loader

Laikliğin Şövalyesi, Ağır Ol!

 

Ne demiş Ayasofya Camii İmamı Prof. Dr. Mehmet Boynukalın? Neden bu kadar tepki aldı?

Bugün Türkiye’de laikliğin tartışılması garipseniyor, eleştirenlere fitne çıkarmayın deniyor. Laikliğin bizzat kendisi fitne değil midir? Neden laiklik tartışılmaz. O da insan aklından çıkan bir fikir değil mi? Daha iyisi bulunsa ya da en doğrusu savunulsa demek ki engizisyon mahkemeleri devreye giriyor. Orta Çağ’dan hiç çıkamamış dünya ve o zihniyeti savunanlar…

Galileo, dünyanın yuvarlak olduğu tezini ortaya attığında idam ile tehdit edilip iddiasından vazgeçtirilmişti. Bugün gülüyoruz bu karara değil mi? Bizde de İstiklal Mahkemeleri vardı. Kim batıl nizamı eleştirse darağacına çıkarılıverirdi. Bugün ise İstiklal Mahkemeleri ekranlara kurulmuş.

Binlerce yıldır filozoflar kafa yorup en iyi yönetim biçimini bulmak için çabaladılar. Aciz insan aklının bulabileceği en iyi ideolojinin kapitalizm ve en iyi fikirlerin yine ondan çıkan cumhuriyet, laiklik ve demokrasi olduğu için sahiplenildiğini, fikrî münazara yaptığımız insanlardan duyarız. “Kapitalist laik demokrasinin insanlığın binlerce yıllık birikimi olduğu”nu söylerler. Evet, binlerce yıllık birikim ve dünyanın hâli ortada. İslâm nizamı, sorunlar için sunduğu dakik çözümler, refah bir toplum ve doğru kalkınmayı başarmış izzetli geçmişiyle “binlerce yıllık birikimi” aslında 14 asır önce buruşturup çöpe atmıştı. Çünkü yaratılanı yaratandan daha iyi tanıyan kim olabilir?

Bu durum sanki şuna benziyor:

“Bir televizyonun mühendisi, televizyonun nasıl kullanılacağını, hangi şartlar altında düzgün çalışacağını, hangi şartlar altında bozulacağını bir kullanma kılavuzu ile anlatmıştır. Dört kibir abidesi de oturmuş ve kafa kafaya verip; “hayır, bu televizyonun mühendisi sadece imalata karışır; kullanma ve çalışması için uygun şartları sağlama bizim bileceğimiz iş…” diyerek aklını mühendis edinmiş. Sonra televizyon bozulunca da;

-Televizyon çalışmıyor ne yapacağız?

-Yeni bazı kanunlarla bu işi düzeltip kullanma kılavuzunu yeniden yazacağız. Yazdığımız kılavuzun ilk dört maddesi “değiştirilemez ve değiştirilmesi teklif dahi edilemez” olacak üstelik.

Oysa yazdıkları ilk dört maddenin ikincisi; 220 volt elektrikle çalışan televizyonun 600 volt elektrikle çalışmasını şart koşuyor.

Televizyon renkten renge giriyor, garip sesler çıkarıyor, dokunanı elektrik çarpıyor.”

İşte aciz insan aklından çıkan beşerî nizamların durumu da tıpkı böyledir. Yeni bir anayasa yap! Olmadı; sistemi değiştir! Olmadı; iktidarı değiştir! Ve bu kısır döngü böyle sürüp gider… Aslında sorun nizamın ta kendisidir! Yani kapitalist laik demokrasi bozuktur ve insanı -ve nihayetinde-, toplumu bozar. Durum ortada…

İslâm; kayıtsız şartsız Allah’a, Rasulü’ne, şeriatına teslim olmaktır. Yerlerde ve göklerde O’nun sözünün geçmesi için mücadele etmektir.

[اِذْ قَالَ لَهُ رَبُّهُٓ اَسْلِمْۙ قَالَ اَسْلَمْتُ لِرَبِّ الْعَالَم۪ينَ] “Hani Rabbi, İbrahim'e, ‘Teslim ol!’ deyince, o da, ‘Âlemlerin Rabbine teslim oldum’ demişti.”[1]

Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem ve şerefli Ashabı da İslâm’ı tebliğ ederken bu sözü cesur bir şekilde zikrederdi: “Eslim teslem” Yani “teslim olun kurtulun!”

Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in ceberrut hükümdarlara İslâm’ı tebliğ etmesi için gönderdiği elçiler cesurca; “teslim olun, kurtulun!” diyerek tebliğe başlardı. Karşısındakiler şaşırıp kalır ve “nereden alıyorsunuz bu cesareti?” diye sert bir şekilde sorarlardı. İman etmiş bir müminin Allah Subhanehu ve Teâlâ’dan başka kimseden korkmayacağını henüz İslâm ile tanışmamış birinin bilmemesi gayet doğaldı. Ya bugün laikliği eleştirdi diye “nereden alıyorsunuz bu cesareti?” diyenler…

Akrep döndü, yelkovan ondan daha hızlı döndü ve yıllar akıp geçti. 13 asır dünyaya adaletle hükmetmiş İslâm’ın yegâne yönetim nizamı hile ile 3 Mart 1924’te ilga edildi. Müslümanlar başsız, kalkansız, Hilafetsiz kaldı. Milliyetçilik denen batıl fikirle araya nifak sokuldu. Rasulullah’ın deyimiyle bir vücudun azaları birbirine düşman edildi.

Allah’ın şeriatı, İslâm nizamı kaldırıldı. Yerine haşa “Allah göklerdedir, yerlere biz hükmederiz” kibri ile şekillendirilmiş laiklik getirildi. Cumhuriyet ile “Egemenlik kayıtsız şartsız Allah’ındır” ilkesi yerine “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir” isyanını içeren ilke benimsendi. Kullar kanun koymaya ve kula kulluk etmeye başladı. Oysa Allah Subhanehu ve Teâlâ âlemlerin Rabbidir ve kullarını kanunlarıyla terbiye eden de O’dur. Hilâfet ilga edildikten -Hicrî olarak 100 sene- sonra geldiğimiz durum ise ortada…

Sömürü hâkim oldu, emniyeti olmayan sokaklara çıkamaz olduk. Haramların tümü serbest, helaller ise yasaklanmış. Sokaklarda eşcinsel sapkınlar cirit atıyor. Faiz, kumar, karaborsa, fuhuş, zina, alkol, uyuşturucu ile toplum ifsat edilmiş. Bunun adına da “özgürlük” diyorlar…

Ayasofya İmamı Prof. Dr. Mehmet Boynukalın da yeni anayasa tartışmaları ortaya atıldığından beri laikliği eleştiriyor.

(Kalpleri Allah bilir ve biz burada zahire bakıp yazımıza devam edelim. Mehmet Hoca’nın İslâm’ı savunmasına karşılık laiklik müdafilerinin edepsizliğini ele alalım.)

Müslümanlar, bu cesur laiklik eleştirilerine 18 yıllık muhafazakâr AK Parti iktidarında öyle hasret kalmışlar ki Mehmet Boynukalın’ı sevgiyle kucaklayıp sarıldılar.

Fakat!

Zinayı suç olmaktan çıkaran, İstanbul Sözleşmesi’ni uygulayarak toplumu ifsat eden AK Parti hükümetinin yeni anayasa söylemi, laikliğe cephe alacak, İslâm nizamını ikame edecek kadar samimi bir söylem değil. Bu anayasa tartışmaları, Müslümanların gözünde İslâm’ın nizamını müdafaa ediyormuş gibi gözüken profilinden iyice uzaklaşan AK Parti’yi -uzlaşma sağlanarak çıkmayacağı her hâlinden belli- yeni anayasa üzerinden halkın gözünde yeniden konumlandırma çabası olabilir. “Biz laikliği kaldıracaktık ama görüyorsunuz gücümüz yetmiyor, bize seçimde daha güçlü destek verin bakın neler başaracağız” altyapısı üzerinden yapılmış bir seçim propagandası da olabilir. AK Parti, lider kadronun ağzından olmasa da bu algıyı oluşturmak için daha önce de denemelerde bulundu ve başarı elde etti. Seçimlerden sonra AK Parti, “Bizim Hilâfet’i, şeriatı getirmek gibi bir derdimiz yok” diyerek de Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ağzından Batı’ya batıl nizamlarına sahip çıkacağına dair sadakat mesajları vermişti.

Kesin bir kanaat oluşmuştur ki, Müslümanlar razı edilmedikçe Türkiye’de iktidar olunamaz. Müslümanlar hile ile kandırılıp batıl nizama entegre edilmediği sürece kapitalist laik demokrasi ayakta duramaz. Oysa Erbakan ve Erdoğan, Adil Düzen, Kutlu Yolsöylemleri ile algı oluşturup Müslümanların oyunu almadı mı? Müslümanlar, bu söylemlere kanarak İslâm nizamını getirecekleri umusuyla bu partilere oy vermedi mi?

Bu siyasi algı operasyonları bir yana, Mehmet Hoca’nın söylemlerine Kemalistleri gölgede bırakan bir sertlikte tepki gösteren Hadi Özışık’ın çıkışı neler hatırlatıyor bize?

Ayasofya-i Kebir Camii Baş İmamı, İslâm Hukuku Profesörü Mehmet Boynukalın'ın “1921 ve 24 anayasalarında devletin dini İslâmdı ve laiklik yoktu. Cumhuriyet fabrika ayarlarına dönsün.”  eleştirisine karşılık Hadi Özışık neler dedi?

“Mehmet Boynukalın arkadaşımız bir siyasetçi edasıyla yeni anayasa tartışmalarını gündem yaptı. Eskiden Türkiye Cumhuriyeti bir İslâm devletiydi, şuydu, buydu.. Laikliği kaldıralım' dedi. Sen sadece bir imamsın güzel kardeşim. Burada sana bir görev verdiler. Siyaset yap diye bu görevi sana vermediler. Senin görevin günde beş vakit Ayasofya'ya gelen insanlara namaz kıldırmak. Tek görevin bu. Sen kimsin ya? Kimden güç alıyorsun kardeşim? Gücünü söyle de ona göre hareket edelim. Kimden güç alıp racon kesiyorsun? Boynun devrilsin senin. Seni adam sanmışlar. Sana bir görev vermişler. Fatih'in emaneti Ayasofya'ya İmam yapmışlar. Otur oturduğun yerde ya. Boynukalınmış, boynun devrilsin senin. Diyanet İşleri Başkanlığı'nın gücü bu adamı susturmaya yetmiyor mu? Derhal görevden alınmalı.” diyerek imamlara, müezzinlere de ayar vermeyi unutmadı.

“Nasıl cesur değil mi? Çölün en cesur adamıdır! Ama silahsız insanlar karşısında!”

Arkana rejimi aldın mı, seni kim tutar? Bir de arkasında kim var onu bir bilse; ona göre daha edepsiz hakaretlerde bulunacağını da itiraf ediyor. Yani güce göre mevzi alan, doğruları olmayan, menfaatine göre renk değiştiren bir kişilik. “Şecaat arz ederken merd-i Kıpti sirkatin söyler sözünün yeri tam da burası olduğu kanaati oluştu bende…

Türkiye bir İslâm beldesi. Bir Müslümanın laikliği eleştirmesinden daha doğal ne olabilir? Bir müstemleke valisi gibi çıkıp Mehmet Boynukalın üzerinden kimse Müslümanlara ayar veremez! Verirse de ağzının payını alır.

Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem İslâm’ı tebliğ ederken kendisine söylenen; “Mekke’de anarşi çıkarıyorsun, babayla oğulların arasını ayırıyorsun, ibadetini et ama düzenimize, nizamımıza karışma” sözüyle “Namazını kıldır ama düzenimize karışma” sözü arasında fark var mı?  

Demek Medine’de İslâm Devleti’ni kurup 10 yıl devlet başkanlığı yapmış Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem aramızda olsa; “Senin ne işin var siyasetle, nizamla, laiklikle, git Mescid-i Nebevi’de namaz kıldır” diyecek hadsizler var.

Laiklik, Allah’a ve Rasulü’ne hadsizlik edip “yönetim bizim işimiz, İslâm hayata karışmaz” diyerek ekabirlik yapmak değil de nedir? Asıl fitne, Allah’ın mülkünde bozgunculuk çıkarıp, kendi heva ve heveslerine uygun kanun yapıp ekini ve nesli ifsat edenler değil midir? Bugün yaşanan savaşların tümü sömürgeci kâfirlerin çıkarı için çıkarılmış ve adını “demokrasi getiriyoruz” diyerek süsledikleri katliam değil de nedir? Dünya üstünde bir asırdır İslâm nizamı yok ve dünyayı bu hâle getiren kapitalist laik demokrasinin ta kendisidir. Ortadoğu’yu, Afrika’yı kan gölüne çeviren açgözlü Batılılardır. Yöneticiler iki ayet okuyunca, tüm bu zulümler İslâm’a mal ediliyor. Oysa onların dilinde İslâm, ellerinde Kral Arthur’un kılıcı Excalibur var. Sözlere değil, eyleme bakacaksınız. Çıkarılan kanunlara, işleyen nizama bakacaksınız. İpteki cambaza değil ipin altında dönen oyunlara dikkat kesileceksiniz. 

Müslümanlar, özellikle âlimler cesur olsa hadsizler hadsizlik yapamaz. Ya cesur olacak Allah'ın davasını omuzlayacağız ya da korkak bir şekilde şu kokuşmuş Batı'nın dayattığı laiklik denilen izzetsizliğin esaretinde her gün sürüneceğiz.

Cesur adamlar bir gün, korkaklar her gün ölür.

Dilimiz örsün üzerinde yalanları döven bir çekiç; yalanlarla kurulmuş dünyanız ise camdan bir fanus.

Dünyanız kırılmasın diye susacak değiliz!

 


[1] Bakara Suresi 131

___

#YenidenHilafet 

Yazarın Tüm Makaleleri İçin Tıklayınız