loader

Râşidî Hilâfet Devleti Kurulunca

 

3 Mart 1924 (Recep 1342) tarihinde ilga edilen son Hilâfet Devleti’nin üzerinden Miladi olarak 97; Hicri olarak da tam 100 yıl (Recep 1442) geçmiş olacak. Dile kolay; Müslümanların azasının kırıldığı, izzet ve şerefinin yok olduğu, Allah kelamının devre dışı kaldığı ve tüm insanlığın mazlum duruma düştüğü o kara gün üzerinden tam 100 yıl geçmiş. Son 100 yılda Müslümanların çektiği ıstırap, maruz kaldıkları zulüm, ilan edilecek ikinci Râşidî Hilâfet Devleti ile nihayete erecek biiznillah.

Şam bölgesinde yani günümüzün Suriye, Lübnan, Ürdün, Irak ve Türkiye topraklarında ikinci Râşidî Hilâfet Devleti ilan edilmiş olsa ne olurdu? Bu soruyu öncelikle ilan edilen devlet yani onun oluşumu, gücü ve tutumu açısından incelemek, hem de diğer İslâm beldeleri ile beraber gayri İslâmi beldeler açısından da ele almak gerekiyor.

İkinci Râşidî Hilâfet Devleti’nin ilanı bölgesel bir mesele olmayacak, bilakis küresel çapta çok ses getiren ve Batılıların kâbuslarının gerçekleştiğine şahitlik ettikleri büyük bir hadise olacaktır. Dolayısıyla küresel güçlerin hem siyasi hamlelere -ki bununla alakalı örnekler vereceğiz-, hem de maddi yaptırımlar hatta savaşlara teşebbüs edecekleri aşikâr. Bunu yaparken tabii ki bölge uşaklarını ve özellikle yıllar önce bu günler için sinsi bir şekilde hazırladıkları devletleri –örneğin; Şia fikri ile oluşumuna izin verilen 1979 yılında ilan edilen İran İslâm Cumhuriyeti’ni- devreye sokacaklar. Yine bununla yetinmeyerek -Suudi Arabistan, Mısır gibi- başka ülkeleri de işin içine katacaklar. Hatta bizatihi Avrupa, Rusya, Çin ve ABD’nin müdahil olması istenilecek. Yani başta dediğim gibi; böylesi bir gelişmenin kesinlikle bölgesel değil bilakis küresel bir hadise olacağı aşikâr.

Dolayısıyla ilan edilecek olan İkinci Râşidî Hilâfet Devleti’nin kurulduğu günden itibaren şu hasletleri üzerinde barındırması gerekmektedir: Toplumun önemli bir kısmı -ki bu “çoğunluk” olarak algılanmasın-, Râşidî Hilâfet Devleti fikrine ve onunla Allah Celle Celalehu’nun rızasının elde edilmiş olacağına iman etmesi gerekiyor. Yani âlimlerin, kanaat önderlerinin ve toplum içerisinde –mesela, bulunduğu mahallesinde- sözü dinlenen kişilerin, kurulmuş olan İkinci Râşidî Hilâfet Devleti’nin Allah ve Rasulü’nün koymuş olduğu kurallar doğrultusunda yöneteceğine, hiç bir kınayacağının kınamasından korkmayarak sadece Allah’a tevekkül ederek davranışta bulunacağına iman etmesi gerekiyor. Bu kişilerin milyonlarca değil binlerce olması yeterli. Lakin o binlerce kişi, milyonlarca Müslümanı yönlendirebilecek kabiliyete sahip olacaktır.

Gelelim küresel güçlerin Râşidî Hilâfet Devleti’nin oluşumu sonrasında başlatacakları siyasi baskı ve medya üzerinden gerçekleştirecekleri kara propagandaya… Kurulacak olan bu devletin tüm siyasi bağlantılarını ve özellikle İslâm beldeleri ile olan bağlarını kesebilmek adına evvela; ekonomik olarak bağımlı olan tüm devletlerin -özellikle İslâm beldelerinin uşak- yöneticilerini tehdit edeceklerdir. Yine o ülkelerde, kurulmuş olan Hilâfet Devleti’ne karşı muhabbet besleyen Müslümanlara ağır baskılar, tutuklamalar hatta idamlar, katliamlar bile mümkündür. Bu hadise tabii ki Avrupa ve Rusya için de geçerli. Nitekim Avrupa’da 50, Rusya’da ise 30 milyona yakın Müslüman yaşamakta. Yani müstakbel Hilâfet Devleti’ne muhabbet besleyen hatta onu destekleyen Müslümanlar tutuklanacak, sınır dışı edilecek hatta idam edilmeleri dahi söz konusu olacak. Bu Batı’nın ve bölge uşaklarının uygulayacağı sindirme politikalarından biri olacaktır.

Bunun haricinde siyasi olarak Râşidî Hilâfet Devleti ile tüm siyasi hatta ticari ilişkilerinin kesilmesi sağlanacak. Bu şekilde hayatta kalmasını zorlaştırmak isteyeceklerdir. İşte tam bu durumda Hilâfet Devleti’nin en öncelikli hamlelerinden biri hiç kuşkusuz Müslümanların kalbine saplanmış olan “İsrail” hançerini söküp atmak olacak. Bunu yaparken Batı’nın gerçekleştirmesi düşünülen askerî hamleler ise ihtimal dâhilinde olsa da, Hilâfet Devleti’nin yapacağı hamlenin zamanlaması, şiddeti ve en önemlisi kararlı harekâtı, tüm dünyada şok etkisi yaratacaktır. Aynı zamanda tüm İslâm beldelerinde de adeta bayram havası estirecek ve tahmin edilemeyecek bir şekilde İslâm Devleti’ne karşı muhabbetleri iyiden iyiye arttıracaktır. İşte bu an, aslında tüm İslâm beldelerinde kırılma noktası olacak ve tüm Müslüman halklar, üzerlerinde hüküm kurmuş hain, satılmış yöneticileri bir bir alaşağı edecek ve bu hükmü altındaki devletlerin yönetimlerini Hilâfet Devleti’ne devredecekler; topraklarını bu devletin sınırlarına dâhil edeceklerdir. Aralarından bazıları muhtemelen savaşa kalkışacak lakin onlar da gerekirse itaate zorlanacaklardır. Tüm bunlar olurken Batı, bu ateş çemberinin içine girmeye cesaret edemeyecek, cesaret etse de ağır kayıplar vereceği için bir dahaki hamlesi için on kez düşünecektir.

“Râşidî Hilâfet Devleti’nin siyasi ve askerî gücü nasıl olmalı?” ve “‘İsrail’ hamlesi haricinde daha başka hangi hamlelerde bulunacaktır?” soruları oldukça önemli. Nitekim bu devletin teorik olarak zikredilmesi ve şu anki dünya üzerindeki devletlerin konumu ister istemez büyük merak konusu olmaktadır. Hatta kalbinde şüphe barındıranların çokça dillendirdikleri bir eleştiri konusudur bu. Râşidî Hilâfet Devleti’nin varlığı, menfaat üzerinden görülmesi gereken bir varlık değildir. Bilakis bu devlet, Allah Celle Celalehu’nun hükümleri; Kur’an ve Sünnet’i harfiyen uygulayan bir devlettir. Dolayısıyla Müslüman halkın Hilâfet Devleti’ne karşı olan bağlılığı İslâmi bir bağlılıktır.

Yine ilahi nizamın bir gereği olarak Müslüman halk hatta tüm tebaa adil bir dağıtım, baskı ve zulmün olmadığı bir ortamın varlığına şahit olarak bağlılıklarını bir kat daha artıracaktır. Ailelerin, çocuklarını gönül rahatlığı ile okullara gönderebilmeleri ve o çocukların yıllar sonra güzel ahlakla yetiştiğini görmeleri, bu devletin hem aileler hem de toplumun geneli gözünde oldukça önemli bir ilerleme kaydetmesine neden olacaktır.

Yine insanların, haftanın 5-6 günü, günlük 10-12 saat çalışmalarına gerek kalmadığını bilakis haftanın 4-5 günü 5-6 saat çalışmak suretiyle hayatlarını rahatlıkla sürdürebildiklerini görmeleri de topluma büyük bir güven verecektir. Bu şekilde bir çalışma süreci olan Müslümanların İslâm’ı daha iyi öğrenebilmeleri, ibadetlerine daha fazla sarılabilmeleri ve ailelerine daha yoğun vakit ayırabilmeleri mümkün olacaktır.

Tüm bunlar ve daha fazlası, Râşidî Hilâfet Devleti’nin içe dönük olarak yapacağı önemli hamlelerden olacaktır. Nitekim bünye hasta ise zahiren istediği kadar güçlü, akıllı veya zeki olsun o, yok olmaya mahkûmdur. Onun için evvela bünyenin sağlam, sağlıklı olması gerekmektedir.

Râşidî Hilâfet Devleti’nin lider kadrosu ve başındaki râşit halifesi; siyasi basiret sahibi, dünya siyasetini yakından takip eden, diğer devletlerin tüm hastalıklarına vakıf ve onlara karşı atabileceği hamleleri çok iyi tasarlayabilen bir konumda olmalıdır. Batı ile hiç bir bağı olmayan ve olmasına da kesinlikle izin vermeyecek olan bir duruşu sergileyen lider olacaktır. Bu bağı tesis etmek için Batı, birçok sinsi hamle yapacaktır. Örneğin, teknolojik ürünlerin çok ucuza hatta ücretsiz Müslüman tebaaya verilmesi istenecektir. Yine dijital dünyada olmamız hasebi ile sosyal medya üzerinden halkı manipüle etmeye veya korkutmaya çalışacaktır. Birçok dijital imkân ve ürünle halkı ve onunla birlikte devlet erkânını kendisine bağımlı hâle getirmek isteyeceklerdir. Bu dijital bağımlılık ile alakalı bir kaç örnek vermek istiyorum: Malumu olduğu üzere şu an hem bilgisayar hem de akıllı telefonlar belirli kurumların elinde. Râşidî Hilâfet Devleti, -Microsoft, Apple, Android veya Google gibi- küresel güçlerin ürünlerini kullanmayacak. Kullansa bile bunu sadece İslâmi davet amaçlı ve çok ciddi bir kontrol mekanizması üzerinden kullanacaktır. Yine geleceğin ürünleri olarak bilinen elektronik araçlar, akıllı robotlar veya uzay gemileri konusunda da Hilâfet Devleti Batı’dan çok önde olacak ve bu teknolojiler için çok büyük bütçeler ayıracaktır.

Özetle, şu hususun altını çizmekte fayda var: evet, bu dünya imtihan dünyasıdır. Râşidî Hilâfet Devleti kurulsa da hayat tozpembe olmayacak. Birçok alanda ağır bir şekilde imtihan olacağız. Çokça fedakârlık göstermek zorunda kalacağız. Belki bir dönem en yakınımızın şehit olmasına buruk bir üzüntü ile beraber gurur duyacağız. Belki bir dönem düzenli olarak savaşlarla mücadele edeceğiz ve bugünkü birçok imkândan bir dönem mahrum kalacağız ama en önemlisi huzurlu ve Allah’a karşı görevimizi ifa etmiş olarak hayatımıza yön vermiş olacağız. Zulüm gören kardeşlerimizin kanının yerde kalmadığına şahit olacağız ve ilk kıblemiz Yahudi belasından kurtarıldığı, Mekke ve Medine’nin Suud zalimlerin elinden alındığı bir hayatta yaşıyor olacağız. Rabbim o günleri tez zamanda bizlere görmeyi nasip etsin. (Âmin!)

___

#HilafetHayalDeğil

Yazarın Tüm Makaleleri İçin Tıklayınız