loader

Kaşıkla Verilen Kepçeyle Geri Alınan Asgari Ücret

 

Her yıl olduğu gibi bu yıl da “asgari ücret” tiyatrosuna şahit olduk. Hükümet 2021 yılı için uygulanacak asgari ücreti 2.825,90 TL (Net) olarak belirlerdi.

Asgari ücret zulmünün matematiksel değerlendirmesine sonra geçeceğim. İlk olarak, milyonlarca kişinin hayatını etkileyen asgari ücretin nasıl belirlendiğinden bahsedeyim.

Asgari Ücret Tespit Komisyonu 15 üyeden oluşur. Bunlar;

2 kişi Aile ve Çalışma Bakanlığı temsilcisi

1 kişi TÜİK temsilcisi

1 kişi Kalkınma Bakanlığı temsilcisi

1 kişi Hazine Müsteşarlığı temsilcisi

5 kişi İşçi Sendikaları Temsilcisi

5 kişi İşveren Sendikaları temsilcisi

Yasa gereği bu 15 kişi her yıl aralık ayında, tarafların dinlendiği ve taleplerin alındığı ortalama 4 toplantı yapar. En son toplantıda ise Çalışma Bakanı gelecek yıl uygulanacak olan asgari ücret rakamını açıklar. Fakat işin ilginç olanı, bu toplantıya katılanların hiçbirisi hayatlarında asgari ücret görmüş kişiler değildir. Bilakis aylık kazançları asgari ücretin 8-10 katına kadar çıkan kişilerdir bunlar. Aralık ayında sergiledikleri bu teatral gösteri sayesinde milyonlarca çalışanın alacağı ücreti belirlerler. Ertesi yıl aralık ayına kadar bu konu onlar nezdinde kapanır, belirledikleri ücret dolayısıyla da milyonlarca kişi hayatını bu ücretle idame ettirmeye çalışır. Hükümet, belirlediği bu tutar ile “gerek işçi, gerekse işveren kesimi memnun etme niyetinde olduğunu” söyler. Ancak dikkat edin her toplantı sonrası tüm taraf temsilcileri “üzgün” bir ifade takınarak temsil ettiği kişiler adına elinden geleni yaptıklarını göstermeye çalışır. Fakat açık unutulan mikrofon kazaları, durumu bazen tüm gerçekliği ile ortaya çıkarır. İşte bu ücret belirleme tiyatrosu her yıl tekrar eder.

Gelelim asgari ücretin matematiksel değerlendirmesine…

Asgari ücret 2020 yılı için, net 2.324,70 TL’den 2.825,90 TL’ye çıkarıldı. Yani %21,56’lık bir zam yapıldı. Fakat dolar cinsinden değerlendirecek olursak;

1 Ocak 2020 (Kur 5,95)  2.324,70 TL (390 Dolar)

1 Ocak 2021 (Kur 7,43)  2.825,90 TL (380 Dolar)

Yani TL’nin değer kaybetmesi dolayısıyla asgari ücret 500 TL artmış olmasına rağmen, enflasyona göre değer kaybetmiş durumda. Daha da anlaşılır olması için şöyle bir örnek vereyim:

1 Ocak 2020 tarihinde asgari ücret olan 2.324 TL ile satın aldığınız bir alışveriş sepetini, bugün belirlenen 2.825 TL ile doldurmanız mümkün değildir. 500 TL zam olmasına rağmen, Türk lirası daha da fazlasını kaybetmiş durumda. Esasında hepimiz, yaptığımız alışveriş masraflarından bunu kolaylıkla ölçebiliyoruz.

Diğer bir konu da asgari ücretin belirlenmesinde kilit rol oynayan enflasyon meselesindedir. Enflasyonun belirlenmesi de yine aynı şekilde trajikomik bir durumdur. Enflasyon belirlenirken içinde yüzlerce çeşit ürün olan bir sepet yapılır. Bu sepet içerisinde ekmek, peynir, meyve gibi birincil ihtiyaçlar olduğu gibi, elektrikli epilasyon aletleri, vücut losyonları gibi lüks ve herkesin satın almadığı mallar da olur. Bu sepete her yıl bazı ürünler eklenir ve çıkarılır, bu sayede Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) enflasyon oranını istediği oranlara getirebilmektedir. Örneğin, 2020 yılı için belirledikleri yıllık enflasyon %14’dür. Ancak yapılan zamlar ve alışveriş masraflarına baktığımızda bu rakamların gerçekten çok çok uzak olduğunu görmek hiç de zor değildir. Üstelik “işçimizi enflasyona ezdirmedik” söyleminde bulunan Aile ve Çalışma Bakanı’na cevaben, enflasyon sepetinden asgari ücretlinin kullanmadığı lüks ihtiyaçları çıkarıp sadece birincil ihtiyaçlardan oluşan bir sepet yapmış olsak, enflasyonun en az %40-50 değerlerinde olduğunu görürüz. Ücret zammından daha öncelikli olan konu enflasyon meselesidir. Dolayısıyla işçiyi asıl ezen, onları sefil bir hayat sınırında yaşamaya zorlayan, demokratik sistem ve onun idarecileridir.

Her yıl ocak ayında hükümet tarafından yapılacak zamlar da açıklanır. İşte bakın, yeni yılın ilk saniyelerinde elektriğe ve doğalgaza, ertesi gün ise köprü geçiş ücretlerine, motorlu taşıtlar vergisine, damga vergilerine ve bunun gibi birçok şeye yapılan zamlar açıklandı. Bu zamlar, sırasıyla tüketim ürünlerine de yansıyacak asgari ücretlinin aldığı zam mart ayına varmadan anlamını yitirecektir. İşte bu süreç ve daha yazmadığımız ücret zulmü her yıl şiddetini artırarak devam etmektedir. Zenginler gitgide daha zengin olurken, fakirler her geçen gün daha da fakir bir hayata maruz bırakılmaktadır.

Asgari ücretin kazananı ise ne işçi sınıfı ne de işveren sınıfıdır. Kazanan devlettir! İşveren açısından bu, her yıl işçi ücretinin zamlanması dolayısıyla, işverenin katlandığı maliyetin artırması demektir. Son yapılan zamla birlikte 2.825,90 TL olan net ücretin, işverene toplam maliyeti 4.203,56 TL’dir. Aradaki fark ise, devletin her ay bir işçi için aldığı vergi ve SGK maliyetidir. Kar marjlarının düşük, rekabetin çok, maliyetlerin ise sürekli arttığı bir dönemde işveren açısından da bu durum ayrı bir sorun oluşturmaktadır. Buradaki işverenden kastımız, ticaret yapmaya çalışan girişimci ve esnaf düzeyindeki işverenlerdir. Kapitalizmin köşe taşlarını oluşturan zengin sermayedarlar değil, onlar zaten sistemin koruması altındadırlar!

Toparlayacak olursak… Asgari ücret, demokrasilerde halkın büyük bir kısmını fakirliğe mahkûm ettiği bir dayatmadır. Tüm giderleri devlet hazinesinden karşılanan, buna ilaveten asgari ücretin 10 ile 40 katı arasında maaş alan yöneticilerin, halka reva gördükleri bir zulümdür. Kaşıkla verdiğini kepçeyle geri alan yöneticiler, zengin kapitalistlerin vergilerini silerken, asgari ücretlinin maşından neredeyse yarısı kadar vergi almaktalar. Sonra da çıkıp kameralar karşısında işçinin haklarını koruduklarından bahsederler. Hayır! Onların asıl korudukları şey, “itibardan tasarruf edilmez” anlayışına sığındıkları lüks yaşam koşullarıdır. Kapitalist ideoloji ve onun demokratik yönetim nizamı terk edilmedikçe, diğer zulümler gibi ücret zulmü de asla son bulmayacaktır!

___

#KapitalizmZulümdürİslamÇözüm

Yazarın Tüm Makaleleri İçin Tıklayınız