loader

Laikliğin İlgası Uzak Değildir!

 

Laiklik, kapitalist dünya görüşünün siyasi hayatı şekillendiren boyutudur. Lakin siyasi boyut öyle kuşatıcıdır ki; zamanla nüfuz etmediği bir alan bırakmaz. Bu yazımızda laikliğin siyasi bazda bizden alıp götürdüklerini etüt edeceğiz.

Laikliğin egemen olmasıyla Allah’ın hükümlerinin uygulayıcısı olan Hilâfet kaldırılmıştır. Hilâfet’in kaldırılmasıyla İslâm hükümleri kitapların sayfaları arasına hapsolmuştur. Nitekim Allah’ın hükümleri birbirine yaslanan bir kubbenin taşları gibidirler. Bu kubbenin kilit taşını da Hilâfet nizamı teşkil etmektedir. O kilit taşı yerinden çıkarıldığında kubbenin çökmesi kaçınılmazdır. Kubbe çöktükten sonra da o taşlar varlığını sürdürebilir. Lakin esas işlevini görmezler. Ümmeti altında barındıracak kubbeyi teşkil etmekten uzak, çoğu kez esas işlevinin dışında bir alanda, bazen de işlevinin tersi bir fonksiyon icra etmeye başlarlar. İşte Hilâfet’e “farzların tacı” denmesinin nedeni budur. Çünkü bütün farzları uyumlu bir şekilde, insicam içinde bir arada tutan Hilâfet’tir. O taşları bir arada tutarak ümmeti koruyup kollayacak gök kubbeyi oluşturan Hilâfet’tir. [يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُٓوا اَط۪يعُوا اللّٰهَ وَاَط۪يعُوا الرَّسُولَ وَاُو۬لِي الْاَمْرِ مِنْكُمْۚ] “Ey iman edenler! Allah'a itaat edin. Peygambere ve sizden olan yöneticilere de itaat edin…”[1] denilerek Allah ve Rasulü’nden sonra ululemr’e itaatin emredilmesinin nedeni budur. Sahabe icmasıyla üç günden fazla halifesiz kalmanın haram olmasının sebebi de budur. Bu yüzden insanların en hayırlısının na’şının defnedilmesi, halifenin seçilmesinden sonraya bırakılmıştır. Hilâfet olmadı mı, İslâm açısından hayat durmuştur. Çünkü hayat boşluk kabul etmez. Hayat yönetilmek durumundadır. Bir otoritenin hayata hükmetmesi kaçınılmazdır. Eğer Hilâfet yoksa gayrimeşru başka bir güç onun yerine hayata hükmediyor demektir. [وَلَنْ يَجْعَلَ اللّٰهُ لِلْكَافِر۪ينَ عَلَى الْمُؤْمِن۪ينَ سَب۪يلاً۟] “Allah inkârcılara, inananlar üzerine egemen olma fırsatını vermeyecektir.”[2] diye buyurularak küfrün ve kafirin egemenliği Müslümanlara haram kılınmıştır. Bir halifeye biat etmeden ölmenin “cahiliye ölümü” addedilmesinin anlamı budur.[3] Yani Hilâfet yoksa kendisine biat edilecek halife yok demektir. Kendisine biat edilecek halife yoksa cahiliye hükmediyor demektir. Ki zaten bu böyledir. Bunun başka bir manası da yoktur. Çünkü İslâm ortaklığı/şirki reddetmektedir. Bu yüzden hükmeden ya İslâm’dır ya da cahiliyedir; bunun ortası yoktur!

Küfrün evrensel güç odakları; zaman zaman güçlenip zayıflasa da, Müslümanlar arasında el değiştirse de Hilâfet sayesinde İslâm’ın 1300 yıl, bir buçuk milenyum boyunca dünyaya egemen olduğunu iyi kavramışlardı. Dünyaya egemen olabilmeleri için Hilâfet’in ilga edilmesi kaçınılmazdı. Ancak İslâm, dünyanın 1/3’ini elinde tutuyordu. Böylesi büyük bir işin üstesinden gelmek için dünya çapında bir savaş gerekiyordu. İşte tam da bu yüzden evrensel bir savaşı tezgâhladılar. Nitekim tarihte buna “Birinci Dünya Savaşı” adı verildi ki; yeryüzü daha önce böyle cihanşümul bir savaşa tanık olmamıştı. Zira 13 asırdan beridir dünyaya hükmeden bir amentünün hayattan uzaklaştırılması söz konusu idi. Kâinat için bu, adeta bir kırılma anına tekabül etmekteydi.

Neticede İslâm coğrafyası işgal edildi. Ardından asıl darbe yerli işbirlikçilerin eliyle vuruldu. Hicrî 26 Recep 1342/Miladî 3 Mart 1924’te Ankara’da TBMM’de cebren ve hile ile Hilâfet kaldırıldı. Böylece İslâm’ın gök kubbesini tutan kilit taşı yerli işbirlikçilerin eliyle yerinden söküldü. Rasul SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in kendi eliyle taş taş döşediği o gök kubbe, Müslüman ümmetin başına çöküverdi.

İslâm ümmetinin başına gelebilecek en büyük felaket vuku bulmuştu. Bir Zülkarneyn seddi gibi ümmeti koruyan ve kollayan o gökkubbe ümmetin başına yıkılmıştı. Ümmet siyaseten paramparça oluverdi. Birliği dağılıp kuvveti yok olup gitti.[4] Hilâfet kaldırılınca yerine laik yönetim getirildi. İslâm hayattan uzaklaştırıldı; ne yönetimde, ne dış siyasette, ne eğitim politikasında, ne aile hukukunda ve ne de ekonomide İslâm’a hayat hakkı tanınmadı. Müslüman mahallede salyangoz satma misali, Müslüman halka uygulanmak üzere gavur diyarlardan parti parti kanun ve yasa ithal edildi. O gün bu gündür bu halk bir daha gün yüzü görmedi.

Hilâfet varlığında dünyada birinci güç olan İslâm Devleti, 50 küsur devletçiğe bölünerek geri kalmış uydu devletler hâline geldi. Bu devletçikler ne iç ve ne de dışişlerinde asla bağımsız ol(a)madı. Güya “en iyisi” denilen Türkiye Cumhuriyeti’nin tarihi, darbe ve yolsuzluklar tarihinden başka bir şey değildir. Yüz yıldır havuç ve sopa siyasetiyle idare edilen halk, günün sonunda demokratik siyasete angaje edildi. Demokrat bir parti ile söz ve eylemleri tutarsız bir lider tarafından gele gele Amerikan tipi bir başkanlık sistemi durağına varıldı. Bu ucube sistem de halkın hiçbir sorununa çare olmadı. Sadece ülkeye egemen olan güç odağı değişmiş oldu. Böylece yıllarca İngiliz patentli parlamenter sistem yerine ABD patentli başkanlık sistemi gelmiş oldu. Rejim aynı rejim, değişen sadece sistem oldu.

Hilâfet’in kaldırılmasıyla ortaya çıkan devletçikler, bugün “İsrail” ile normalleşme seviyesizliğinin egzersizini yapmakla meşguldürler. Yeter ki, efendilerinin onlara sağladığı istihbarat ve silah gücüyle varlıklarını sürdüredursunlar. Birbirlerine karşı kamplar teşkil etmiş olarak, BM’nin 5 daimi üyesi olan ülkelere uşaklıkta yarışmaktadırlar. Farz olan bağımsızlığı bir tarafa bırakıp haram olan bağımsızlıklarını sürdürmede ısrar etmektedirler. Zira onlar, Hilâfet’in bir daha geri gelmemesi için köşe başlarını tutmuşlardır.

Biz de diyoruz ki: [كُلٌّ يَعْمَلُ عَلٰى شَاكِلَتِه۪ۜ] “Herkes kendi yapısına uygun işler yapar.”[5]

[وَاللّٰهُ غَالِبٌ عَلٰٓى اَمْرِه۪] “Allah işinde galiptir...” ayetini hiç duymamış gibi hareket etmek akıllıca bir iş değildir.[6]

İkrime b. Ebucehil olmayalım! Yoksa bizi deniz kıyılarından toplarlar.

Ömür billah Rasulullah’ın yüzüne bakmadığı Vahşi olmayalım.

Gelin Bilal olalım.

Gelin Mus’ab olalım.

Kaçınılmaz son olan II. Râşidî Hilâfet Devleti’ni kurma şerefini elde eden biz olalım.

Hatırlatmış olalım ki; Müslüman halklarda uyanan Hilâfet bilinci laikliği ilga etmeye muktedirdir. Allah’ın belirlediği o vakit gelip çattığında Allah’ın vaadi[7] ve Rasul’ün müjdesi[8] kuşkusuz vuku bulacaktır.

Gönül ister ki bu, Hilâfet'in ilgasının yüzüncü yılı bitmeden olsun ama bu yıl olmazsa da hakikat, II. Râşidî Hilâfet Devleti'nin birgün mutlaka kurulacağıdır!

[وَعَدَ اللّٰهُ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا مِنْكُمْ وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ لَيَسْتَخْلِفَنَّهُمْ فِي الْاَرْضِ كَمَا اسْتَخْلَفَ الَّذ۪ينَ مِنْ قَبْلِهِمْۖ] “Allah sizden iman edip salih ameller işleyenlere, kendilerinden öncekileri hükümran kıldığı gibi onları da yeryüzüne hükümran kılacağını vaad etti.”[9]

[ثُمَّ تَكُونُ خِلَافَةٌ عَلَى مِنْهَاجِ النُّبُوَّة]“…Sonra nübüvvet metodu üzere Hilâfet olacaktır.”[10]

Kim bilir belki yarın belki yarından da yakın!

 


[1] Nisa Suresi 59

[2] Nisa Suresi 141

[3] Müslim, İmare, 58

[4] Enfal Suresi 46

[5] İsra Suresi 84

[6] Yusuf Suresi 21

[7] Nur Suresi 55

[8] Ahmed b. Hanbel, 4/273

[9] Nur Suresi 55

[10] Ahmed b. Hanbel, 4/273

___

#YenidenHilafet

 

Yazarın Tüm Makaleleri İçin Tıklayınız