loader

Liderini Hesaba Çekmeyen Ahirette Hesaba Çekilir!

Her kelimenin insan zihninde oluşturduğu bir resim vardır.

Örneğin genel olarak "baba" deyince aklımıza  bazen bir dağ görüntüsü, bazen sığınılacak bir kale, bazen evinin kapısını sevinç ile açan, bazen de omuzları hayatı sırtlamaktan çökmüş ama ailesinin nafakasını helal olarak kazanan her türlü tehlikeden muhafaza edecek kadar cesur bir karakter gelir gözümüzün önüne.

"Baba" sözcüğü güçlü, korumacı, fedakâr, iş bitirici, sahiplenici gibi birçok sıfatı içinde barındıran ve mefhum olarak terazide ağır gelen bir kavramdır.

Ancak ne zaman ki "baba", sayılan sıfatlardan herhangi birinde veya birkaç tanesinde kusur gösterir işte o zaman ev halkından çatlak sesler gelir. Bu durum, daha ileri boyutta kazan kaldırma ve isyan etmeye kadar gider.

Dolayısıyla bu tabloda baba, olması gereken yerde durmayınca tepki kaçınılmaz oluyor.

Burada açıklamaya çalıştığımız şey ebeveynlik hakları değil, "baba" mefhumunun ne ifade ettiğidir.

Şimdi gelelim "Lider" kavramına...

Aslında liderden önce Müslümanlar olarak hayat- mematlık bir durum olan Hilâfetsizliğimizi konuşmalıyız. Lakin toplumumuzda hâkim olan yanlış "lider" algısı "râşid devlet" algısının önüne geçiyor ve toplum olarak bir türlü asıl sorunu kavramada muvaffak olamıyoruz.

Oysa bu konuda zihinler berrak olsa her şey daha kolay hâle gelecek.

Bizler Türkiye'de yaşayan Müslümanlar olarak birçok defa farklı zaman dilimlerinde, birçok platformda sıklıkla "Hilâfet" dedik, "Halife" dedik. Farziyetinden, aciliyetinden bahsettik; buna devam da edeceğiz. Zaten Rabbimizin emri bunu gerektiriyor. Çünkü İslâm ümmetin sorununun devletsizlik ve halifesizlik olduğunun şer’î olarak bilincindeyiz elhamdülillah.

Fakat bu çağrılar Müslüman halkın fertlerine ulaştığında, bazı kesimler olayı şahsileştiriyorlar.

Diyorlar ki "Liderimiz Müslüman. Ne devletinden bahsediyorsunuz?"

Veya gayri İslâmi devlet politikalarının tahribatını gözler önüne serdiğimiz vakit, en yakınımız dahi "Yahu bu adamın hiç mi iyi bir yönü yok?" tarzında tepkiler gösteriyor.

Biz olaya şahsi değil fikri olarak yaklaşıyoruz. Şayet olayı şahsileştirecek olsak dahi Müslüman kardeşlerimizin tepkilerinin yersiz olduğu kanaatindeyiz. Çünkü genel olarak zihinlerde "İslâmi lider" ile "İslâm'ın lideri" hakkında bir yanılgı söz konusu...

Şüphesiz bunun en büyük sebebi Hilâfet’in ilgasının ardından uğradığımız kültür erozyonudur. Bu süreçte kıstaslar değişti ve olaylara bakış açımız sığlaştı. İslâmi bakış açımız yerini pragmatizme ve Batılı fikirlere bıraktı ve biz çok şey kaybettik.

O kadar ki 14 asır dünyaya yön verdiğimiz hâlde "devlet, lider, liderlik" mefhumları toplum nezdinde anlamını yitirdi. Oysa ümmetçe aleyhimize işleyen bu durumun müsebbibi Batı’ya bel bağlayan, onların sistemlerini tam tekmil uygulayan yöneticilerdir.

Dolayısıyla Müslüman toplum olarak bizdeki "lider" algısı başta misal verdiğimiz "baba" sözü kadar net olmadıkça ümmetin asıl sorununu kavramakta ve çözmekte başarılı olamayız.

Bunun içindir ki birbirimizi taassupçu duygularla yargılamaktan sıyrılıp hayata dair doğru bakış açısını yakalamamız kaçınılmazdır.

İslâmi lider “İslâm dininin müntesibi olan herhangi bir parti, cemaat, kuruluş veya devletin lideri, önder şahsiyetidir.” diyebiliriz. Bu lider kısmen İslâmi argümanlara başvursa da genel itibarıyla konjonktüre göre davranabilir, reel politikalar benimseyebilir, maslahat doğrultusunda kâfirlerle işbirliği yapabilir, dini güncelleyebilir. Aslında İslâm onun yakasında taşıdığı bir rozettir (yeri geldiğinde rozeti çıkarabilir).

Peki "İslâm'ın lideri" nasıldır?

Bu sorunun cevabını hiç kalıp kelimelere girmeden doğrudan Efendimiz Aleyhi’s Salatu ve’s Selam’dan alalım:

[إِنَّمَا الإِمَامُ جُنَّةٌ يُقَاتَلُ مِنْ وَرَائِهِ وَيُتَّقَى بِهِ]

"Muhakkak ki imam (halife) kalkandır. Onunla savaşılır ve korunulur." [Müslim]

İster imam deyin ister halife... ister emîr deyin ister “reis...”

Ümmete lider olan kişi:

1. İslâm toplumunu Allah’ın emir ve yasaklarıyla yönetecek!

2. Halkının canını, malını, ırzını, dinini, aklını ve onurunu koruyacak!

3. Halkının arasında malı adalet ile dağıtacak!

4. Aile birliğini muhafaza edecek!

5. Toplumun saadeti için kendi saadetinden vazgeçecek!

6. Tebaasından bir kişiyi dahi düşmana teslim etmeyecek!

7. Toplum içerisinde hiçbir fuhşiyata, gayri İslâmi fikirlerin yayılmasına izin vermeyecek!

Hicri 6. asrın ünlü âlimlerinden Ebu Hafs Ömer en-Nesefi Rahimehullah İslâm’ın liderini şöyle tarif ediyor:

“Müslümanlar, açık bir şekilde; hudutları (ceza sistemini) yürüten ve hükümleri icra eden, (devlet) sınırlarını savunan, orduları teçhiz eden, zekâtı toplayan, (devlete karşı) isyan edenleri, casusları ve haydutları cezalandıran, cumayı ve iki bayramı ikame eden ve (Allah’ın) kulları arasında çıkan ihtilafları çözen, meşru haklar konusunda şahitlerin şahitliğini kabul eden, evlenen gençlere ve ailesi olmayan fakirlere veren ve ganimetleri dağıtan bir imama (halifeye) sahip olmalıdırlar.”

İslâmi liderlik ile alakalı İbn-i Haldun ise şöyle diyor:

 “Uhrevi maslahatlarla ilgili olan dünyevi maslahatlar konusunda şer’î esaslara göre tüm insanları sevk ve idare etmektir. Zira dünya işlerinin hepsi Allah katında ahiret maslahatına yöneliktir. Gerçekte imamet/liderlik, dini korumada ve dünyayı din ile idare etmede şeriat sahibine vekâlet etmektir.” [Mukaddime s. 190]

Böyle bir lider karşısında tebaaya düşen gönül hoşnutluğu ile elinin ayasını vermek ve itaat etmektir.

Tebaanın liderine karşı itaatten sonra gelen en büyük sorumluluğu ise onu muhasebe etmesidir.

Nitekim müminlerin emîri Ömeru’l Faruk RadiyAllahu Anh buyurdu ki:

"Yanlış yaptığımızda bizi uyarmazsanız sizde hayır yoktur. Uyardığınız hâlde sizi dinlemezsek bizde hayır yoktur."

Evet, kıymetli okurlar... Yöneticiyi muhasebe etmek şer’î bir farziyettir. Yönetici de hepimiz gibi beşerdir, hata yapabilir, acze düşebilir... Zalime veya zulme meyledebilir. Önemli olan çevresinde onu muhasebe edecek âlimlerin ve Allah korkusu taşıyan müminlerin olmasıdır.

Enes RadiyAllahu Anh’tan rivayet olunduğuna göre Hz. Peygamber SallAllahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur:

"Din kardeşin zalim de olsa mazlum da olsa ona yardım et. Bir adam: Ey Allah’ın Rasulü! Kardeşim mazlumsa ona yardım edeyim ama zalimse ona nasıl yardım edeyim, söyler misin? dedi. Peygamberimiz: Onu zulümden alıkoyar, zulmüne engel olursun. Şüphesiz ki bu ona yardım etmektir, buyurdu.”  [Buhari, Mezalim 4]

Dolayısıyla muhasebe işi her ne kadar âlimlerin asli görevi olsa da lidere "Nerede itaat edilir, nerede muhalefet edilir?" şer’î açıdan her Müslümanın vakıf olması gereken bir meseledir.

Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem "Allah’ın indirdikleri ile yönettikleri müddetçe ve açıktan günah işlemedikçe..." diyerek itaatin sınırlarını çizmiştir. Lider herhangi birinde kusur gösterirse muhasebe mekanizması devreye girer.

Muhalefet edilmesi gereken hususlar ise fıkıh kitaplarının “imamet” babında şu şekilde sıralanmıştır:

a. Liderin İslâm’dan vazgeçip küfre girmesi durumunda, itaat sakıt olur.

b. Aklını yitirmesi durumunda, itaat sakıt olur.

c) Düşmanın eline geçip esir düşmesi ve kurtulamaması durumunda, itaat sakıt olur.

d. Görevini yerine getiremeyecek ölçüde organlarını kaybetmesi durumunda, itaat sakıt olur.

e. Fasıklığı, zulüm ve bid’atları sebebiyle adalet vasfının zedelenmesi durumunda, itaat sakıt olur.

f. Haramlardan birinin yapılmasını emretmesi durumunda, itaat sakıt olur.

g. Allah’ın indirdiği hükümler ile hükmetmemeye çalışması durumunda, itaat sakıt olur.

İşte yukarıda sayılan durumlardan herhangi birisi bizim itaat sözü verdiğimiz liderde bulunursa o zaman istişare heyeti (ehlü'l hal ve'l-akd) yeni bir emir seçme işinin startını verir.

Kısmen İslâm’ın lideriyle alakalı açıklama şer’an bu şekildedir ve bu şartlar İslâm Devleti’nin çatısı altında takip edilecek adımlardır kıymetli okurlar...

Şimdi sorarım sizlere ey Müslümanlar!

Şu anda İslâm Devleti var da... Allah’ın indirdikleri ile yöneten bir halife var da... biz mi itaat etmedik?!

Ayrıca faizi dünya gerçeği kabul eden, içki fabrikalarının çokluğuyla övünen, evliliği illegal hâle getirip zinayı, kürtajı legalleştirenlere itaat edilir mi?!

Lut kavmini helak eden eşcinsel haklarını yasalarla koruma altına aldıklarından ötürü kıvanç duyan liderler mi bizi cehennem ateşinden koruyacak?!

Batılı kâfirlerin finansörlüğünü yaptığı İstanbul Sözleşmesi’ni imzalayarak, ailenin neslin toplumun parçalanmasına öncülük edenler mi bizi vahdete ulaştıracak?!

Ümmetin parçalanmışlığını, sömürülmesini hiçe sayarak kâfir memleketlerin zalim liderleriyle el sıkışanlar mı Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem'e vekalet edecek?!

Küresel simsarların oyunlarına alet olup virüsle, krizle halkının elini kolunu bağlayan beden sağlığı adı altında ruh sağlığını göz ardı edenlere mi ram olalım?!

İslâmi kimlikleri ile Müslümanların lideri olduğunu iddia edenlerden evvel emirde talep etmemiz gereken şey, acilen İslâmi hayatı başlatmalarıdır. Bundan daha önemli bir durum söz konusu olamaz. Hiç bir ferdî çıkar, maslahat bunun önüne geçemez! Bunun içindir ki Müslümanlar olarak derhal yöneticiyi savunma psikolojisinden kurtulup yöneticiyi muhasebe etme iradesini göstermeliyiz!!!

VAllahi biz liderlerimizi Allah’ın gazabını celbeden her uygulama için tek tek muhasebe etmekle sorumluyuz.

Liderini hesaba çekmeyen ahirette hesaba çekilir.

Allah Subhânehû ve Teâlâ şöyle buyurmuştur:

[قَالَ ٱدْخُلُوا۟ فِىٓ أُمَمٍ قَدْ خَلَتْ مِن قَبْلِكُم مِّنَ ٱلْجِنِّ وَٱلْإِنسِ فِى ٱلنَّارِ ۖ كُلَّمَا دَخَلَتْ أُمَّةٌ لَّعَنَتْ أُخْتَهَا ۖ حَتَّىٰٓ إِذَا ٱدَّارَكُوا۟ فِيهَا جَمِيعًا قَالَتْ أُخْرَىٰهُمْ لِأُولَىٰهُمْ رَبَّنَا هَٰٓؤُلَآءِ أَضَلُّونَا فَـَٔاتِهِمْ عَذَابًا ضِعْفًا مِّنَ ٱلنَّارِ ۖ قَالَ لِكُلٍّ ضِعْفٌ وَلَٰكِن لَّا تَعْلَمُونَ]

"Allah onlara: Sizden önce yaşamış, geçip gitmiş cehennemdeki cin ve insan topluluklarının içinde yerinizi alın, buyurur. Her millet cehenneme girdiğinde, hak yoldan uzaklaşarak, sapıklığa düşmesine sebep olan yakınlarına, idarecilerine güç ve iktidar sahiplerine lanet eder. Nihayet, birbirlerinin peşinden girip, hepsi cehennemde toplandığında, halk, iktidar sahibi liderleri kastederek: Rabbimiz, işte bunlar, bizi hak yoldan uzaklaştırarak, başımıza buyruk hâle getirip, dalaleti, bozuk düzeni, helaki tercihimize imkân sağladılar. Onlara cehennem ateşinden kat kat, katmerli bir ceza ver, derler. Allah da: Herkesin azabı katmerlidir. Fakat kime ne kadar ceza verildiğini siz bilemeyeceksiniz." [Araf Suresi 38]

YAZARIN DİĞER MAKALELERİ

Yazarın Tüm Makaleleri İçin Tıklayınız