loader

Kaldırılışının 100. Yılında, Hilâfet’i Kurun!

Bir asırdan beridir İslâm beldelerinde Müslümanlara karşı yapılan baskı, zulüm ve şehadete varan işkencelerden; son bir yıldır da dünyada yaşanan koronavirüs pandemisiyle, başta ABD, İngiltere, Rusya, Fransa vb. kâfir ülkeler ile İslâm beldelerindeki rejim ve yöneticilerin, halklarının hayatlarına değer vermediği açıkça ifşa olduktan ve iktisadi, siyasi krizle birlikte sağlık sistemlerinin de çökmesiyle birlikte, kapitalist sistemin kokuşmuşluğu halklar nezdinde iyice açığa çıktıktan sonra… kaldırılışının Hicrî 100. yıldönümünü bugünlerde hüzünle karşıladığımız ve her zamankinden daha büyük bir özlem ve iradeyle arzuladığımız Hilâfet’in ne kadar önemli bir mesele olduğu; gören gözlere, işiten kulaklara, vicdanı sızlayan tüm Müslümanlara bir kez daha hatırlatılması gereken bir hakikattir.

Sömürgeci kâfirlerin İslâm’a düşmanlığı o derece şiddetliydi ki; içeride İslâm’ın hükümlerini tatbik eden, dışarıya da İslâm risaletini, davet ve cihad yoluyla taşıyan Osmanlı Hilâfet Devleti’ni yıkmak istiyorlardı. Ne zaman ki, Müslümanlarda İslâm’a bağlılık zayıfladı, İslâm’ın fikir, görüş ve hükümlerini anlayışta zafiyet başladı, cihat ve fetihler durdu, işte o zaman, liderliğini İngiltere’nin yaptığı sömürgeci kâfir devletler, Hilâfet’i yıkmak için planlar hazırladıkları planlarını uygulamaya başladılar. Yaklaşık iki asır süren bu mücadele sonuncunda, 3 Mart 1924’te Hilâfet’i yıkmayı başardılar… Dönemin İngiliz Dışişleri Bakanı Lord Curzon’a, Osmanlı Hilâfet Devleti’nden sonra kurulan Türkiye Cumhuriyeti’nin bağımsızlığının neden tanındığı sorulduğunda, şöyle diyordu:

“…Biz Türkiye’nin işini bitirdik. Artık bugünden sonra, bir daha asla ayağa kalkamayacaktır. Çünkü biz, onun gücünü aldığı iki şeyi, İslâm’ı ve Hilâfet’i yok ettik.”

Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in Medine’de, sıkıntı ve zorluklarla kurduğu 14 asırlık Hilâfet’in kaldırılmasından sonra, İslâm toprakları işgal edilmiş, Müslümanların servetleri yağmalanmış, evlatları katledilmiş, İslâm; hayat, devlet ve toplumdan uzaklaştırılmış, İslâm toprakları paramparça edilerek, bu topraklar üzerinde birçok devletçikler kurulmuş ve Müslümanların başlarına, sömürgeci kafir efendilerine itaat eden zalim yöneticiler atanmış, böylece Müslümanlar için baskı, işkence, zulüm ve gözyaşı dolu günler başlamıştır. Bununla birlikte, ümmetin başındaki zalim yöneticiler, İslâm adına yapılan her kıpırdanış ve faaliyete karşı durmuş, Hilâfet için söylenen bir fısıltıya dahi tahammül edememiş ve zindanları Hilâfet’e çağıran samimi dava adamlarıyla doldurmuşlardır. Müslümanların beldelerinde, kâfirlerce katledilen her canın, dul bırakılan her kadının, yetim bırakılan her çocuğun, ağlatılan her annenin, kirletilen her namusun, işlenen her cürmün günahına, bu zalim yöneticiler de ortak olmuşlardır.

100 yıldır, İslâm’ın bir ideoloji olarak hayat, devlet ve toplumda tatbik edilmemesinin Müslümanlar üzerindeki sorumluluğu ile birlikte, İslâm beldelerinin kan gölüne dönmesi, anaların, çocukların feryatlarının hiç susmaması, ümmetin üzerinden zulmün hiç eksilmemesi, akan gözyaşlarının hiç durmaması, Müslümanların başındaki zalim yöneticilerce Müslümanların maslahatlarının hiç gözetilmemesi… Hilâfet’in ne kadar önemli bir farz olduğu, hatta farzların baş tacı olduğu; gören gözlere, işiten kulaklara, düşünen akıllara, bir kez daha hatırlatılması gereken bir hakikattir.

Hilâfet; İslâm’ın nizamlarını uygulamak ve İslâm’ı âleme davet ve cihat yoluyla taşımak üzere, tüm dünya Müslümanlarının genel liderliği ve başkanlığıdır.

Hilâfet; Müslümanları bir araya getiren ve devletlerini birleştirip tek bir devlet hâline getiren siyasi bir otorite, siyasi bir varlıktır.

Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem Müslümanlara, İslâm şeriatı ile hükmedecek, tek bir halifenin olmasını emretmiş ve şöyle buyurmuştur:

“…Halifeler olacak ve sayıları da çok olacaktır. ‘Bize ne yapmamızı emredersiniz. Ya Rasulullah?’ diye sorulduğunda: ‘İlk beyat ettiğinize vefa gösteriniz!’ buyurdu.” [Müslim]

Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem başka bir hadis-i şerifte ise şöyle buyurmuştur:

“İki halifeye beyat edildiğinde, sonradan beyat edileni öldürün!”

Hilâfet; insanın kendisi, yaratıcısı ve diğer insanlarla arasındaki ilişkileri düzenleyen, yargıda, iktisatta, toplumsal alanda, dış siyasette, ukubatta ve yönetim sisteminde, Allah Subhanehu ve Teâlâ’nın Müslümanlara farz kıldığı, İslâm’ın nizamlarını tatbik eden devlettir.

Hilâfet; Allah Subhanehu ve Teâlâ’nın Müslümanlara farz kıldığı cihadı, İslâm risaletinin tüm dünyaya taşınması, Müslümanların can, mal, ırz ve namuslarını koruyarak, ülkelerinin muhafaza edilmesi, toplumdaki münker ve fesadın engellenmesi ve İslâm akidesinin her türlü saptırmalara karşı korunması ve diğer işleri yürütecek ve yönetecek yegâne devlettir.

Hilâfet, Allah Subhanehu ve Teâlâ’nın dünya Müslümanlarına, aralarındaki sorunları çözmesi için uygulamalarını farz kıldığı şer’î nizamları tatbik eden devlettir. O, milliyetçilik, ırkçılık ve vatancılıktan uzaktır. O, bir grubun, bir mezhebin ya da herhangi bir kavmin devleti de değildir. Aksine o, herkesi hayat ile ilgili işleri İslâm nizamına göre çözecek tek bir tebaa/toplum olarak görür.

Hilâfet; bütün Müslümanların devletidir. Onun kurulması için çalışmak, bütün Müslümanların en önemli meselesidir. Bu, her bir Müslümanın boynundaki en önemli bir görev ve yerine getirilmesi gereken en önemli bir farzdır. Çünkü Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur:

“Kim bir halifeye biat etmeden ölürse, cahiliyye ölümü üzere ölmüştür.” [Müslim]

Hatırlatılması gereken, güçlerimizi birleştirmesi, azimlerimizi bilemesi ve büyük bir hırsla amellerimizi tetiklemesi gereken, en önemli mesele de şudur ki: artık Hilâfet’in kurulma vakti gelmiştir. Onun doğum sancıları tüm İslâmi beldeleri sarmış, Müslümanlar artık zalimlere karşı direniş gösterir olmuş, İslâm beldelerinden, zulmün kol gezdiği diyarlardan, Filistin, Lübnan, Tunus, Yemen, Pakistan, Suriye, Türkiye gibi İslâm beldeleri ile Avrupa ülkelerinden Hilâfet’in güçlü ayak sesleri duyulur olmuştur. İslâm Ümmeti, artık şaha kalkmış, büyük bir arzu ve özlem ile Hilâfet güneşinin doğacağı o kutlu sabahı bekler olmuşlardır.

“İslâm garip olarak başladı. Daha sonra başladığı gibi garip olarak geri dönecektir. Gariplere ne mutlu! ‘Garipler kimlerdir Ey Allah’ın Rasulü?’ denildiğinde Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: ‘İnsanlar bozulduğunda, ıslah edecek, düzeltecek olanlardır.’”

İşte Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in bu mübarek hitabına nail olmak, Allah’ın rızasına kavuşmak, O’nun dinini yüceltmek ve İslâm ümmetine önceki izzet ve şerefini yeniden iade etmek ve Hilâfet’i yeniden kurmak üzere, birçok seçkin dava adamı Müslüman harekete geçmiş, onların inançları, azimleri ve gayretleriyle Müslümanlarda Hilâfet’e özlem yeniden duyulmaya başlanmış, Müslümanların başlarına gelen onca felaket ve musibetten kurtulmanın, Allah’ın razı olduğu İslâmi bir hayatı yaşamanın ve kâfirlerden ve zalimlerden intikam almanın tek yolu olarak, Hilâfet’i görmüşler ve büyük bir arzu ve heyecanla bakışlarını, onun kurulacağı âna yöneltmişlerdir.

Hatırlatılması gereken bir diğer husus da şudur ki; artık İslâm ümmeti Hilâfet’in Allah’ın kesin bir farzı olduğunu, Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in Medine’de devletini büyük bir zorlukla kurduğunu, Hilâfet’in Müslümanların kalkanı olduğunu, ancak onunla korunulup onun ardında savaşacaklarını, Hilâfet’in İslâm’a ve Müslümanlara düşman olan kâfirlerin entrika ve tuzaklarıyla yıkıldığını, başlarına gelen tüm sıkıntı ve zulümlerin sebebinin kâfirlerle dostluk eden zalim yöneticiler olduğunu, tüm sorunların köklü çözümünün Hilâfet’in yeniden kurulmasıyla mümkün olacağını, Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in, Hilâfet’in yeniden kurulacağını müjdelediğini, içerisinde bulunduğumuz şu dönemde İslâm ümmetinin bulunduğu tüm beldelerden Hilâfet arzularının yankılandığını, artık işitmiş, görmüş ve kavramış durumdadır. Allah’ın izni ve yardımıyla Hilâfet’in kuruluşu çok yakındır. İşte o gün geldiğinde; [فَاَمَّا الَّذ۪ينَ كَفَرُوا فَاُعَذِّبُهُمْ عَذَابًا شَد۪يدًا فِي الدُّنْيَا وَالْاٰخِرَةِۘ وَمَا لَهُمْ مِنْ نَاصِر۪ينَ وَاَمَّا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ فَيُوَفّ۪يهِمْ اُجُورَهُمْۜ وَاللّٰهُ لَا يُحِبُّ الظَّالِم۪ينَ] “İnkâr edenler var ya, onları dünyada ve ahirette şiddetli bir azaba çarptıracağım. Onların hiçbir yardımcıları da olmayacak. İman edip salih amel işleyenlere gelince; Allah onların mükâfatını eksiksiz verecektir. Muhakkak ki Allah, zalimleri sevmez.” [Âl-i İmran 56-57] ayeti tecelli edecek ve Râşidî Hilâfet Allah Subhanehu ve Teâlâ’nın [وَمَا لَكُمْ لَا تُقَاتِلُونَ ف۪ي سَب۪يلِ اللّٰهِ وَالْمُسْتَضْعَف۪ينَ مِنَ الرِّجَالِ وَالنِّسَٓاءِ وَالْوِلْدَانِ الَّذ۪ينَ يَقُولُونَ رَبَّنَٓا اَخْرِجْنَا مِنْ هٰذِهِ الْقَرْيَةِ الظَّالِمِ اَهْلُهَاۚ وَاجْعَلْ لَنَا مِنْ لَدُنْكَ وَلِياًّۚ وَاجْعَلْ لَنَا مِنْ لَدُنْكَ نَص۪يراًۜ]

“Size ne oldu da Allah yolunda ve ‘Rabbimiz, bizi halkı zalim olan bu şehirden çıkar, bize tarafından bir sahip gönder, bize katından bir yardımcı yolla!’ diyen çaresiz erkekler, kadınlar ve çocuklar uğrunda savaşmıyorsunuz?” [Nisa Suresi 75] emrini yerine getirerek, tüm mazlum insanların, özellikle Haçlı ve Yahudi ordularının işgali altında bulunan Müslümanların intikamını muhakkak alacaktır. İşte o gün Allah Subhanehu ve Teâlâ’nın; [وَعَدَ اللّٰهُ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا مِنْكُمْ وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ لَيَسْتَخْلِفَنَّهُمْ فِي الْاَرْضِ كَمَا اسْتَخْلَفَ الَّذ۪ينَ مِنْ قَبْلِهِمْۖ وَلَيُمَكِّنَنَّ لَهُمْ د۪ينَهُمُ الَّذِي ارْتَضٰى لَهُمْ وَلَيُبَدِّلَنَّهُمْ مِنْ بَعْدِ خَوْفِهِمْ اَمْناًۜ يَعْبُدُونَن۪ي لَا يُشْرِكُونَ ب۪ي شَيْـٔاًۜ وَمَنْ كَفَرَ بَعْدَ ذٰلِكَ فَاُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْفَاسِقُونَ] “Allah sizlerden iman edip salih amel işleyenleri, kendilerinden öncekileri yeryüzünde Halife/iktidar kıldığı gibi, onları da yeryüzünde halife/iktidar sahibi kılacağını, onlar için seçtiği dinleri (İslâm’ı) yeryüzüne hâkim kılacağını, (geçirdikleri) bu korkularını güvene çevireceğini vaad etti. Çünkü onlar bana hiçbir şeyi ortak koşmaksızın kulluk etmektedirler. Bütün bunlardan sonra kim inkâra saparsa yoldan çıkmış kimseler işte bunlardır.” [Nur Suresi 55] ayeti tecelli edecek ve Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in de şu müjdesi gerçekleşecektir.

“Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu:

“‘Allah'ın olmasını dilediği sürece aranızda Nübüvvet olacak, sonra kaldırmayı dilediğinde onu kaldıracaktır. Sonra nübüvvet minhacı üzere [Râşidî] Hilâfet olacaktır. Böylece Allah'ın olmasını dilediği sürece olacak, sonra Allah onu kaldırmayı dilediğinde kaldıracaktır. Sonra ısırıcı meliklik olacaktır. Böylece Allah olmasını dilediği sürece olacak onu kaldırmayı dilediğinde kaldıracaktır. Sonra zorba diktatörlük olacaktır. Böylece Allah'ın olmasını dilediği sürece olacak, sonra onu kaldırmayı dilediğinde onuda kaldıracaktır. Sonra da (yeniden) nübüvvet minhacı üzere [Râşidî] Hilâfet olacaktır!’ dedi ve sonra sükût etti.” [Ahmed b.Hanbel]

Hatırlatılması gereken en önemli hakikat de şudur ki: Allah Subhanehu ve Teâlâ’nın vaadi, Rasullullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in müjdesi olan Hilâfet’in kurulması ihtimal değil, kesindir. Bu vaat ve bu müjdeyi gerçekleştirmek için Endonezya ve Malezya’nın bulunduğu Büyük Okyanus çevresindeki Uzakdoğu’dan başlayıp Hindistan, Pakistan, Bangladeş, Afganistan, Orta Asya, Anadolu ve Türkiye ile Irak ve Şam beldeleri, Arap Yarımadası, Sudan, Mısır ve Kuzey Afrika’dan geçip Fas beldelerinin bulunduğu Atlas Okyanusu kıyılarındaki coğrafya ile ABD, Rusya ve İngiltere, Hollanda, Avusturya, Belçika gibi Avrupa ülkelerindeki Müslümanlar, ideolojik İslâmi siyasi bir parti olan Hizb-ut Tahrir ile birlikte bu kutlu daveti, bu çağın Ensar’ları olacak, ölümüyle Allah’ın arşı titrettiği Sa’d b. Muaz gibi adamlara ulaştırarak, onların eliyle Hilâfet’in yeniden geri dönmesi için kadınıyla, yaşlısıyla, çoluğu-çocuğuyla ısrarla ve samimiyetle çalışmaktadırlar…

Hatırlatılması gereken bir hakikat de şudur ki: kapitalizmin kokuşmuşluğu ve insanlık için çaresizliği ve başarısızlığı açıkça ortaya çıktıktan, buna karşın İslâm’ın, Hilâfet’in, Müslümanlar ve insanlık için dünya ve ahiretlerinin tek kurtuluş yolu belli olduktan, kurulmasına da çok az bir zaman kaldıktan sonra, kervan hareket etmeden, bu fırsat kaçmadan… ey güç ve kuvvet sahipleri! Kaldırılışının 100. Yılında, Hilâfet’i kurun!..

___

#YenidenHilafet

#ReturnTheKhilafah

#أقيموا_الخلافة

YAZARIN DİĞER MAKALELERİ

Yazarın Tüm Makaleleri İçin Tıklayınız