loader

Münakaşa ve Cedel Üslubu Üzerine Hatırlatmalar

 

Son günlerde Ebu Bekir Sifil ile Molla Sadullah arasında İmam ibn Teymiyye ve diğer konularda meydana gelen ve İslâmî camiada fazlasıyla gündemde yer bulan tartışmalar yaşanmaktadır. Sosyal medya aracılığıyla ve video kayıtlarıyla bu tartışmaların yersiz üsluplarla icra edildiğine şahit olmaktayız. Bu vesileyle cedel disiplinine ilişkin bazı hatırlatmalarda bulunmak istiyor ve Rabbimizden bu hatırlatmamızı hayra vesile kılmasını da niyaz ediyoruz.

Fikrî, fıkhi cedelin/tartışmaların farklı görüşlerin ortaya çıkması, yine farklı pencerelerden bakarak değerlendirilmesi gibi katkıları olsa da, esas itibari ile özellikle sosyal medyanın hoyratça kullanıldığı günümüzde zararları faydalarından daha çok olabilmektedir. Hakkın tespiti için tartışma pek tabi ki olmalıdır. Ancak belirli bir tartışma disiplini ekseninde… Başka bir ifadeyle İslâm’ın ön gördüğü tartışma fıkhı çerçevesinde… Kadim tarihimizde yine işin doğası gereği âlimler tartışmışlar; ne var ki ne kadar aykırı görüşlere sahip olsalar da tartışma adabından asla ödün vermemişlerdir. Bilakis fikirsel anlamda ihtilaf etmiş olsalar da tartışmanın saygı çerçevesinde seyretmesine her zaman özen göstermişler, birbirlerine saygıda kusur göstermemişlerdir.

Günümüzde bir hastalık derecesinde yapılan ve çok seviyesiz boyutlara ulaşan tartışmalar, Müslümanlar arasında fitneye sebep olabilmekte, gıybet ve yalanın zeminini teşkil etmektedir. Esasi meseleler olma özelliğini taşımayan konuların, özellikle sosyal medya kullanılarak aşağı, bayağı bir üslupla tartışıldığı görülmektedir. Bu, hem gereksiz kutuplaşmaya hem de fitneye sebebiyet verebilmektedir. Oysaki Enes RadiyAllahu Anh bildiriyor:

“Biz bir gün dinî bir konuda tartışırken, Rasulullah efendimiz yanımıza geldi. Bize öyle öfkelenmişti ki, hiç böylesini görmemiştik. Buyurdu ki: Bırakın tartışmayı! Sizden öncekiler sırf bunun yüzünden helak oldu. Tartışmanın faydası yoktur, tartışma zararlıdır. Mümin münakaşa etmez. Münakaşa edene şefaat etmem.” [Taberani]

İmam Gazali’nin tartışma fıkhına ilişkin tespitinden bir tanesini katkı sağlayacağını umarak paylaşıyorum. Şöyle ki: “Bir konu tartışmaya açıldığında söz konusu tartışmadan daha önemli bir farz-ı kifayenin bulunmadığına emin olmak gerekir. Eğer bu tartışmadan daha önemli bir farz-ı kifaye varsa, münazara ile uğraşmak günah olur.”

İmam Gazali’nin tartışma fıkhına ilişkin yaptığı tespitlerden bir tanesi olan bu ifadeler; günümüzde yapılan birçok tartışmanın yerinde olmadığını, hatta vebal olduğunu ortaya koymaktadır.

Esasi olmayan meselelerde tartışan hocalarımıza, âlimlerimize soruyorum o vakit:

Bugün Doğu Türkistan’daki kardeşlerimizi reel politiğe kurban veren yöneticileri muhasebe etmek herkesten önce âlimlere farz değil midir?

Allah’ın dinini yeryüzüne hâkim kılmak gibi en ehemmiyetli farzın yerine getirilmesinde üzerinize düşeni yapmayacak mısınız? Haykırmayacak mısınız, Allah’ın hükümleriyle hükmetmenin farziyetini?

Anlatmayacak mısınız, Rasulullah’ın mihrabından Müslümanların maruz kaldıkları problemlerin esasının küfür nizamları olduğunu?

Ümmet bunca acıya gark olmuşken, kendilerine yol gösterecek âlimlerin yolunu gözleyip dururken esasi olmayan tartışma konularının girdabında boğulmak büyük vebal değil midir?

Bugün ümmetin evlatlarının feryatları arşı alaya ulaşmışken, Müslümanların beldeleri gözyaşı ve kanla sulanıyorken ümmetin ihtiyaç duyduğu kimseler; kendi aralarında tartışan değil ümmete yol gösteren âlimlerdir.

Bakınız, âlimlerin bu ve benzeri tavırlarına ilişkin İz bin Abdisselam ne demiş… Müslümanların beldesi kâfirlerce işgal edilme aşamasındayken dinin başka bir meselesini konuşmanın doğru olmadığı kanaatinde olan İz bin Abdisselam, Moğolların istila edip namusları kirletmesini, zinanın çoğalmasını kast ederek şöyle der:

[من نزلَ بأرضٍ تفشَّى فيها الزنَى فحدَّث الناس عن حرمة الربا فقد خان] “Kim zinanın (fuhuş, gayri meşru ilişkiler) yaygınlaştığı bir yerde bulunur da ve o kişi hâlâ insanlara faizin haram olduğunu anlatıyorsa, o kişi ancak ihanet etmiştir.”

Vallahi, şayet İslâm ümmetini dertleriyle baş başa bırakır da kendi tartışmalarınızda boğulursanız, hâliniz; Hüseyin RadiyAllahu Anh’in şehadeti sırasında tepkisiz kalıp şehadetinden sonra Hasan Basri’ye, gömleğin üzerindeki kanın necis olup olmadığını soranlara benzersiniz. Bizim de size söyleyeceğimiz, Hasan Basri’nin onlara verdiği cevaptan farklı olmayacaktır: “Hz Hüseyin’in kanına sessiz kaldınız da sineğin kanı hakkında mı dert ediniyorsunuz?”

Yukarıda tartışma adabına ve fıkhına ilişkin bazı hatırlatmalarda bulunduktan sonra; son günlerde Ebu Bekir Sifil ile Molla Sadullah ve diğer bazı hocalar arasında İmam ibn Teymiyye ve diğer konular hakkında meydana gelen ve İslâmî camiada fazlasıyla gündemde yer bulan bir takım tartışmalar üzerine, Kur’anî ayet mucibince hatırlatmanın fayda sağlayacağını ümit ederek diyoruz ki:

Kıymetli Hocalar!

Sömürgeci Batı’nın Müslümanlara olan düşmanlığı sadece ve sadece İslâm’a olan bağlılıklarından kaynaklanmaktadır. Hepimiz de biliyoruz ki kâfirlerin bize olan düşmanlıkları; Hanefi, Maliki, Hanbeli ya da Şafii mezhebine mensup oluşumuzdan değildir. Ya da ibn Teymiye ekolüne sempati duyduğumuzdan ya da duymadığımızdan, sakallı ya da sakalsız oluşumuzdan da değildir. Ya da her hangi bir fıkhi ve detay meselenin savunucusu olduğumuzdan da değildir. Düşmanlıklarının tek nedeni; İslâmi kimliğimizdir. Sömürgeci kâfirler İslâm’ın yok olması ve yeniden hayat sahnesine dönmesini engellemek/geciktirmek için hep birlikte azami gayret gösteriyorken; İslâm’ın hayata hâkim olmasının öncüleri olan hocaların tali konulardan kaynaklı olarak birbirlerine düşmanca tavırları ne ile izah edilebilir ki? İslâm’ı yok etmek için güç birliği yapmış kâfirler topluluğuna karşı vahdet olmak gerekirken ayrışmak ve böylece vahdeti zedelemek vebal değil midir? Peki, Müslümanların kanları oluk oluk akıtılmaya devam ediyorken kardeşliği zedeleyen her türlü tartışma hatta ve hatta yakışıksız üsluplarla ithamlarda bulunma; ancak Allah düşmanlarını sevindirmez mi? Detay meseleler yüzünden Müslümanların arasına ekilen ayrılık tohumları, muştusuna hasret kaldığımız izzetli günlerin uzaklaşmasına neden olmaz mı?

Sevgili Hocalar!

Küfre, tuğyana karşı mücadelede ve asıl hedef olan İslâmi hayatın yeniden başlatılmasında birlikte cehd ve azim sarf etmek gerekirken, bizim birbirimizle tefrikaya neden olacak şekilde meşgul olmamız ancak İslâm’ın hayata hâkimiyetini atalete uğratacak ve bizim vahdetimize mani olacaktır. Ötesi, ümmet bilincini zedeleyecektir.

Öyleyse Allah için söylem ve eylemlerimiz, ümmetin vahdetini gözetsin!

___

#YenidenHilafet

Yazarın Tüm Makaleleri İçin Tıklayınız