loader

İhanetten Geriye Kalan

فَهَلْ يَنْظُرُونَ اِلَّا السَّاعَةَ اَنْ تَأْتِيَهُمْ بَغْتَةًۚ فَقَدْ جَٓاءَ اَشْرَاطُهَاۚ فَاَنّٰى لَهُمْ اِذَا جَٓاءَتْهُمْ ذِ كْرٰيهُمْ

“Onlar (yola gelmek için) kıyamet gününün ansızın gelivermesini mi bekliyorlar? Hâlbuki onun alametleri geldi. O gelip çatınca akıllarını başlarına devşirmeleri neye yarar?” [Muhammed 18]

Gerçekten de insan akıllanmaz! Onca gördükleri, duydukları, yaşadıkları şey rüzgârın esintisi gibi geçer gider hayatından… Hâlbuki ne büyük ibret tabloları görmüş, ne hazin hayat hikâyeleri dinlemiş, ne garipliklere şahit olmuştur. Fakat ne ders çıkarabilmiş, ne layıkıyla duruş sergileyebilmiş ne de hayatında bir şeyleri değiştirebilmiştir. Bu durum maalesef ki, geleceğe dair ümitleri de tüketmiş, tüketecektir. Ders çıkarıp ibret alanlara ne mutlu…

Bakın bu ibret tablolarından birkaç örnek:

Benazir Butto: 1988’de seçimleri kazandıktan sonra Pakistan’ın “ilk kadın başbakanı” oldu. Özellikle de “feodal yapıyla mücadele” adı altında halkın sempatisini kazanan Butto, özgürlükçü, demokrat, fazlasıyla laik ve Batı’ya öykünen düşünceleri ile içinde yaşadığı toplumun İslâmi değerlerini iyice tahrip etti. Kültürel, fikrî ve siyasi olarak İngiliz tarzı bir yönetim anlayışı benimsedi ve İngiltere devleti tarafından belli bir süre desteklendi. Birkaç deneme ile koltuğu sallanan Butto’yu henüz işi bitmediği için koruyan İngiltere, 1996 yılında kendisini yalnız bırakarak Amerika ile çalıştığı aşikâr olan Pervez Müşerref darbesine yem etti. 1999’da gerçekleşen ABD destekli darbe ile yıllarca başbakanlık yaptığı ülkesini terk etmek zorunda kaldı. Geri döndüğünde ise güvenip dayandığı dağlara kar yağdığını gören Butto, faili meçhul bir suikast sonrasında hayatını kaybetti.

Pervez Müşerref: Amerika destekli olduğunu sağır sultanın bile bildiği darbe ile yönetimi ele geçirmiş olmasına ve yönetimdeki köklü İngiliz varlığına son vermek için canhıraş çalışmasına rağmen, “İslâmcı gruplara karşı yeterince zulüm ve katliam gerçekleştirmediği” bahanesiyle yine Amerika tarafından fişi çekildi. Sonra koskoca(!) Pakistan Cumhurbaşkanı Müşerref, basit elçilik düzeyindeki ABD yetkilileriyle görüşmesinde özürlerini, pişmanlıklarını beyan etse de değişen bir şey olmadı; ABD eski çalışma arkadaşını yenisiyle değiştirdi ve onu tarihin karanlık çöplüğüne attı.[i]

Saddam Hüseyin: Arap milliyetçiliği ile sosyalizm arasında sıkışan BAAS partisini iktidara taşıyarak, hem gayri İslâmi yeni Irak nizamını inşa etmiş, hem de Batılı devletlerin arzu ettiği gibi mezhep düşmanlığını körüklemiştir. O, maalesef ki İngiliz politikaları gereği gerek Halepçe’de gerekse de Şiilerin yoğun olarak yaşadığı bölgelerde on binlerce insanın kanına girerek Batı emperyalizmini sevindirmiştir. İlk Amerikan-İngiliz müttefik uçakları Bağdat semalarında bombaları bırakırken Saddam Hüseyin halkını yalnızlığa terk etmiş ve yıllarca beraber çalıştığı İngiltere'ye kapıları sonuna kadar açmıştır. Fakat yine hazindir ki Irak'a savaşan müttefik güçler onu, müzakereleri imzalayıp kendisiyle masaya oturması karşılığında İran’a altın tepside sunmuştur. O da yetmemiş Kurban Bayramı’nın ilk günü kurban ettirmiştir.

Muammer Kaddafi: Yıllarca her fırsatta Batı emperyalizmine sövmüş, Amerikan karşıtlığı yapmış buna karşın devleti, İngiliz sömürge valisi gibi yönetmekten de geri durmamış bir liderdi. D8 ve Arap Birliği zirvesinde İngilizler tarafından atanmış olmalarına rağmen ona ihanet etmiş Ürdün ve Suudi krallıklarını yerden yere vurarak tabiiyetine vefa göstermiştir. 2011’de Avrupalı devletlerin yardımıyla ele geçirilen Kaddafi, acımasızca katledilmiş ve Batı onun katlediliş biçimini insan onuruna aykırı olarak yorumlayan haberler yapmıştır: “Kendi topraklarında kendi evlatları(!) tarafından katledilen Kaddafi”… Batı’nın bir taşla birçok kuşu vurduğu müthiş senaryo…

Hüsnü Mübarek: Enver Sedat’ın tıpkı diğer liderler gibi Batılı devletlerin masa başı oyununa kurban edilmesi üzerine Mısır Cumhurbaşkanı oldu. Tam 30 yıl ülkesini yönetti ve ilk Amerikan sermayesi de bu dönemde Mısır topraklarına girdi. Özellikle Körfez Savaşı’nda ABD ile anlaşması ve sonrasında gelen ABD öncülüğünde Ortadoğu’dan rol kapma mücadelesi onu Amerika’nın kucağına itti. Hayatı boyunca sadık bir müttefik olmaya çalıştı. Arap Baharı sürecinde Kaddafi’nin başına gelenler Hüsnü Mübarek’in de başına geldi. İktidar olan İhvan-ı Müslimin tarafından tutuklandı. Bu süreçte Mübarek, Amerika’nın, artık oynamak istemediği bir satranç taşından başkası değildi.

Kasım Süleymani: Suriye ve Irak’ta on binlerce Müslümanı, tek suçları(!) “Sünnilik” olduğu için katleden bir mezhep bağnazı… Amerika’nın Ortadoğu projesinin suikast timinin komutanı! Mezhebe dayalı siyasal kazanımları için İran’ın cephelere sürdüğü bir katil! Çoluk çocuk demeden sırf kendi “Şia düşüncesine hizmet etmiyor!” diye kıyımdan geçiren bir kukla! Batılı devletlere en ufak bir fiske vuramayan, bütün kahramanlığını(!) mazlum Müslüman halklara yaptığı zulümlerden alan bir Batı kahramanı! Yaptığı her eylem ile kâfir Batılı devletlerin işini hafifleten sadık bir müttefik! Diğer tüm müttefikler gibi kısa süre sonra hafızalardan kazınacak ve tarihin karanlık çöplüğüne atılacak bir piyon… 3 Ocak günü sabaha karşı Amerika’nın seçim malzemesi olarak kurban verdiği Süleymani, diğer tüm kurbanlar gibi hizmet ettiği devletler için hiçbir anlam ifade etmeyen, işi bittiğinde yenisiyle değiştirilmek üzere atılan bir araçtı.

Ne kadar da hazin, üstelik bu saydıklarımızla sınırlı değil; Abdunnasır, Ömer El Beşir, Yaser Arafat, Maliki, Barzani, vs… Doğrudan ya da dolaylı, bilinçli veya taksiren, isteyerek veya istemeyerek sebebi, gerekçesi ne olursa olsun Batılı devletler ile kıyısından köşesinden istifade eden veya etmeye çalışan, Batılı devletlerin bilhassa Amerika’nın masasına oturan, işbirliği yapan, yardım isteyen veya yardım alan her kim varsa bir gün muhakkak benzer akıbete uğruyor veya uğrayacak! Bu yönüyle İslâm’a ve Müslümanlara güvenmeyip reel politikaya güvenen, Rabbini razı etmek yerine uluslararası güçlere şirin gözüken, Kur’an’a göre değil de konjonktüre göre tavır alan her Müslüman yönetici, akidesini düşman edinmesinin bedelini ağır ödüyor.

İhanetten geriye kalan ise büyük bir pişmanlık, hayal kırıklığı ve acı tecrübeler…

وَاِمَّا تَخَافَنَّ مِنْ قَوْمٍ خِيَانَةً فَانْبِذْ اِلَيْهِمْ عَلٰى سَوَٓاءٍۜ اِنَّ اللّٰهَ لَا يُحِبُّ الْخَٓائِن۪ينَ۟

“Eğer bir kavmin ihanet edeceğinden kesin olarak korkarsan, sen de açık ve adil bir tutumla (onlarla olan anlaşma metnini ve diplomatik ilişkiyi) at. Gerçekten Allah, ihanet edenleri sevmez.”[Enfal 58]

 

Yazarın Tüm Makaleleri İçin Tıklayınız