loader

"Küstah" Macron’dan "Müttefik" Macron’a!

Geçtiğimiz hafta Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Fransa Cumhurbaşkanı Macron arasında video konferans yoluyla bir görüşme gerçekleşti.

Eylül ayındaki telefon görüşmesinden bu yana Erdoğan ve Macron arasında herhangi bir iletişim olmamıştı. Zira Doğu Akdeniz, Suriye, Libya ve İslâmofobi gibi konularda Fransa ile Türkiye arasında gergin ilişkiler yaşanıyordu.

Hatta Macron, kişisel olarak Erdoğan’a sert eleştirilerde bulunmuş, Cumhurbaşkanı Erdoğan da benzer şekilde karşılık vermişti. Daha sonra iki lider, Macron’un korona virüse yakalanması nedeniyle mektuplaşmış ve ileri bir tarihte ikili görüşme kararı almışlardı.

İşte o görüşme geçen hafta Salı günü gerçekleşti. Cumhurbaşkanı Erdoğan, Macron’a hitaben yaptığı konuşmada şunları söyledi:

“İki güçlü NATO müttefiki olarak Avrupa’dan Kafkaslara, Orta Doğu’ya ve Afrika’ya uzanan geniş coğrafyada güvenlik, istikrar ve barış çabalarına önemli katkılar sağlayabiliriz. Ülkelerimizi, vatandaşlarımızın can ve mal emniyetini tehdit eden terör örgütleriyle mücadelede de ortaklaşa atabileceğimiz adımlar var. Tüm bu hususlarda Türkiye ve Fransa’nın dayanışma içinde hareket etmesini arzu ediyoruz.”[1]

Gerçekten hayretle okuduğumuz, “iki NATO müttefiki” vurgusu ile başlayıp “teröre karşı birlikte hareket etmeyi arzu ediyoruz” cümleleri ile biten bir açıklama. Neden “hayretle” diyorum?

Sözü hiç uzatmadan Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın geçtiğimiz yılın Eylül ayından itibaren Fransa ve Macron ile ilgili söylediği sözlerin bir kısmını buraya aktarmak istiyorum:

 ”Macron’un Müslümanların yoğunlukta olduğu bir şehirde yaptığı ‘İslâm krizde’ açıklaması, saygısızlıktan öte açık bir provokasyondur. Fransız Devlet Başkanı olarak ‘İslâm’ın yapılandırılmasından bahsetmesi hadsizliktir, edepsizliktir.”[2]

“Bu Macron denilen zatın Müslümanlarla derdi nedir? Macron’un zihinsel noktada bir tedaviye ihtiyacı var. İnanç özgürlüğünden anlamayan ve kendi ülkesinde yaşayan milyonlarca farklı inanç mensubu insanlara bu şekilde davranan bir devlet başkanına başka ne denilebilir?”[3]

“Fransa’daki ahlaksız derginin beni hedef aldığını duydum. Karikatüre bakmadım. Peygamberime hakaret eden namussuzlarla ilgili benim bir şey söylememe gerek yok. Hedef benim şahsım değil savunduğumuz değerlerdir. Yahu siz değil misiniz Ruanda’da yüz binlerce insanı katleden? Milyonlarca Cezayirliyi katleden… Siz değil misiniz Afrika’nın her ülkesine sadece elmas, fosfat, altın var diye giren ve insanları katleden? Ya siz katilsiniz, katil!”[4]

 “Buradan milletime sesleniyorum. Sakın Fransız markalara asla iltifat etmeyin, bunları satın almayın!”[5]

Evet, bu ve benzeri açıklamalara defalarca şahit olduk. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın sözlerinden anlaşılan –ki hakikat de böyledir- karşımızda, akıl hastası, İslâm düşmanı, Peygamberimize hakareti savunan küstah bir Macron, tarihi sömürgecilik ve katliamlar ile dolu bir Fransa ve “ifade özgürlüğü” adı altında insanların en hayırlısı Peygamberimiz Muhammed SallAllahu Aleyhi ve Sellem’e hakaret eden alçaklar var.

O hâlde yapılması gereken nedir?

Cumhurbaşkanı’nın söylemine göre; öncelikle Fransız mallarını boykot etmemiz gerekiyor. Bunun en etkili yolunun Fransız mallarının Türkiye’ye girişini engellemek olduğu konusunda herhâlde her akıl sahibi mutabık kalır.

Peki Türkiye, devlet olarak böyle bir engelleme yaptı mı? Hayır!

Bir yönetici olarak Cumhurbaşkanı Erdoğan, şahsına yönelik küstahça ifadeler kullanan akıl hastası Macron ile diyaloğu kesti mi? Hayır!

Sömürgeci ve katil bir devlet olan Fransa ile siyasi, askerî, ekonomik vb. ilişkileri sona erdirdi mi? Hayır!

Charlie Hebdo paçavrası ve onun yerli uzantılarının Peygamberimize yaptıkları hakaretlerin hesabını sordu mu? Hayır!

16 Şubat’ta Fransa meclisinde kabul edilen –sözde- “İslâmcı bölücülükle mücadele” denilen yasaya engel olabildi mi? Hayır!

Veyahut bu konuda Avrupa’nın kendi değerlerini korumak için Türkiye’ye yaptığı gibi Fransa’ya yaptırım tehdidinde bulunabildi mi? Hayır!

Dahası Fransa, hem küresel olarak İslâm’a hem de kendi ülkesindeki Müslümanlara yönelik düşmanca yaklaşımından geri adım attı mı? Hayır!

Macron aynı Macron, Fransa aynı Fransa… O hâlde nasıl oluyor da, Cumhurbaşkanı Erdoğan, Fransa ile Türkiye’nin “NATO’da iki askeri müttefik” olduğunu, “birlikte dünya barışına katkı sağlayıp teröre karşı ortak mücadele etmek istediklerini” söyleyebiliyor?

Şimdi bu sorunun cevabını arayalım…

Öncelikle Türkiye’nin ideolojik bir devlet olmadığını, devletlerarası ilişkilerde “stratejik ortak” denilen Amerika ile birlikte, daha doğrusu Amerika’nın yörüngesinde hareket ettiğini söyleyelim.

Zaten Fransa ve Avrupa ile olan gerginliklerin sebebi de Türkiye’nin dış politikada Amerika ile birlikte yürümesinin bir sonucu.

Bilindiği gibi Trump döneminde Amerika’nın izlediği şahin siyaset, Avrupa’yı Amerika’nın çıkarlarına boyun eğmeye zorlayan bir siyasetti. Türkiye bu süreçte Amerika’nın biçtiği rol gereği Libya ve Doğu Akdeniz meselelerinde Avrupa’nın karşısında konumlandı.

Ancak Joe Biden’ın başkan olmasıyla birlikte Amerika tüm dünyaya, özellikle de Avrupa Birliği’ne yönelik daha “yapıcı” bir siyaset izleyeceğini deklare etti.

İşte bu dönüşüm yüzünden Türkiye, Joe Biden’ın başkanlığa seçilmesinden hemen sonra yargı ve ekonomi reformları üzerinden Avrupa’ya sıcak mesajlar vermeye başladı.

Yaptığı tüm pervasızlıklara rağmen bugün Türkiye’nin sömürgeci Fransa’ya uzattığı zeytin dalı da işte bu yeni konjonktürün bir yansıması. Tabi burada Türkiye’nin itibar ve siyasi üstünlük açısından hiç bir kazanım elde etmediğinin, sadece yeni Amerikan yönetimine hoş görünmeye çalıştığının altını çizelim.[6]

Siyasi açıdan durum böyle. Fikrî açıdan baktığımızda ise Fransa karşısında sergilenen “U” dönüşünün sebebinin yine Fransa kaynaklı olduğunu görüyoruz. Yani Fransa menşeili laikliğin Türkiye’de siyasetin esası olmasından kaynaklı.

Aksi hâlde küstah Macron’u, İslâm ve Peygamber düşmanlığından “dostluğa”; Fransa’yı, katil ve sömürgeci olmaktan “dünya barışının hamiliğine” terfi ettirmek nasıl izah edilir?

Bu omurgasızlık ancak İslâm ümmetini ferasetten mahrum eden laiklik ile açıklanabilir. Zira Hilâfet tarihinde ne devlet başkanlarının ne de Müslümanların kâfirleri “onore” ettiği görülmemiştir.

Şairin dediği gibi: “Üzengi öpmeye hasretti Garb’ın elçileri!”

Eğer Türkiye laik bir ülke değil de İslâm’a göre yönetilen bir ülke olsaydı, Fransa İslâm’a savaş açmaya, Peygamberimize hakaret etmeye cesaret edebilir miydi? Elbette edemezdi. Hatta bırakın İslâm’a saldırmayı kendi ülkesinde bile istediği gibi hareket edemezdi.

Hatırlayın; Kanuni Sultan Süleyman’ın bir fermanı ile Fransa’da dans edilmesini nasıl yasakladığını…

Hatırlayın; Sultan Abdulhamid’in Fransa’da sergilenmek istenen Peygamberimize hakaret tiyatrosunu nasıl iptal ettirdiğini…

Ancak ne hazindir ki Cumhurbaşkanı Erdoğan, o şanlı ecdadın izinden gidip kâfirlere had bildirmek yerine, onların portrelerini Macron ile görüşmesinde arkasına asarak Müslümanların gözünü boyamaya çalışıyor.

Üstelik aralarına da Osmanlı Hilâfeti’ni yıkıp Fransız laikliğini getiren Mustafa Kemal’in portresini koyarak![7] (7)

Heyhat! Bunun adı “fikrî buhran” mıdır yoksa artık para etmeyen zilleti heybet gösterme çabası mıdır? Artık bunun takdirini kamuoyuna bırakıyorum.

Lakin bu savrulmanın, bu köhnemiş laik siyasetin, Müslümanlara adalet ve kalkınma getirmeyeceği kesin! Ayrıca izzet ve şerefi Allah’ın şeriatının dışında aramanın kişiyi ahirette hüsrana uğratacağı da…

___

#YenidenHilafet

#FransayaKimDurDiyecek

#RasulullahaHakaretAffedilmez

Yazarın Tüm Makaleleri İçin Tıklayınız