loader

İslâm’ı Savunmak Konuşmak ile Olmaz!

Yaşanan son siyasi gelişmelerden sonra kâfirlerin İslâm düşmanlığını bir kez daha ilan etmelerine karşı hemen her kesimden tepkiler gelmeye başladı.

Fransa’nın Rasul Aleyhi’s Selam’a karşı giriştiği hadsizliğe ise İslâm dünyasında yapılan tek şey “boykot” olmaktadır.

Halk için için öfkelenirken ve hatta mazlum Suriye halkı bile Rasulullah’a tepkilerini meydanlarda gösterir iken, yerel halk bu İslâm düşmanlığına karşı yöneticileri harekete geçirip orduları göndermelerini isteyememektedir.

Tepki vermenin birçok çeşidi vardır.

Tıpkı Hadisi Şerif’te buyrulduğu gibi: “Bir münker gördüğünüzde elinizle düzeltin, gücünüz yetmiyorsa dilinizle karşı koyun. Ona da gücünüz yoksa kalbinizden buğzedin!”

Bu meşhur bir hadistir ve hemen herkes yeri geldikçe bu hadisi kullanır. Kanaatimce bu hadis tam olarak anlaşılamamaktadır. Bu hadis-i şerifi duyan herkes, hadisin sadece birey yönüne odaklanmaktadır. Oysa bu hadiste üç katmana işaret vardır; a) Devlet, b) Âlimler, C) Bireyler.

Her ne hikmetse(!) bu hadis çaresizliğe atfedilir olmuştur.

“Münker ortadan kaldırılmalı” bunda herkes hem fikirdir ama bunun kim tarafından ve nasıl yapılacağı bilinmemektedir!

Ve ümmet bu kafa karışıklığı nedeniyle ne yapacağını bilemez bir vaziyette sağa sola koşup durmaktadır.

Kimileri münkeri kendi ortadan kaldırmaya çalışmakta, kimileri “yapacak bir şey yok, o zaman buğzedeyim” diyerek köşesine çekilmekte, kimileri ise “bu kıyamet alametlerindendir, oturup dua edelim” minvalinde tavırlar sergilemektedir.

Metotsuzluğun getirdiği durum tam da bu olsa gerek…

“Bir şeyin yapılış keyfiyetine ‘metot’ denir!”

Metot konusu ümmetin evlatlarında netleştiğinde aslında tüm sorunlar da buna bağlı olarak çözülecektir.

Müsaadenizle konuyu biraz daha açayım…

İman ettiğimiz tek güç Âlemlerin rabbi olan Allah Subhanehu ve Teâlâ’dır. Mülkün tek sahibi olarak Allah’ı kabul ederiz. Ve mülkte de mülkün sahibinin sözü geçmelidir. Allah Azze ve Celle de bu görevi iman edenlere yüklemiştir:

كُنْتُمْ خَيْرَ اُمَّةٍ اُخْرِجَتْ لِلنَّاسِ تَأْمُرُونَ بِالْمَعْرُوفِ وَتَنْهَوْنَ عَنِ الْمُنْكَرِ وَتُؤْمِنُونَ بِاللّٰهِۜ

“Sizler insanlar için ortaya çıkartılmış en hayırlı ümmetsiniz. İyiliği emreder kötülükten sakındırır ve Allaha iman edersiniz.” [Âli İmran 110]

Yeryüzünün tanzim edilebilmesi için iman edenlere elçiler ve kitapları ile Allah yol göstermiştir.

İyilik İslâm’ın “iyilik” dediği, kötülük ise İslâm’ın “kötülük” dediğidir.

Allah Subhanehu ve Teâlâ bir şeyi emrettiğinde onun nasıl yapılacağını da rasulleri vasıtasıyla göstermiştir.

Örneğin, “namaz kılın!” dediğinde namazın nasıl kılınacağını göstermez ise insan, kendi aklınca bir takım şeyler yapmaya çalışacaktır. Aynı durum her mesele için böyledir.

Aklen sabittir ki; emretme makamında olan emrin içerdiği her şeyi de açıklamalıdır.

İşte metot, tam da budur: bir şeyin yapılış keyfiyeti.

Buradan hareketle; şimdilerde Fransız kâfirinin yaptığı İslâm düşmanlığına karşı Allah Azze ve Celle bizden ne yapmamızı istemektedir ve biz bunu nasıl yapacağız?

Hadis-i şerifte bu noktaya hem söylem hem de Rasul Aleyhi’s Selam’ın fiili ile açıklık getirmiştir.

Münkere karşı “kalbiyle buğz edecek” olanlar, halktır,

Münkere karşı “diliyle mücadele edecek” olanlar âlimlerdir,

Münkere karşı “eliyle (maddi güç) mücadele edecek” olanlar da yöneticilerdir.

Rasul Aleyhi’s Selam’ın hayatı ortadadır. İslâm’a ve Müslümanlara yapılan saldırılar sonrası Allah’ın Rasulü ne yapmıştır?

Rum diyarının mallarını boykot mu etmiştir?

Perslerin ürünlerini çöpe mi atmıştır?

Elbette ki hayır!

Ordular hazırlayıp İslâm’ın ve Müslümanların izzet ve şerefini korumuştur.

Şimdilerin aciz ve korkak yöneticileri ise köşelerine sinmiş, acınası bir şekilde efendilerinin izni dâhilinde cılız sözler etmekten öteye geçmemektedirler.

“Gücümüz yetmiyor!” bahanesinin arkasına iman eden birisinin sığınması kadar vahim bir hata(!) olmasa gerektir.

Ne demektir “Gücümüz yetmiyor?

Rasul Aleyhi’s Selam’ın ve dahi tüm savaşlarımızın hangisinde güçlüydük?

Bedir, Uhud, Hendek, Kadiks, Malazgirt, Kut-ul Amare…

Güç, imanın ta kendisi değil midir?

Şimdilerin herhangi bir İslâm ülkesinin yöneticisi emrinde(!) olan orduları harekete geçirsin bakalım hangi Fransa, hangi “İsrail”, hangi kafir İslâm ordularını yenebilirmiş?

İşte Afganistan, Filistin, Suriye…

Kâfirler bu beldelerde yapmadıkları iğrençlikler kalmamasına rağmen ne başarısı elde etti?

Koskoca bir hiç!

Korkulması gereken tek güç Allah Azze ve Celle’dir.

Allah’tan korkan bir yönetici İslâm’a ve Müslümanlara yapılan herhangi bir hadsizlikte hemen orduları harekete geçirir ve kâfirlere karşı had bildirir!

Onun için sadece konuşan kişilerden özellikle sadece konuşan yöneticilerden uzak durun!

Onların hamaset dolu sözlerine kanmayın!

Ekran arkasında kâfirlerle dostluk gösterisi yapıp ekran önünde “Eyy ‘İsrail!’”, “Eyyy Fransa!” naraları atanlar sizin hayrınızı istememektedirler.

İslâm’ın ve Müslümanların izzet ve şerefini koruyacak makam Hilâfet makamı ve bunu yapacak olan da ümmetin yegâne yöneticisi olan halifedir.

Ve çok yakında ilan edilecek olan 2. Râşidî Hilâfet’te buna, gören tüm gözler şahit olacaktır inşallah!

Ey Müslümanlar! Bırakın artık sadece konuşan kişilerin peşinden gitmeyi…

Kendi iktidarları söz konusu olduğunda hemen harekete geçen ama İslâm ve Müslümanlar için kılını kıpırdatmayan yöneticilerden yüz çevirin artık!

Konuşmak, güç yetiremeyenlerin işidir; yöneticilerin konuşması ise güç ile olur.

Yeri geldiğinde “ben başkomutanım” diye övünenler, söz konusu Rasul Aleyhi’s Selam’a hakaret olunca karanlık köşelerine çekilmektedirler.

Yöneticilerinizden harekete geçmelerini isteyin; yapmıyorlarsa onlara verdiğiniz otoriteyi alın ve Hilâfet için çalışanlara verin!

Çünkü sizler hayırlı ümmetsiniz. Zulme karşı durur, haksızlığa müsade etmezsiniz!

Daha ne bekliyorsunuz?

Hilafet’in tam vakti! Hemen, şimdi…

___

#FransayaKimDurDiyecek

#RasulullahaHakaretAffedilmez

Yazarın Tüm Makaleleri İçin Tıklayınız