın ismiyle’ diyerek bana atarsın. Bunu yaparsan beni öldürürsün, dedi.

Hükümdar hemen halkı bir yere topladı ve onu bir ağaca astı. Sonra torbasından bir ok aldı ve oku yayın ortasına koydu. Sonra, ‘bu çocuğun Rabbi olan Allah’ın ismiyle’ diyerek çocuğa attı. Çocuk elini şakağına, okun vurduğu yere koydu ve öldü. Bunun üzerine halk:

– Çocuğun Rabbine iman ettik! Çocuğun Rabbine iman ettik! Çocuğun Rabbine iman ettik! dediler.

Ve hemen hükümdara gidilerek:

– Ne buyurursun, korktuğun vallahi başına geldi. Halk iman etti, denildi.

Bunun üzerine hükümdar yolların başlarına hendekler kazılmasını emretti. Ve kazıldı. Ateşler de yakıldı. Ve:

– Kim dininden dönmezse, onu buraya atın! dedi. Bunu da yaptılar. Nihayet beraberinde çocuğu olan bir kadın geldi. Kadın oraya düşmekten çekindi. Bunun üzerine çocuk ona:

– Ey anneciğim, sabret! Çünkü sen hak üzeresin! dedi.” [Sahih-i Müslim: 11/478-481; İbn’ul-Esir: 1/384/388]

Dünyayı zulüm, cinayet ve vahşetle kasıp kavuran tağutlardan bir tağutun ve onun habis düzeninin irtikâp ettiği fecaatten bir sahneyi ifade eden mezkûr hadis-i şerifte geçen vakıa, Buruc Suresi’nde de (ayet: 1-16) genel hatlarıyla beyan edilmiş, zalimlerin de “helaketi” bildirilmiştir.

Sistemi elinde tutup ondan nemalanlar, makam-mevki sevdasına duçar olanlar zenginliklerine zenginlik katarken, onlar kendilerinden asla razı olmayacak olmasına rağmen kafirleri razı etmek için koşuşturan Müslümanların başındaki yöneticiler istemese dahi bu kapitalist laik demokratik sistem, İslâm ideolojisinin karşısında ayakta duramayacak! İslâm ideolojisine iman edenlere, “Rabbim Allah’tır!” diyenlere, “Allah’ın mülkünde Allah’ın hükümleri hâkim olmalıdır!” diyenlere zulmetseniz de, hapsetseniz de, öldürseniz de bu ancak İslâm’ın yükselişini hızlandırır; sistemlerinizin, tahtlarınızın çöküşünü hızlandırır. Kendi ellerinizle yaptıklarınız, kendi sonunuzu getirecek! Bu size yürek acısı olarak yeter!

 

Yazarın Tüm Makaleleri İçin Tıklayınız