loader

İslâm, İfrattan da Tefritten de Uzaktır!

İslâm, insanın tabiatına uygun, aklına muvafakat eden yegâne doğru ideolojidir/dünya görüşüdür. İslâm’ın dışındaki tüm ideolojiler insan fıtratına aykırı, akla ters ideolojilerdir. Komünizm insan fıtratını baskılayarak ifrata kaçmış, kapitalizm ise insan fıtratını tamamen serbest bırakarak tefrite düşmüştür.

Akla tenakuzlarına gelince; hem komünizm hem de kapitalizm insanın en büyük sorunsalı olan dünya hayatının öncesi, sonrası ve şimdisi (nerden geldik, nereye gidiyoruz ve bu dünya hayatında niçin varız?) hakkında akli birçok delile aykırı fikirler ortaya koymuşlar ve insanın bu büyük düğümünü hatalı bir şekilde çözmüşlerdir/çözememişlerdir. En nihayetinde bu her iki ideolojide insanın tarihte hiç olmadığı kadar mutsuz ve huzursuz olmasına sebep olmuş, insanı aşağıların aşağısına çekmiştir.

İslâm’a gelince; o hem insanın büyük düğümünü sağlıklı bir şekilde akla uygun olarak çözmüş hem de insanın uzvi ve içgüdüsel ihtiyaçlarını/fıtratını en güzel şekilde doyuma ulaştırmıştır. İslâm ne komünizm gibi insan fıtratını ifrata kaçarak imha etmiş ne de kapitalizm gibi onu iyice salıvermek suretiyle behimileştirmiştir. Bilakis İslâm insanın uzvi ve içgüdüsel ihtiyaçlarını imha ya da inkâra gitmemiş âlemlerin Rabbinden gelen bir nizam/şer’î hükümler ile inşa etmiştir.

İfrat, bir şeyi olması gerekenden fazla ziyadeleştirmek/abartmak, tefrit ise bir şeye olması gerekenden daha az kıymet vermektir. Her iki hâlde de bir şeyi “olması gereken yerden” etmek vardır. İslâm bu iki hâlden de kişiyi sakındırmıştır. Yani İslâm “olması gerekenin” ne arttırılmasına ne de azaltılmasına müsaade etmemiştir.

Müslüman ifrat ve tefritten kaçınan mutedil kimsedir. O ne Batı’yı razı etmek için dininin hükümlerini yumuşatıp/çarpıtıp tefrite düşer ne de âlemlerin Rabbinden geleni az görerek ifrata kaçar.

İslâm tamamlanmış, insanın bütün sorunlarını en güzel şekilde çözen son ilahi dindir. Onun arttırmaya da azaltmaya da ihtiyacı yoktur. O olduğu gibi bütünüyle alınmak için vardır. Mutedil olmak, âlemlerin Rabbinden gelenin tamamıyla övünmek, ona bağlanmak, onu yaşamak ve onu bir nur olarak insanlığa taşımak demektir.

İfrattan ve tefritten sakındıran birçok nas vardır. Bunu ifade sadedinde sadece birkaç nassı belirtmiş olalım.

“Bir adam gelip Rasul SallAllahu Aleyhi ve Sellem’e: Ey Allah’ın Rasulü! Her gününü oruç tutarak geçirenin durumu nedir?, diye sorması üzerine Rasul SallAllahu Aleyhi ve Sellem, Arada iftar etmeyenin orucu yoktur, diye buyurdu.” [Ebu Davud]

يَا أَيُّهَا النَّاسُ! إِيَّاكُمْ وَالْغُلُوَّ فِى الدِّينِ، فَإِنَّمَا أَهْلَكَ مَنْ كَانَ قَبْلَكُمُ الْغُلُوُّ فِى الدِّينِ

“Ey insanlar! Dinde aşırılıktan sakının. Sizden öncekileri, dinde aşırılıkları helâk etmiştir!” [İbni Mace, Menasık, 3020]

Rabbimiz bizleri ifrattan ve tefritten uzak dosdoğru yoluna davet ediyor. Ne aşırıya kaçanların ne de meseleyi iyice salanların hevasına uymamamızı emrediyor.

 فَلِذٰلِكَ فَادْعُۚ وَاسْتَقِمْ كَمَٓا اُمِرْتَۚ وَلَا تَتَّبِعْ اَهْوَٓاءَهُمْۚ وَقُلْ اٰمَنْتُ بِمَٓا اَنْزَلَ اللّٰهُ مِنْ كِتَابٍۚ وَاُمِرْتُ لِاَعْدِلَ بَيْنَكُمْۜ اَللّٰهُ رَبُّنَا وَرَبُّكُمْۜ لَـنَٓا اَعْمَالُنَا وَلَكُمْ اَعْمَالُكُمْۜ لَا حُجَّةَ بَيْنَنَا وَبَيْنَكُمْۜ اَللّٰهُ يَجْمَعُ بَيْنَنَاۚ وَاِلَيْهِ الْمَص۪يرُۜ

“İşte bunun için sen çağrına devam et ve emrolunduğun gibi dosdoğru ol. Onların arzularına uyma ve şöyle de: “Ben Allah’ın indirdiği bütün kitaplara iman ettim ve bana aranızda âdil davranmam emredildi. Allah bizim de rabbimiz, sizin de rabbinizdir. Bizim yaptıklarımız bize, sizin yaptıklarınız size. Sizinle bizim aramızda tartışmaya gerek yok. Allah hepimizi bir araya getirecektir. Dönüş ancak O’nadır.” [Şura 15]

فَاسْتَقِمْ كَمَٓا اُمِرْتَ وَمَنْ تَابَ مَعَكَ وَلَا تَطْغَوْاۜ اِنَّهُ بِمَا تَعْمَلُونَ بَص۪يرٌ

“Sen, beraberindeki tevbe edenlerle birlikte emrolunduğun gibi dosdoğru ol. Aşırı gitmeyin, doğrusu Allah yaptıklarınızı görür.” [Hud 112]

Rabbimiz biz Müslümanları vasat/mutedil/en seçkin/olması gereken yerde duran bir ümmet olarak vasıflandırdı.

وَكَذٰلِكَ جَعَلْنَاكُمْ اُمَّةً وَسَطاً لِتَكُونُوا شُهَدَٓاءَ عَلَى النَّاسِ وَيَكُونَ الرَّسُولُ عَلَيْكُمْ شَه۪يداًۜ

“İşte böylece, siz insanlara şahit olasınız, peygamber de size şahit olsun diye sizi vasat (örnek) bir ümmet yaptık…” [Bakara 143]

Rabbimiz bizlere hakkı hak bilip hakkıyla ittiba etmeyi batılı batıl bilip hakkıyla sakınmayı, ifrattan ve tefritten uzak, kendisine hakkınca kul olabilmeyi nasip eylesin.

Yazarın Tüm Makaleleri İçin Tıklayınız