loader

Kalkınma Ancak İslâm Nizamı ile Olur!

Cumhurbaşkanı Erdoğan, 12. Uluslararası İslâm Ekonomisi ve Finansı Konferansı (İEFK)’nda yaptığı konuşmada; “Bu çarpık yapının (kapitalist laik yapıyı kastetmiş olmalı) alternatifinin insanı merkeze alan, emeği yücelten, haksız kazanca müsaade etmeyen İslâmi ekonomi ve finans modelidir… İnsani, ahlaki ve çevreci karakteri faizi ve sömürüyü reddeden yapısıyla İslâm iktisadı krizden çıkışın anahtarıdır.” [Anadolu Ajansı, 14.06.2020] sözleriyle ülkemizi ve dünyayı saran ekonomik krizin tek sahih çözümünün İslâm iktisat nizamında olduğu vurgusunu yaptı.

İslâm’ın akıllara ve gönüllere ferahlık veren fikirleriyle İslâm ülkelerinden gelen temsilcilerin gönüllerini okşadı. Kulaklarımızın duyduğu hoşumuza gitse de artık aklımız bu sözlerin uygulama kısmında farklı bir Erdoğan idrak ettiği için kanmıyor.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın İslâm iktisadı hakkında söylediklerine birçok esaslı madde eklenebilir. Çünkü İslâm iktisat nizamı insanlara fevkalade bir sistem sunmaktadır. Fakat ondan önce Sayın Erdoğan’ın kalkınmak için uyguladığı ekonomi politikaları ile iman ettiği İslâm’ı ayırması gerekir. Ne yazık ki Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın kalkınmak istediği ekonomi politikaları başka, iman ettiği İslâm’ın iktisat politikaları bambaşka.

Daha açık konuşalım; Sayın Erdoğan iman ettiği İslâm ile kalkınmak istemiyor. İmanını sadece akide ve ibadetlere has kılıyor, yönetim nizamına değil… Bu sebepledir ki kalkınmayı da liberal ekonomi politikalarını uygulayarak sağlamaya çalışıyor.

Neden mi böyle söylüyorum? Şöyle izah edeyim:

Cumhurbaşkanı bundan iki sene önce Vakıf Katılım Bankası Açılış Töreni’nde Eğer biz sıçrayacaksak, eğer biz güçlü bir ekonomiye sahip olacaksak, önce burada sömürgeciliğin en önemli aracı olan faizi ahlaki olarak kullanmamız lazım.” [Anadolu Ajansı, 26.02.2016] sözleriyle “ahlaklı olan” faiz sistemine vurgu yaparak, hisse senetli sermaye ortaklığına (şirketine) işaret etmişti. Kimi zaman da “Faizsiz ekonomi düşünülemez!” sözleriyle, sermaye sahiplerine bu alanda göz kırpıyordu.

Çünkü Cumhurbaşkanı Erdoğan İEFK’nda yaptığı konuşmasında İslâm iktisadına iltifat ettikten sonra 2015 yılında ilk kamu katılım teşebbüsü olan Ziraat Katılım’ı ve daha sonra Vakıf Katılım’ı ve Türkiye Emlak Katılım’ı faaliyete geçirdiğini söyleyerek İslâm ülkelerine hisseli katılımı övdü. Tabii kapitalizmin diğer finans araçları sermaye piyasaları ve sigortacılık konularındaki ilerlemeyi de sözlerine ekleyerek nasıl bir iktisat sistemi arzusu içinde olduğunu açıkça belirtmiş oldu.

Aslında “İslâm iktisadı krizden çıkışın anahtarıdır” derken Anonim Şirket (A.Ş.) yapılanmalarını hisseli sermaye ortaklığına çağırmaktadır; İslâm iktisadına değil! Yani Erdoğan demek istiyor ki: “hisseli şirket yapısı çoğaltarak halka arz edilsin ki halkın cebindeki para hisseler vesilesi ile sistemin kredi limitini artırsın. Buradan sağlayacağımız faiz de sermaye sahiplerine yatırım olsun.” İşte faiz böyle olunca Cumhurbaşkanına göre ahlaklı oluyor.

Zamanında dava arkadaşı Davutoğlu’nun da hükûmeti döneminde Kobilere verilen faizli krediler için, Helal-i hoş olsun, Allah bereketini arttırsın gibi İslâmi ifadeleri kullanmasının manası tam da bu idi.

Ahlakınızı bozmadan, siz buna Müslümanlar için “terbiye edilmiş faiz” deyin.

Peki, İslâm’dan öykünerek oluşturulan hisse senetli sermaye ortaklığının İslâm’da hükmü nedir?

1- Öncelikle İslâm, emek olmayan hiçbir ortaklık şeklini kabul etmez. Bu sebeple sadece hisse ortaklığına dayalı şirket yapısını reddeder.

2- Hisse ortaklığında mali yükümlükten hissedarlar sorumlu tutulamaz. Yani ortak olduğunuz şirkette yasal olarak söz hakkına sahibi değilsinizdir. Ortaksınızdır fakat tasarruf hakkınız yoktur. İslâm şirket modelinde sözleşilen hususta “tasarruf” şarttır. Yani şirketinizin yaptığı ticari faaliyetten sorumlusunuzdur.

3- Şer’i deliller incelendiğinde İslâm’da şirketleşme modeli beş gruba ayrılır: İnân Şirketi, Ebdân Şirketi, Mudarebe Şirketi, Vücuh Şirketi ve Mufavaze Şirketi. İslâm’da hisseli sermaye şirketi yani A.Ş. modeli yoktur.

4- Hisse senetli ortaklıkta belirsizlikler hâkimdir. “Şirket hangi şahıslara aittir”, “şirketin verdiği zararı piyasada hangi ortak üslenecektir” gibi birçok konu muallaktır.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, İslâm ülkelerinden katılan temsilcilere nedense İslâm iktisadından süslemeler yaparak kapitalizmin A.Ş. modelini anlattı. Hâlbuki “İslâm iktisadı insanı merkeze alır” ifadesi, -Erdoğan’ın anladığı gibi- gayri safi yurt içi hâsıla GSMH (Gayri Safi Milli Hâsıla)’yı değil,  İslâm’ın iktisat siyasetinin üzerine kurulduğu iki temelden birsini ifade etmekteydi:

1- Toplumda yaşayan her bireyin insan olarak temel ihtiyaçlarını karşılar. Bireyleri lüks ihtiyaçlarını karşılayabilmek üzere servet elde etmeye teşvik etmektir.

2- Bu siyaset bir tek fikrî temel üzerine yani işlerin şer’î hükümlerle yürütülmesi üzerine kuruludur. Şer’î hükümler ise bireyler tarafından takvanın etkisiyle ve otorite gücü ile de devlet tarafından uygulanır.

Yani İslâm iktisadını sömürgeci kâfirlerin pis iktisat nizamından ayıran temel farklar bunlar idi. Yoksa Batılıların enstitülerinde hazırlanan A.Ş. modelini Müslümanlara “katılım ortaklığı” olarak yedirmek, hakikati söylemek değildir.

Sayın Erdoğan! İslâm’ın yönetim ve ekonomi nizamında en sevmediği şey belirsizliktir. Müslümanlar tarih boyunca Allah ile olan idraklerinin bilincinde olarak iktisadi işleri Allah’ın emir ve yasaklarına göre belirlemiştir. Eğer “İslâm iktisadı krizden çıkışın anahtarıdır” sözlerinizde samimi ve dürüstseniz, gelin insanlığı bu belirsizlikten hep beraber kurtaralım. Gelin, mugalata yapmadan insanlara İslâm’ın yönetim ve iktisat sistemini anlatalım…

Anlatalım ki gönüller mutmain olsun, akıllar kani olsun ve insanlar fıtratlarına uygun bir dünya hayatı yaşasınlar. Küffarın tehditlerinden korkmayın, gelin sırtınızı bu temiz ümmete yaslayarak insanları belirsizlikten kurtarıp İslâm’ın ümitlerini tüm dünyaya taşıyalım.

___

#KapitalizmÇöktüÇözümİslam

Yazarın Tüm Makaleleri İçin Tıklayınız