loader

Keşmir’de Neler Oluyor?

Hindistan hükümetinin 5 Ağustos’ta, Cammu Keşmir’in özel statüsünü tanımlayan 370’inci maddesini iptal etmesi ile Keşmir bir kez daha dünya gündemine girdi. Bu gelişmenin ardından bölgeye binlerce asker gönderildi, bazı siyasi liderler ve dört binden fazla Müslüman gözaltına alındı. Hindu askerler çocukları ve kadınları taciz ediyor, sokağa çıkma yasağı uygulanıyor, internet ile telefon iletişimi kesildi ve bölge statü olarak fiilen işgal edildi.

Keşmir, Pakistan, Hindistan, Çin ve Afganistan’a komşu, yüzölçümü 220 bin km2 olan, Müslüman fatihlerin “dünyanın çatısı” ve “Allah’ın yeryüzündeki cenneti” olarak isimlendirdikleri İslâm beldesidir. Hicri 1. asrın sonralarında İslâm bu topraklara girmeye başladı. Abbasi Hilâfeti zamanında Hind kıtasına İslâm yayılmaya devam etmiş ve daha sonra ise tüm kıtaya hakim olmuştur.

İngiltere 1819 yılında Yarımada’yı Hindu, Sih, Budist ve diğer bazı küfür güçleri ile istila etmeye çalışmış ancak bölgedeki Müslümanların direnci ile karşılaşmıştır. 27 yıl sonra 1846 yılında egemenlik sağlayabilen İngiltere Amritsar Anlaşması ile bölgeyi 1846–1946 yılları arasında Hinduların tahakkümüne bıraktı. Bölgeden 1947’de fiilî olarak çekilen İngiltere, Hinduların tarafını tuttu ve onlara öncelik tanıdı. BM kararlarına, bölge halkının Pakistan’a katılmaktan yana tavır almasına rağmen Keşmir’i yöneten İngiliz yanlısı Prens, Hindistan ile birleşme kararı aldı. 1947, 1965 ve 1971 yıllarında iki ülke arasında savaşlar yaşandı. Hindistan Keşmir’in %45’ini işgal etti ve bu bölge “Cammu Keşmir” olarak isimlendirildi. 1962 Hindistan-Çin sınır savaşı ve 1963’te Pakistan-Çin sınır anlaşmasından sonra bölgenin %20’sini Çin Halk Cumhuriyeti işgal etti. Kalan %35’lik bölge ise Pakistan’ın kontrolünde “Azad Keşmir” olarak isimlendirildi. Yaklaşık olarak 13 milyon üzerinde bir nüfusa sahip olan Keşmir halkının yüzde doksanından fazlası Müslüman’dır. Kalan kısmı ise Hindu, Sih, Budistlerden oluşmaktadır.  

Hindistan bölgeyi asimile etmek için yıllardır büyük bir zulüm uyguluyor. Anayasasına, Cammu Keşmir’in işgalini meşrulaştırmak için “370’inci madde”yi ekledi. Yasaya göre, Cammu Keşmir’de yabancıların mülk edinmesine ve eyalet hükümetinde iş sahibi olmalarına izin verilmiyor. Bölgeye 700.000 kişilik askerî güç konuşlandırdı. Bölge bu açıdan dünyada yüzölçümüne göre en fazla asker bulunan bölgedir. Yine Hindistan, devlet okullarında Kur’an-ı Kerim okunmasını ve Arapça’nın öğretilmesini yasakladı. Hindu dilini okullara zorunlu dil olarak dayattı. Keşmir’de içkinin yaygın hale getirilmesi, aile yapısının bozulması, tesettürün engellenmesi, Müslümanlar ile Hindular arasında evliliğin yapılabileceğine dair kanunların çıkartılması, nesillerin çoğalmasının engellenmesi için doğum kontrolünün zorunlu hale getirilmesi, İslâmi değerlere medya üzerinden saldırmak gibi birçok zulme imza attı.

Bölgede yaptığı zulümlere, Pakistan yönetiminin ve dünyanın sessizliğine rağmen Hindistan istediğine ulaşamadı. Keşmirli Müslümanlar İslâm’a sımsıkı bağlı kalmaya devam etti. Bunun en güzel örneği ise 1931 yılında yaşandı. Hindu emniyet subaylarından birinin Kur’an-ı Kerim’e hakaret etmesiyle oradaki Müslümanlar sokağa döküldü. Müslümanların azgın düşmanı Hindu Kralı’nın kararlarına karşı Cuma namazında hutbe veren ve bir Hindu emniyet subayı tarafından hutbe vermesi engellenip hapse atılan AbdulKâdir Hân isimli bir şahıs ile dayanışma içerisinde olduklarını ilan etmek üzere bir araya geldiler. Dayanışma gösterisini hapishane kapısının önünde düzenlediler. Öğle vakti girince, içlerinden biri ezan okumaya başladı. Hindu güvenlik güçleri, ona hemen ateş edip şehit ettiler. Bu kez bir diğer Müslüman kardeşi ayağa kalkıp ezan okumayı sürdürdü ve şehit edildi. Ardından bir kardeşi daha ayağa kalktı ve o da şehit edildi. O gün öğlen ezanı okumak için tam 22 Müslüman şehit edildi.  

Hindistan’ın baskı, işkence, saptırma gibi her türlü kötülük ve saldırısına karşı Keşmirli Müslümanların dinlerine bağlılıkları daha da arttı. Bunu gören Hindistan 1989 yılında Keşmir’de, 25 bin şehidin hayatlarına mâl olan büyük bir katliam yaptı. Sonraki yıllarda bunu başka katliamlar takip etti. Keşmirli Müslümanlara Yardım Komitesi Radyosu’nun; Birleşmiş Milletler kaynaklarına, Hindistan medyasına, uluslararası haber ajanslarına ve kendilerine ulaşan Keşmirli kaynaklara dayanarak hazırladığı istatistiklere göre, Hindistan Yönetimi’nin Ocak 1990’dan Aralık 1998’e kadar işlediği cürümler şunlardır:

63.275 Müslüman kurşunlanarak şehit edildi.

775 siyasetçi, âlim ve cami imamı tasfiye edildi.

3.370 Müslüman ölüme varan işkencelere maruz kaldı.

81.161 kişi yargılanmadan hapsedildi.

1,5 milyon Müslüman göç etmek zorunda kaldı.

Bütün bunların yanında namusları çiğnenen, hurumâtına el uzatılan, yaralanan ve kaybolan yüz binlercesi… Devletlerarası Af Örgütü’nün [Amnesty International] 06.02.1999’da yayınlanan raporu gibi birçok devletlerarası örgütün raporları, Keşmir’de Hindistan tarafından işlenen gaddar zulümler ile doludur.

Bu sorunun çözülememesindeki en büyük etken Keşmir halkının Pakistan ile birleşme taleplerini Hindistan’ın reddetmesi ve İngiltere, Hindistan, ABD ve Çin arasındaki bölgesel çıkar çatışmasıdır.

Keşmir meselesi, Filistin meselesine benzemektedir! Hinduların Keşmir’i işgali, Yahudilerin Filistin’i işgal edip devlet kurdukları zamana denk gelmektedir. Filistin’de gasıp Yahudi varlığını kuran İngilizler, Keşmir’de de Hinduların egemenliğini temin etmiştir. Bu yüzden Keşmir için “Asya’nın Kudüs’ü/Filistin”i de denilmektedir. Bu iki İslâm beldesinde işgalin varlığını devam ettirenler, işgalcileri destekleyenler ise yine bu Batılı kâfir devletleridir.

Filistin’i koruma ve bulunduğu durumdan kurtarma konusunda Arap yöneticilerin gevşeklik gösterip yerlerine çakılıp kaldıkları gibi Pakistan yöneticileri de Keşmir’e karşı aynı tutumu sergilediler. Zaman zaman Keşmir’in korunması konusunda kâfir efendilerine büyük tavizler verdiler. Pakistan Başbakanı, Keşmir’de Bosna’da yaşananların yaşanmaması için çağrıda bulundu ancak kendisi selefleri gibi tek bir somut adım atmadı. Her seferinde Batı icadı self-determinasyon hakkının [bir halkın kendi geleceğine karar verebilme hakkı] Keşmir halkına verilmesini isteyip durdu. Ancak tıpkı “İsrail”in yaptığı gibi Hindistan da bu kararları sürekli reddetmeye devam etti. Batılı devletler ise bu zulümleri masa altından planladı, destekledi, siyasi olarak uygulanmasına yardım etti. Ümmetin başındaki yöneticilerin tamamı ve çoğu âlim(!) etkili, yetkili kimseler ise senaryonun bir parçası olarak susarak görevlerini icra etmeye devam ediyorlar. Birçok meselede söyledikleri maddi yardım ve dua seferberliği henüz başlatılmadı.

Biz Müslüman olarak öncelikle Müslümanların derdi ile dertlenmeli ve kardeş olduğumuzu unutmamalıyız. “Kardeşinin derdi ile dertlenmeden sabahlayan bizden değildir!” düsturunu hayat prensibi haline getirmeli ve Keşmir meselesinde yaşananları gündem yapmalı ve duyurmalıyız. Yeryüzünün her bir karesinde yaşanan zulümlere karşı Rabbimize yalvarmalı, O’ndan istemeli, O’nunla birlikte olduğumuzun, O’nun yardımı ile başarının, çözümün olacağını unutmamalıyız.

Müslümanların başındaki yöneticileri hak üzere muhasebe etmeli, Keşmir ile ilgili somut bir adım atılması için baskı yapılmalıdır. Keşmir ve tüm Hind kıtasının İslâm toprağı olduğu, oradaki Hindu ve diğer kâfirlerin işgalinin kalkması için İslâm Devleti Hilâfet için çalışılmalıdır. Bu ve tüm zulümler ancak İslâmi bir hayatın başlaması ve Râşidî Hilâfet Devleti’nin kurulması ile son bulacaktır!

 

Not: Bu makalenin yazılmasında Köklü Değişim Yayınları’nın “Siyasi Meseleler/ İşgal Edilmiş Müslüman Beldeler” isimli kitabın “Keşmir” bölünden istifade edilmiştir.

Yazarın Tüm Makaleleri İçin Tıklayınız