loader

Mülteci "Sorunu" ve İslâmi Tavrımız

Son günlerde Türkiye’nin siyasi gündemi mülteci tartışmaları ile oldukça hareketli. Bir yandan Türkiye’de yaşayan ağırlıklı olarak Suriyeli ve Afganistanlı mültecilere, ülkenin birçok şehrinde yapılan saldırıların artması, öte yandan sosyal medyaya servis edilen sahte yeni göç dalgaları gibi argümanların insanları tahrik etmesi, bu gündemi daha da sıcak tutmaktadır.

Özellikle 2011 yılından günümüze kadar mülteci vakalarında siyasilerin karnesini gözden geçirdiğimizde iktidarın Avrupa’dan aldığı ciddi paralarla mültecilerin Avrupa’ya geçirmemesi ve geçmek isteyenlerin karanlık sularda boğulmaya terk edilmesi ikiyüzlü siyasetin bir yansımasıdır. Ayrıca göç dalgasını bir ticari argüman olarak kullanması[1] Müslüman mültecilere verilen değeri gözler önüne sermektedir. Bunların yanında muhalefet partilerinin mültecilere gayri insani tavırları ve yapılan yüzlerce provokasyonel saldırılara karşı sessiz kalması mültecilere karşı Türkiye’deki siyasetin kötü karnesini sergilemek açısından yeterlidir.

Hatta durum o kadar vahim bir hâle gelmiştir ki, yeni kurulan irili ufaklı siyasi partilerin seçmen toplamak için vaatleri ne yazık ki mülteciler konusu üzerinden olmuştur. Düşünsenize; ülkede çok ciddi bir ekonomik kriz var ve ülke uzun zamandır hiçbir yönden kalkınamıyor. Ayrıca yüzyıldır teknolojik olarak ciddi hiçbir şey üretemiyor. Bölgesinde çok önemli bir konumda yer almasına rağmen ciddi bir ağır sanayisi bile yok. Hâl bu iken, yeni kurulan partilerin tüm bunları görmeyip mülteciler konusu üzerinden oy devşirmeye çalışması cidden trajik bir durumdur.

Peki, bunların yanında yaşadığımız ülkeye sığınan Müslüman kardeşlerimize karşı takınılması gereken tavır ne olmalıdır?

İslâm, mülteci olsun ya da olmasın kimliğine bakmaksızın mutlak olarak Müslümanları kardeş kılmıştır. Nitekim Allahu Teâlâ şöyle buyurmuştur:

“Müminler ancak kardeştirler!”[2]

Ayet-i kerimede Rabbimiz, hiçbir şart ve durumu gözetmeksiniz bizleri kardeş kılmıştır. Bundan sonra hangi durum bizim kardeşliğimize zarar verebilir!

Yine Allah Rasulü şöyle buyurmuştur:

“Müslüman, Müslümanın kardeşidir. Ona zulmetmez, haksızlık yapmaz, onu düşmana teslim etmez. Müslüman kardeşinin ihtiyacını gideren kimsenin Allah da ihtiyacını giderir. Kim bir Müslümandan bir sıkıntıyı giderirse, Allah Teâlâ o kimsenin kıyamet günündeki sıkıntılarından birini giderir.”[3]

Bu hadiste Allah Rasulü çok net çizgiler ile İslâm kardeşlik hukukunun ana hatlarını beyan etmiştir. İmam Buhari’nin hadisi özellikle “Mezâlim” kitabında zikretmesi oldukça manidardır. Zira “Mezâlim” kelimesi, sözlükte “haksız yere ele geçirilmiş olan başkasına ait nesne”, “zulmen alındığına dair şikâyetçi olunan şey”, “mazlum hakkı” gibi anlamlara gelen “mazlime”nin çoğuludur. Fıkhî ıstılahta “mezâlim”, hem şahsa hem mala yönelik haksızlıklar için kullanılan bir terimdir.[4]

Bizim yaşadığımız ülkeye sığınan kardeşlerimize haksızlık, hakaret, alaya alma gibi durumlar, onlara yapılan zulümden başka bir şey değildir.

Düşük fikirli ve dar görüşlü anlayışların esiri olan insanların sergiledikleri tavırlar bir Müslümana yakışmadığı gibi bu, caiz de değildir.

Mülteci düşmanlığı yapan insanlara göre; bu sığınmacı Müslümanlar kendi ülkelerinde kaldıkları ve zalime karşı cihat ettikleri zaman “terörist”; savaşmayıp göç ettiklerinde ise “vatan haini” ilan edilmektedirler. Bu, ne ilkesiz bir duruştur.

Sığındıkları ülkelerde sanki yaşam hakları yokmuş gibi sosyal bir aktivite yaptıkları zaman göze batmaları ise kimi insanların olaylara ne kadar sığ baktıklarının başka bir delilidir. Hâlbuki bizlerin arzu ettiği her şeyi insan olarak onlar da isteyebilir ve temin için meşru fiiller sergileyebilir. Şeriatın hakir görmediği herhangi bir hususu bizler hakir görme salahiyetine sahip değiliz.

Ayrıca medyanın tavrı da ortaya konulmaya değerdir. İkiyüzlü medya göç edenler Avrupa’dan olunca başka bir moda girmekte, Orta Doğu’dan olunca başka tavır sergilemektedir. Son yaşanan Ukrayna-Rusya savaşı bu gerçeği bir kere daha gözler önüne sermiştir.

Tüm bunların yanında Allah Rasulü’nün Medine’de Ensar ve Muhaciri nasıl kardeş ilan ettiğini hatırlatmakta fayda var. İnsani bir takım gerekçelerden dolayı ülkemize sığınan kardeşlerimizi hor görüp onların gururları incitmekten çekinmek, en başta insani ve İslâmi bir tavrın gereğidir.

Gerek coğrafyamızda gerekse dünyada yaşanan savaşların ve bunun neticesinde yaşanan göç dalgalarının asıl müsebbibinin kapitalizmin olduğunu da unutmamalıyız. Zira dünyada sömürü yarışına giren kapitalist devletlerin, kendi çıkarları uğruna kan akıtmaktan, ülkeleri yıkıma uğratmaktan ve gerektiğinde kitle imha silahları kullanmaktan çekinmediklerini bizlere yakın tarih göstermiştir.

Ama aynı tarihin şunu da göstereceğine tüm benliğimizle inanıyoruz: yapılan bu zulümlere rağmen bu zalim sistemler çok yakında kurulacak olan Râşidî Hilâfet Devleti’nin izzetli ve azametli adalet kılıcıyla son bulacaktır. İşte o zaman İslâm güneşi tüm dünyayı aydınlatacak, insanlık rahmet ve berekete gark olacaktır, Allah’ın izniyle.

“Onun verdiği haberlerin doğruluğunu bir süre sonra mutlaka öğreneceksiniz!”[5]

 


[2] Hucurat Suresi 10

[3] Buhârî, Mezâlim 3; Müslim, Birr 58. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Edeb 38, 60;Tirmizî, Hudûd 3, Birr 19; İbni Mâce, Mukaddime 17

[4] İbn Manzûr, Lisânü’l-Arab “Zlm”, 12/374-375

[5] Sad Suresi 88

Yazarın Tüm Makaleleri İçin Tıklayınız