loader

Mülakat; Liyakatin Değil, ‘Benden Olmayan’ın Tespiti Olmuş!

15 Temmuz darbe girişimi akabinde, hükümet tarafından başlatılan OHAL ve bu süre içinde çıkartılan KHK’lar ile binlerce kamu çalışanı ihraç edildi. Darbe girişimiyle ilgili reel ve somut deliller ile ilişkilendirilen kişilerin veya destek verenlerin böylesi bir sonuç ile karşılaşmaları gayet doğaldır. Ancak, hiçbir somut delil ve gerekçe ortaya konulmadan, hukuksuz bir şekilde işinden atılanların sayısı da azımsanmayacak kadar çoktu. Oluşturulan atmosfer sonucu, toplum nezdinde “şeytanlaştırılmış” bir yapının savunucusu konumuna düşme korkusu yüzünden, bu insanların masum olduğunu, haksızlığa uğradıklarını dile getirenler pek olmadı.

Akabinde kamu personeli alımlarında KPSS ve görevde yükselme sınavlarına ek olarak mülakat getirildi. Büyük şaibeler barındıran mülakatlarda hasbelkader torpilli kontenjanlardan sonra mülakatı geçenler, bu sefer güvenlik soruşturmaları geçirdiler. Güvenlik soruşturmaları aylarca, hatta bir yıldan fazla sürenler oldu. İşe başlayanlar olduğu gibi güvenlik soruşturmasına takılan birçok kişi de mahkeme kararı ile işine başladı. Mahkeme kararı ile işe başlayanların gerekçelerinde mahkeme, güvenlik soruşturmalarının olumsuz sonuçlanmasına sebep olan verilerin somut yasadışı veriler olmadığına hükmetmişti. Sözüm ona yetkililer, kendilerinden olmayan, şüphelendikleri kişileri almamak için başka(!) yöntemlere başvurdular. Bu yöntemlerden biri de mahkemelerdir ki karşılaştığım bir mahkeme kararındaki bir pasajı olduğu gibi buraya aktarmak istiyorum ve bu “hukuki” pasajın yorumunu siz okurlara bırakıyorum:

“Uyuşmazlık konusu olayda; güvenlik soruşturmasında elde edilen istihbari nitelikteki bilgilerin davacının babası ve annesine ait olduğu, her ne kadar davacı hakkında herhangi bir bilgiye rastlanılmadığı belirtilmiş ise de, Güvenlik Soruşturması ve Arşiv Araştırması Yönetmeliği’nde kişinin içinde bulunduğu ortamın da dikkate alınması gerektiği göz önünde bulundurulduğunda, … ili, … ilçesi … nolu istasyonuna … teknikeri olarak yerleştirilen davacı hakkında yapılan güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması neticesinde davacının ailesi hakkında ortaya konulan hususların güvenlik soruşturmasının olumsuz sonuçlandığının kabulü için yeterli, hukuken kabul edilebilir tespitler olarak değerlendirilebileceği kanaatine varıldığından davacının atamasının yapılmamasına ilişkin dava konusu işlemde hukuka aykırılık bulunmamaktadır.”

Anne ve babaya atfedilen “ihbari nitelikli bilgiler” suç teşkil ettiği belirtilmediği halde, kabak zavallı çocuğun başına patlamıştır. Velev ki çocuğun anne ve babası suçlu ve sabıkalı olsunlar, ceza hukukunun en önemli ilkelerinden biri, “suç ve cezanın şahsiliği ilkesi” değil midir? Bu kural gereğince, “kişi ancak kendisinin işlediği fiiller nedeniyle sorumlu tutulabilir, başkasının işlediği fillere iştirak etmedikçe sorumlu tutulamaz” ilkesi hangi ülkenin ceza hukukundadır? Bu uygulamayı başlatanların, bir zamanlar “yakını namaz kılıyor”, “annesi, nenesi başörtülüdür” diye ordudan atılan askerler için, Müslüman kamuoyunu etkilemek adına böylesi uygulamaları nasıl eleştirdiklerini hatırlıyorum.

İkinci olarak, meseleyi mahkemeye de bırakmadan mülakatta çözme yoluna gitmeleridir. Bundan yaklaşık bir buçuk ay önce sınavda yüksek puan alıp ama mülakatta çok düşük puanlarla atama haklarından mahrum edilen tanıdığım bazı arkadaşların bu mağduriyetini sosyal medyada paylaştım. Akabinde benzer mağduriyetler yaşadıklarını ifade eden birçok mesaj aldım. En son, geçenlerde HaberTürk yazarlarından Sevilay Yılman, benzer bir haksızlığı köşesine taşıdıktan sonra, MEB’den üst düzey iki bürokratın kendisini aradığını ve söz konusu mülakatta düşük not verilip diskalifiye edilenlerin, güvenlik soruşturmalarının olumsuz olmasından ileri geldiğini ifade ettiklerini yazdı. Demek oluyor ki ferman önceden buyurulmuş, sınavda 82 puan alıp, mülakatta 54 puan ile elenen arkadaşlara ise mülakat ismi altında sadece tiyatro oynatmışlar!

Elbette ki devlet, üniversite mezunu herkese istihdam sözünü vermemiştir. Kamuya alacağı personel için belirlediği sınavlar, her ne kadar dört dörtlük liyakat ilkelerini sağlamasa da mevcut şartlarda herkes için ortak bir ölçü konumundadır. Reel ve somut delillere dayanmadan, hakkında herhangi bir yargı kararı olmadan, sınavda atamaya yeterli puan alan bir kişiyi mülakat ile elemesi kesinlikle haksızlıktır. Kamu personeli olmak isteyen kişi, fakir aile çocuğudur. Şirketinde çalışacak bir babası veya dayısı yoktur. Mirasını beklediği murisi yoktur. Ömrünün en az on yedi, on sekiz yılını, zor şartlarda okuma ile geçirmiş, ailesi ile birlikte boğazından kısarak dershanelere gitmiş, önüne konulan bütün sınavları geçmiştir. Tam atanıp işe başlayacağı sırada zanna dayalı bir kanaatle bunca zaman ve emeği heba edilmektedir. Gelmiş yirmi beş, yirmi altı yaşına, bu yaştan sonra hangi mesleği öğrenecek ve ne zaman iş ve aile hayatını kurabilecektir. Yazıktır, günahtır, vebaldir. Bir de sözüm ona o bürokratlar, olumsuz güvenlik soruşturması sebebi ile en sondaki mülakatta elenen kişilerin sayılarının çok az, yani sadece 1000 kadar kişi olduğunu eklemeyi de unutmamışlar! Böyle değil ya neyse… Velev ki bu kadar olsun; bu sayı az mı?

Bir zamanlar imam hatip liselerine getirilen katsayı zulmü vardı. Bundan dolayı birçok meslek ve imam hatip lisesi mezunu üniversiteye gidemiyordu. Bu bir zulümdü elbette. Ancak üstüne dört, beş yıl daha okuyup böylesi bir muameleyle karşılaşmak daha büyük bir zulümdür. Çünkü daha üniversiteye gitmeden evlilik yaşına gelene kadar bir meslek edinme imkânı daha fazladır.

Girişte ifade ettiğim gibi, mülakatta haksız yere eledikleri kişilere sahip çıkılmaması için halen, söz konusu mülakatta eledikleri kişileri “FETÖ” ile ilişkili olduklarını ima ve ifade etmektedirler. Böylece topluma “Yazıktır, günahtır” yerine “Oh olsun, iyi olmuş!” dedirtiyorlar. Oysaki bu mağduriyeti yaşayan, sadece benim çevremde ondan fazla kişi var. Hepsini tanıyorum ki hiçbirinin, ne “FETÖ” ne de herhangi bir terör örgütü ile ilişkileri var. Onlara sempatileri ve hatta hüsnü zanları dahi yoktur. Bunlardan bazıları en fazla, hiçbir şiddet ve cebire bulaşmayan ve savunmayan bir camianın sohbetlerine gidiyorlardır. Kaldı ki bunlardan bazıları da ilahiyat fakültesi mezunu ve din kültürü öğretmeni adayı. Bu adamlar İslâmi bir sohbete değil de meyhaneye mi gideceklerdi!

Dindar bir nesil yetiştirme gayesini güttüğünü iddia edenlere soruyorum: Suç teşkil eden hiçbir somut eylem ve söyleme sahip olmayan, öyle bir niyetleri dahi olmayan, sadece İslâmi fikir ve duygulara sahip olan bu gençlerin emeklerini böylece heba etmek zulüm değil midir? Hatta kendisi hakkında hiçbir şüpheli durum dahi tespit edilmemiş, aile fertlerinden bazıları daha önce fişlendiği için bunca emeği zayi etmek zulüm değil midir? Bu yapılanlar elbette ki zulümdür. Diğer taraftan karıncayı dahi incitmemiş, alnı açık samimi Müslümanlar için de bir imtihandır.

Son söz olarak, yetki sahiplerine “zulüm ile abat olunmaz” diyorum. Öncekilerden hiç mi ibret almazsınız? İnansanız da inanmasanız da size ahirette Allah Subhanehu ve Teâlâ’nın hesabını hatırlatıyorum.

Samimi Müslümanlara da şunu hatırlatmak isterim: Akidemiz gereği, bizlerin başına gelen her musibetin, Rabbimizin izni ile olduğuna, musibetlerin bizler için Allah Subhanehu ve Teâlâ’dan gelen imtihanlar olduğuna iman ediyoruz. Ayrıca rızkın az veya çok olmasının, bizim çabamıza bağlı değil, Rabbimizin takdirinde olduğuna iman ediyoruz. Yine dünyada zafere, ahirette felaha kavuşacak olanların sabredenler olduğuna iman ediyoruz.

Ey Müslüman kardeşlerim, bu hakikatler karşısında, basit dünya menfaatleri ile gelen tehditlere ve zulümlere boyun büküp İslâmi fikir ve davranışlarınızdan taviz vermeye yanaşmayın. Rabbimiz, her şeyi gören ve işitendir. Her şeyden haberdardır. Bir kadro veya terfi almak adına onlardan görünmeye çalışmayın, sahip olduğunuz sahih fikirleri gizleme yoluna asla yanaşmayın. Yoksa -Allah muhafaza-, basit dünya menfaatleri için “Müslümanların maslahatı” kandırmacası ile zalimlerin sofrasından nemalanan ve bundan dolayı zalimin küfrüne ve zulmüne karşı kör, sağır ve dilsizleşenler gibi olursunuz.

Nice tecrübeler ile sabittir ki belli bir mevkie ulaşmak adına davetini askıya alanlar, o mevkie ulaştıktan sonra davetine geri dönememiştir. Belli bir zaman sonra davetine sarılmak yerine kendi durumunu yeğlemiş ve hatta daha değerli görme yoluna gitmiştir.

Rabbimizden, bütün mustazaf Müslümanlara yardım etmesini, hiç kimsenin haksızlığa uğramadığı, İslâm’ın gölgesi altındaki hayata kavuşturmasını niyaz ediyorum.

Yazarın Tüm Makaleleri İçin Tıklayınız