loader

Müslümanlar İçin Hayat ve Ölüm

Doğum ile başlayıp yaşam ile devam eden ve ölümle son bulan fizyolojik olgu, akıllı ve akılsız tüm canlılar için aynıdır.

Farklı şartlar ve farklı zamanlar da olsa bu yolculuk her canlının başlayıp bitirdiği ve bitireceği bir yoldur.

Kâinatı yoktan var eden ve kusursuz bir nizam ile tanzim eden Allah Subhanehu ve Teâlâ yarattığı canlılar içinde insanoğluna akıl vermiş ve onu bu yolculuğunda tercihli bir teklife muhatap kılmıştır.

Göndermiş olduğu elçiler, rasuller aracılığıyla dosdoğru bir yol üzere olmanın şartlarını belirtip yaradılış gayesini idrak eden aklıselim insanlara bu hususta yardım edeceğini vaat etmiştir.

اِنَّ اللّٰهَ لَا يُخْلِفُ الْم۪يعَادَ۟

“Muhakkak ki Allah asla vaadinden dönmez.”[Âli İmran 9]

Rabbimiz olan Allah Subhanehu ve Teâlâ dosdoğru olan yolu gösteren son kitabında bizler için ölüme ve hayata farklı bir anlam yüklemiş ve Müslümanların buna dikkat etmelerini emretmiştir.

يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا اسْتَج۪يبُوا لِلّٰهِ وَلِلرَّسُولِ اِذَا دَعَاكُمْ لِمَا يُحْي۪يكُمْۚ وَاعْلَمُٓوا اَنَّ اللّٰهَ يَحُولُ بَيْنَ الْمَرْءِ وَقَلْبِه۪ وَاَنَّـهُٓ اِلَيْهِ تُحْشَرُونَ

“Ey iman edenler! Size hayat verecek şeylere sizi çağırdığı zaman, Allah’ın ve Rasulü’nün çağrısına uyun ve bilin ki Allah, kişi ile kalbi arasına girer. Yine bilin ki, O’nun huzurunda toplanacaksınız.”[Enfal 24]

Evet, fizyolojik olarak yaşayan Müslümanlara gerçek anlamda hayatın imana ve şer’î hükümlere bağlanmakla mümkün olduğu aksi hâlde “ölü” hükmünde kalınacağını beyan etmiştir.

Müslümanların her anlamda Allah Subhanehu ve Teâlâ’nın emir ve nehiylerine bağlanarak hayat bulmalarını emretmiştir. Bu sebepten olsa gerek Allah yolunda Allah için can verenlere “ölü” demememiz istenmiştir.

Bu bağlamda bugün Müslümanlar, İslâm ümmeti ne kadar hayattadır?

Şer’î hükümler hayatımızın neresinde, ne kadarında etkilidir?

Aile hayatımızın, eğitim hayatımızın, ekonomik ve sosyal hayatımızın ne kadarı İslâm’a göre şekillenmektedir.
Her gün hırsızlık, cinayet, gasp, tecavüz vb. iğrenç haberlerin duyulduğu, kimsenin adalete ve devlete güveninin kalmadığı bir ortamdayız. Kâfirlerin üstün kabul edilip örnek alındığı, onlarla dostluk kurabilmek için yarışıldığı, iğrenç yaşamlarının taklit edildiği bir zamandayız.

Hakikatte ise “daru’l emniyye”, “daru’l adale” (emniyet ve adalet beldesi) olması gereken bir ümmetiz; üstün ve örnek olması gereken bir ümmetiz…

Evet, yaşadığımız toplumdaki bu sorunların asıl kaynağı İslâm’dan uzaklaşıp ve laik devletin etkisiyle seküler bir yaşam sürerek ölüler gibi etkisizleşmiş olmamızdır…

Oysaki Rabbimiz bizlere vahiyle hayat vermiştir:

اَوَمَنْ كَانَ مَيْتاً فَاَحْيَيْنَاهُ وَجَعَلْنَا لَهُ نُوراً يَمْش۪ي بِه۪ فِي النَّاسِ كَمَنْ مَثَلُهُ فِي الظُّلُمَاتِ لَيْسَ بِخَارِجٍ مِنْهَاۜ كَذٰلِكَ زُيِّنَ لِلْكَافِر۪ينَ مَا كَانُوا يَعْمَلُونَ

“Ölü iken dirilttiğimiz ve kendisine, insanlar arasında yürüyeceği bir nur verdiğimiz kimsenin durumu, hiç, karanlıklar içinde kalmış, bir türlü ondan çıkamamış kimsenin durumu gibi olur mu? İşte kâfirlere, işlemekte oldukları çirkinlikler böyle süslü gösterilmiştir.”[Enam 122]

وَكَذٰلِكَ اَوْحَيْنَٓا اِلَيْكَ رُوحاً مِنْ اَمْرِنَاۜ مَا كُنْتَ تَدْر۪ي مَا الْكِتَابُ وَلَا الْا۪يمَانُ وَلٰكِنْ جَعَلْنَاهُ نُوراً نَهْد۪ي بِه۪ مَنْ نَشَٓاءُ مِنْ عِبَادِنَاۜ وَاِنَّكَ لَتَهْد۪ٓي اِلٰى صِرَاطٍ مُسْتَق۪يمٍۙ صِرَاطِ اللّٰهِ الَّذ۪ي لَهُ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَمَا فِي الْاَرْضِۜ اَلَٓا اِلَى اللّٰهِ تَص۪يرُ الْاُمُورُ

“İşte sana da, emrimizle, bir ruh (kalpleri dirilten bir kitap) vahyettik. Sen kitap nedir, iman nedir bilmezdin. Fakat biz onu, kullarımızdan dilediğimizi, kendisiyle doğru yola eriştireceğimiz bir nur yaptık. Şüphesiz ki sen doğru bir yola iletiyorsun; göklerdeki ve yerdeki her şeyin sahibi olan Allah’ın yoluna. İyi bilin ki, bütün işler sonunda Allah’a döner.” [Şura 52-53]

İnsanlığı küfrün karanlığından çıkartıp İslâm’ın nuruna, aydınlığına kavuşturmakla yükümlü olan İslâm ümmeti, üzerindeki ölü toprağı atarak en hayırlı ümmet vasfını yeniden kuşanmalıdır.

Müslümanlar olarak yeniden hayatın her alanında İslâm’ın emir ve nehiylerine sarılıp hem kendimiz hem de yeni nesiller için huzurlu ve Allah Subhanehu ve Teâlâ’nın razı olduğu bir hayat yaşamalıyız.

Sekulerizmin ve modernizmin bize dayattığı gayr-ı İslâmi ve gayr-ı insanî hayatı reddedip Rabbimiz katında diri olan kullardan olmaya çalışmalıyız…

Duamız ve ölçümüz şu ayet olmalı:

قُلْ اِنَّ صَلَات۪ي وَنُسُك۪ي وَمَحْيَايَ وَمَمَات۪ي لِلّٰهِ رَبِّ الْعَالَم۪ينَۙ

“De ki: Şüphesiz benim namazım da, diğer ibadetlerim de, yaşamım da, ölümüm de âlemlerin Rabbi Allah içindir.”[Enam 162]

İslâm’ı bir hidayet olarak bizlere tatbik edecek ve tüm âleme taşıyacak, İslâmi devletin ikamesi için gayret gösterip Allah Subhanehu ve Teâlâ’nın katında makbul bir hayat sürebilme ümidi ve temennisiyle…

 

Yazarın Tüm Makaleleri İçin Tıklayınız