loader

Hizb-ut Tahrir Ümmetin Tek İdeolojik Partisidir!

Hizb-ut Tahrir ehline/halkına/ümmetine asla yalan söylemeyen bir liderdir. Ümmetin içerisinde, ümmetle beraber, ümmetin akidesinden fışkıran İslâm nizamını/Hilâfet’i kurmak için çalışan fikrî ve siyasi bir harekettir. Hizb-ut Tahrir, -mevcut partiler gibi- ne menfaat ne de milliyetçilik benzeri gayri İslâmi fikirler üzerine örgütlenmiştir. Maslahatını tamamen İslâm’ın maslahatlarına bağlamış; “nerede İslâm varsa orada maslahat var, nerede İslâm yoksa orada da şer var” demiştir. Yoksa bakış açısını, -bugün birilerinin yaptığı gibi- akılca maslahat olarak görülen konjonktürel bir takım şartlar üzerine bina etmemiştir.

Hizb-ut Tahrir gençleri, içinde bulundukları toplumun hayrını isteyen, özelde Müslümanların genelde tüm insanlığın sahih bir şekilde kalkınması; ruhi, maddi, ahlaki ve insani açıdan tüm ihtiyaçlarını en güzel şekilde İslâm ile organize etmesi için çalışan gençlerdir. Yaptıkları her şeyi şer’î hükümlere göre yapan, külçe külçe altın verseniz dahi şer’î sınırın dışına (kitlesel anlamda/bir bütün olarak) çıkmayan gençlerdir. (Bireysel hatalara gelince; bu, soluk alıp veren her beşer için her zaman potansiyel olarak mümkünattandır.)

Hizb-ut Tahrir, Müslümanların İslâm Devleti’ni kurmaları için hem fikirler ve çözümleri hem de bunları hayatta var edecek metodunu sadece ve sadece İslâm’dan almıştır. Zaten bu yönünden mütevellit “ümmetin tek ideolojik partisidir” diyoruz. Yoksa İslâm ümmetinin içerisinde İslâmi birçok hareket vardır. Yani İslâm’ın bir takım cüzleri ile ümmete davet yapan hareketler… Ya da fikirleri İslâmi ama metotları gayri İslâmi olan hareketler. Bizler hem fikir ve çözümleri hem metodu hem de hayatın tamamıyla ilgili İslâm’ın hükümlerini ele aldığından dolayı “tek ideolojik parti Hizb-ut Tahrir’dir” diyoruz. Ki ideoloji/İslâm; fikir ve o fikirleri hayatta var edecek metottan müteşekkildir. Birini diğerinden ayırdığınızda ideolojiye ihanet etmiş ya da en hafifiyle cehaletle hareket etmiş olursunuz. Örneğin, İslâmi bir hareketin insanları Hilâfet fikrine çağırması İslâmi bir fikirdir, ancak bunu Rasulullah’ın/İslâm’ın gösterdiği şeklin dışındaki -silah, demokratik parti kurma vb.- yollarla yapacağını söyler ve Hilâfet ile ilgili net şer’î ölçüler ortaya koy(a)mazsa bu hareket ideolojik bir hareket olamaz.

Hizb-ut Tahrir, yer yer ümmetin (bir kısmının), -duygularının milliyetçilik ve benzerî fikirlerle sabote edilmesinden dolayı- öfkesine maruz kalsa da ideolojik duruşundan vazgeçmez. Mevcut şartların kendisini değiştirmesine müsaade etmez ki kendisi bizzat mevcut fasit kapitalist ortamı İslâm ile değiştirmek için kurulmuştur. İslâm mevcut şartlara entegre olmak ya da yorumlanmak için değil onu değiştirmek ve yerine tamamen âlemlerin Rabbinin hükümlerinin egemen olması için gelmiştir. [فَمَاذَا بَعْدَ الْحَقِّ اِلَّا الضَّلَالُۚ] “… Haktan sonra sapıklıktan başka ne vardır?” [Yunus Suresi 32]

Hizb-ut Tahrir İslâm ümmetinden asla ümidini kesmemiş, ortaya çıkan bir takım -sözde- İslâmi hareketler gibi onların İslâm Devleti altında birleşip tekrardan eski izzetli günlerine kavuşmasını hayal olarak görmemiştir. Bilakis Hizb-ut Tahrir bunu, yakın bir gelecek olarak görmektedir. Ama bunu, “iyi temenniler” kabilinden değil, İslâm’ın ideolojik gücü ve ümmetin mevcut muazzam potansiyel gücünden dolayı böyle görmektedir.

Hizb-ut Tahrir siyasi anlamda sömürgecilerin kurduğu tuzaklardan ve kültürel olarak yapmış oldukları çalışmalardan haberdardır. Bu -siyasi ve kültürel olarak- iki yönden ümmeti bilinçlendirmeye çalışmaktadır ki diğer tüm unsurların selameti (ekonomik, askerî vs.), bu iki husustaki doğru bilinç ve uyanıklığa bağlıdır.

Hizb-ut Tahrir savunduğu hiçbir düşünceyi taassuba dayalı olarak benimsememiştir. Bilakis onları, sahih etüt ve araştırmalardan sonra benimsemiştir. Savunduğu her şeyi akli ve şer’î olarak temellendirmiş, ümmeti kastı belli olmayan, nereye çeksen oraya gidecek genel düşüncelere çağırmamıştır.

Hizb-ut Tahrir İslâm düşmanlarını, özellikle de İslâm’ın yönetim modeli olan Hilâfet’e düşman olanları çıldırtmıştır. Çünkü onlar karşılarında, ne istediğini bilen, savunduğu şeyi akli ve şer’î olarak temellendiren, kendi sahip oldukları batıl düşünceleri sapasağlam delillerle vakıaya mutabık bir şekilde çürüten bir kitle ve bu kitlenin aydın düşünen gençlerini karşılarında bulmuşlardır. Ki onların içinde, şaşaalı maddi imkânlara sahip olmayıp çok daha kısıtlı imkânlarda yaşayan insanlar olsa da onlar, en büyük maddi imkânlara sahip İslâm düşmanlarından çok ama çok daha fazla meseleleri kapsamlı ve aydın bir şekilde ele alıyorlar. En nihayetinde gelecek, haksız kazançla mülk elde etmişlerin değil sahih fikir sahiplerinin olacaktır! Bunu bilen bu bedbaht güruh da çaresiz müstakbel acı sona engel olmaya çalışıyorlar ama nafile…

Hizb-ut Tahrir, âlemlerin Rabbini razı etmeyi kendisi için tek ideal olarak belirlemiştir. Onun için bu, gayelerin gayesidir. Hilâfet’i de âlemlerin Rabbini razı etmek için istemektedir. Hizb için en önemli şey budur. Bunun fiilî olarak gerçekleşmesi de şer’î hükümleri tatbik etmek ve yaşamaktan geçtiğinden dolayı Hizb, şer’î olanın dışında hiçbir şeye asla razı olmamaktadır. O yüzden ölmek var ama dönmek yok! Ölmek var ama âlemlerin Rabbinin önünde eğilmekten başka eğilmek yok! 

Hizb-ut Tahrir atlattığı onca badireye rağmen asla asıllardan ve asıllarından taviz vermedi. Kimseye yaranmak için görüş beyan etmedi. Şer’î sınırlarını net bir şekilde çizdi ve ne aşırıcılara yaranmak için sert oldu ne de ılımancılara yaranmak için yumuşak oldu. İdeolojisi, sömürgeci kâfirlere karşı sert olmayı emretti, sert oldu; aldatılmış, kandırılmış Müslüman kardeşlerine karşı yumuşak olmasını, nasihat etmesini emretti, o da öyle oldu ve gece-gündüz demeksizin bunun için durmadan çalıştı.

Hizb-ut Tahrir ümmeti ıslah ve inşa etmeye çalışan ideolojik bir partidir. O, içinde yaşadığı dünyaya mecbur olmadıklarını insanlara anlatıyor. İçine aldığı gençleri kötülüklerden uzaklaştırıyor. Oysa bugünkü mevcut siyasi partiler içlerine aldıkları gençleri/kimseleri kötülüklerden uzaklaştırmak şöyle dursun buna teşvik ediyorlar. Zira böylesi parti ve yöneticilerinin hepsine egemen olan şey, menfaattir ve amellerde menfaati ölçü kabul etmek insanlara bütün kötülükleri yaptırabilir. Daha bugün gördüğüm bir haberde; 92 yaşındaki bir kadını taciz edip öldüren bir gencin elinde bir partinin amblemi “dövme” olarak vardı. Denebilir ki; “bu, münferit bir olaydır.” Vallahi değildir, billahi değildir! Böyle olmadığını da cümle âlem bilmektedir. Ki kötü işleri yapan ve organize edenlere bakın, muhakkak mevcut demokratik partilerden birini desteklediğini ya da üye olduğunu hatta partilerin bizzat kendilerinin bu işlerin arkasında olduğunu göreceksiniz. Ama bir dünya oyunla halkı aldatmakta; kötüyü iyi, iyiyi kötü göstermektedirler. Bunu da kendileri gibi bozuk olan sistemin sağladığı korkunç maddi imkanlarla yapmaktadırlar. Tabi bu maddi imkanlar dahi zulmettikleri halktan fatura edilen imkanlardır. Rabbimiz ümmetimizi şer kaynağı olan bu bozuk yapı, kitle ve partilerden kurtarsın…

Zira bu ümmet, madden ve manen çökmüş böyle bir yaşamı asla hak etmiyor! Hizb-ut Tahrir, Hilâfet’in ilgasının Hicrî yüzüncü yılında bütün Müslümanlara sesleniyor: “Ey Müslümanlar! Kaldırılışının yüzüncü yılında Hilâfet’i Kurun! Hilâfet’i kurmak için çalışan Hizb-ut Tahrir ile beraber sizler de çalışın!”

[اَلَيْسَ الصُّبْحُ بِقَر۪يبٍ] “Sabah yakın değil mi!” [Hud Suresi 81]

___

#YenidenHilafet

#HerMüslümanHilafetİster

Yazarın Tüm Makaleleri İçin Tıklayınız