loader

Hilâfet Şer’î Hükümlerdendir; Tarihsel ve/ya Sembolik Bir Kurum Değildir! - I

-Hilâfet ne bir araçtır, ne bir hayaldir, ne bir muhaldir, ne de bir tarihsel ve sembolik ruhani taşeron kurumdur; Hilâfet, şer’î hükümlerdendir!-

Son günlerde “Hilâfet Tartışmaları” adı altında yapılan konuşmalarda ve yazılarda; kimi Allah’ı unuttukları için kendini bilmez hâle gelenler, yani Allah’ın zikrini/risaletini düşüncelerinin kaynağı hâline getirmemelerinden dolayı kendi kimliklerini unutanlar[i]; yabancı kaynaklardan beslenerek kalpleri ve beyinlerini bulandırıp İslâm düşmanları olan oryantalistlerin söylemelerini ağızlarından ve kalemlerinden kusanlar, farkında olarak yada olmayarak onların şakirtliğini ve borazanlığını yapanlar; İslâm’da yönetim sistemi olan Hilâfet hakkında ileri-geri konuşup yazıyorlar. Diyorlar ki:

-“...Hilâfet bir araçtır… Bunların Allah’ın kulluğuna bir vasıta olduğunu unutmamak lazım. Son olarak demokrasi dediğimiz şey dünyada bir tip veya bir şekilde yok. Demokrasinin yine birçok şekli var. Bunların içerisinde ilk zamanda tanıdığımız meşhur örnek olan Hilâfet’in bütün anlamlarını gerçekleştiren bir Müslüman demokrasisi pekâlâ olabilir…”[ii]

-“...Bugün ümmet parçalanmış, birçok ulus devlete bölünmüştür. Bir devlette birini halife yapmaya (orada Hilâfet’i kurmaya) muvaffak olundu diyelim (ki, klasik manada halifelik kast ediliyorsa bu imkânsız gibidir) diğer ulus devletlerde yaşayan halkın beyatı nasıl sağlanacak? Buna itiraz edecek guruplar ve devletler olacağına göre İslâm ülkeleri arasında bir savaş mı başlayacak? Durum kesin ve açık olarak böyle iken Müslümanların yapması gereken şurada burada halifeliği yeniden kurma hayalinin peşinde düşmek midir yoksa İslâm ülkeleri arasında, halifeliğin mana ve maksadına bir adım teşkil edebilecek olan ‘tanışma, görüşme, dayanışma, birlikte olarak problemleri çözme… ve bunlar için olabilecek en uygun örgütlenme yollarını arayıp bulmak’ mıdır? Bence yapılması gereken bu ikincisidir.”[iii]

-“...İslâm’ın ana kaynakları olan Kur’an ve Sünnet’te Müslümanlardan meydana gelen toplumun yönetim şekli konusunda belirlenmiş bir biçim olmamasına rağmen, ilk dönem İslâm toplumunun geleneklerinden ilham alarak ortaya koymuş oldukları bu yönetim biçimi, kimilerince ‘nevi şahsına mahsus’, ‘eşsiz, benzersiz’ gibi sıfatlarla nitelense de esasen İslâm öncesi cahiliye toplumunun kalıtımının bir ürünüdür.”[iv]

-“...Hilâfet, mazinin bir rüyası olup zamanımızda hikmet-i vucudu yoktur.”[v]

-“...Hilâfet Emevi sultanlarının icat ettiği tarihî bir kurumdur, dinî bir kurum değildir.”

Böylesi cahiliye tortuları türünden söylemler, ya bu konunun cahili olmanın ürünüdür ya da İslâm’a ve kurumlarına karşı duyulan kin ve düşmanlıktan ötürü onu karalamaya yönelik kâfirliğin veya hainliğin ürünüdür. Ne yazık ki; aslında kafirliğin ve hainliğin ürünü olduğu hâlde cahil ve gafil Müslümanlar da bu tür fikirleri “ilim” sanıp etrafa yayma aymazlığına düşebilmektedirler! Bunlara şöyle cevap vermek mümkündür:

Hilâfet “Araç” Değildir!

Hilâfet’e “araç” vasfını vermek onun vakıasına terstir. Zira araçlar değişebilir. Nitekim o sözün sahibi de bunu kastetmektedir. Demokrasi ile de Allah’a kulluk yapılabileceğine, Allah razı edilebileceğine göre “Müslüman demokrasisi pekala olabilir” diyerek buna vurgu yapmaktadır.

Hilâfet öylesi bir araç asla değildir. Hilâfet, yönetim ile ilgili şer’î hükümler bütünlüğüdür. İnsanların arzularına ya da zamana göre öylesine değişkenlik arz etmez. Çünkü esas olan, insanların heva-heveslerine/arzularına ve içinde bulundukları vakıalara/koşullara tâbi olmak değildir. Esas olan insanların heva ve heveslerini ve içinde bulundukları koşulları Allah’ın hitabına yani şer’î hükümlere tâbi olarak değiştirmektir.[vi]

Hilâfet’i, Demokrasi ve Cumhuriyetle Özdeşleştirmek Hak ile Batılı Karıştırmak Demektir!

Hilâfet’i, demokrasi ve cumhuriyet ile özdeşleştirmek, ihanet değilse ne büyük cehalettir,  ne büyük gaflettir! “Demokrasi Hilâfet’in tüm anlamlarını” nasıl gerçekleştirebilir! Bu sözün sahibi ya demokrasiyi bilmiyor ya Hilâfet’i bilmiyor ya da her ikisini bilmediği hâlde cahili olduğu bir konuda ahkâm kesiyor!

Hâlbuki Hilâfet, Allah’ın indirdikleri ile yönetimin gerçekleştiği yönetim nizamının ismidir. Bu yönetim nizamının temel unsurları şunlardır:

  • Egemenlik Allah’ın Şeriatına aittir. Kanunların ve yetkilerin kaynağı Şeriattır. Bu, hükmün/hüküm koyma yetkisinin sadece Allah’a ait olduğunu belirten ayetlerin bütünlüğünden alınmıştır.[vii]
  • Sulta/yönetme sorumluluğu ve yetkisi ümmete aittir. Ümmet bu sorumluluğunu Şeriatın belirlediği biat hükümleri gereğince kendisi için bir halife nasp ederek ve o halifeye muhasebe bilinci ile itaat ederek yerine getirir. Bu da Allah’ın indirdiği ile yönetim emrinin bütün Müslümanlara yönelik olarak gelmiş olmasından alınmıştır.
  • Bütün Müslümanlar için bir tek halife nasb etmek farzdır. Bu da ümmetin birliğini emreden ayetler ve halifenin birliğini emreden hadislerden alınmıştır.
  • Şer’î hükümlerden kanun yapma yetkisi halifeye aittir. Bu da sahabelerin icmaından alınmıştır…

Bunların hangisi demokraside mevcut ki?! Her ne kadar uygulanırlığı olmayan, ütopik bir söylem olsa da demokraside;

  • Egemenlik halka aittir. Kanunların kaynağı halkın arzularıdır.
  • Sulta da halkın temsilcilerinin elindedir.
  • Kanun yapma yetkisi temsilciler meclisinindir.
  • Bütün Müslümanların tek bir devlette yani bir tek halifenin yönetiminde birleşmeleri zorunluluğu “halkların egemenlik hakları” anlayışından dolayı demokrasiyle bağdaşmaz.

“İslâm Demokrasisi”, “İslâm Cumhuriyeti” ya da “Müslüman Demokrasisi” Anlayışı Bidattir!

Müslüman, Allah’a şirk koşarak iman eden değildir. Yüzünü sadece Allah’a yöneltip çözümü sadece Allah’tan gelen hidayet rehberi olan İslâm’da arayandır. Müslüman; İslâm’dan başka hiçbir şeyden razı olmaz. İslâm’dan başka hiçbir şeye çözüm için yönelmez. İslâm ile başka bir hayat anlayışını bağdaştırma gayretine düşmez! Çünkü İslâm kâmildir, kâfidir ve şifadır, tek çözümdür. İslâm’ın bir başka sistem ile senteze ihtiyacı yoktur. Allah, İslâm’ı gönderdikten sonra hayatın hiçbir alanında kulunu dalalette bırakmamıştır. Her sorunun çözümü İslâm’da mevcuttur…

Şu halde hayatın en az üçte ikilik kesimini doğrudan ilgilendiren yönetim alanını ihmal etmiş de mi başka sistemler ile o alanı doldurma ihtiyacı duyalım? Mütekâmil bir dinin mensubu bir Müslümana göre “Müslüman demokrasisi”, “demokratik Hilâfet” gibi ucube bir anlayış asla kabul görmez! Böylesi sonradan türemiş anlayışlar “bidattir”. Her bidat dalalettir; ret olunur![viii]

Ümmetin Parçalanmasının Sebebi Küfür Fikirleri ve Sistemleridir!

Bugün ümmetin parçalanmasının sebebi, Allah ve Rasulü’ne kulak vermemeleridir yani Allah’ın ipine sarılmamalarıdır yani Kitap ve Sünnet’i düşünce ve amellerinin kaynağı yapmamalarıdır. Allah ve Rasulü’nün nasihatlerinden, emir ve nehiylerinden çok, çağdaş hannasların/ins ve cin şeytanların vesveselerine kulak vermeleridir. Hürriyetler, demokrasi, cumhuriyet, vatancılık, milliyetçilik, ulusalcılık, maslahatcılık vesveselerine ilgi duymuş olmalarıdır. İşte ümmeti bu parçalanmışlık ve geri kalmışlık hastalığına düçar eden bu virüslerdir. Onun için asıl olan bu hastalığa teslim olmak değil, ondan kurtulmak için sebebi olan o virüsleri bünyeden yani akıllardan, gönüllerden ve yaşamdan atarak İslâmi fikirler ile arınmaktır. “Ümmet artık asla tedavi olmaz” demek, mü’minler için şifa olarak gelmiş olan İslâm’dan ümit kesmek demektir, İslâm’a mümin olamamak/güven duyamamak demektir.

Ümmetin bünyesinde kanserolojik urlar gibi türeyen “ulus devletler” ümmetin asli unsurları değildir. Bunlar ümmetin hayatını karartan, zulümâta dönüştüren, sıkıntılı bir yaşama[ix] mahkûm kılan, tayyip/temiz-güzel-huzurlu bir hayattan[x] mahrum bırakan, türedi ucube pislik unsurlardır. Bunların varlık sebepleri yukarıda zikredilen kanserolojik virüslerdir. Onun için o “ulus devletler” denilen pis unsurları ümmetin bünyesinden ve hayatından virüsleri ile birlikte söküp atmak asıl olandır. Ümmetin bu pis virüsler ve urlardan arınmasının yolu; laikliği, demokrasiyi, hürriyetler fikrini, cumhuriyeti, liberalizmi, milliyetçiliği/ulusalcılığı, maslahatcılığı terk etmek ve onların yerine İslâm’ın şifa veren ve arındıran, hayatı aydınlıklı ve tayyib kılan tevhid, ümmet, vahdet, Allah’ın indirdikleri ile yönetim, Râşidî Hilâfet fikirleri ile donanmaktır. Konuşanlar bunu konuşsa, davet edenler buna davet etse, yazanlar bunu yazsa ve bunu yaparken kınayıcının kınamasına, zâlimin zulmüne aldırmadan sadece Allah’a iman ve tevekkül etseler idi, Râşidî Hilâfet’in ümmeti İslâmi hayat ile tekrar ihya edip bir çatı altında birleştirerek tekrar yeryüzünün en seçkin, şâhid ümmeti, risâlet ve cihad ümmeti haline getirebileceğinden hiç tereddüt edilmezdi. Çünkü bu Allah’ın vaadidir, Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in müjdesidir.

Müslümanlar yukarıda söylendiği gibi çalışırken Allah’ın dilediği gün Allah’ın nusreti ile bir Müslüman ülkesinde (mesela Türkiye’de) hilâfet tekrar kurulduğu zaman diğer İslâm beldelerindeki Müslümanlar Hilâfet yönetimi altına girmek için yönetimlerini zorlamaya yönlendirilirler. Başlarındaki o kendilerine ait olmayan, sömürgeci kâfirlerin piyonları olan kanserelojik urlar türünden olan “devlet” ismindeki yönetimleri defetmeye yönlendirilirler. Bu Allah’ın yardımı ile zor olan birşey değildir. Buna engel olmak isteyen, Hilâfet’in yönetimi altına girmek istemeyen Müslümanların ülkelerindeki “devlet” ya da “gruplar” bâgi konumundadırlar. Zira onların varlıkları zaten gayri meşrudur. Yönetimi gasp etmiş gâsıb durumundadırlar. Müslümanların ülkesinde İslâm topraklarında Allah’ın indirdikleri ile yönetime karşı gelen bâgi/isyancı, bölücü, fitneci konumundadırlar. Onlar batıl davaları uğruna, efendileri sömürgeci kâfirlerin istekleri doğrultusunda zaten ümmeti birbirine kırdırıp durmaktadırlar. Sanki Müslümanlar şimdi huzur içinde yaşıyorlar da Hilâfet gelince huzurlarını bozacak, Müslümanlar arasında savaş çıkaracakmış vehmine kapılanların vay hâline! Vay hâline onlara ki şu iğrenç cahiliyye vakıasından hoşnut kalabiliyorlar da Hilâfet’in gelmesi ihtimalinden bile rahatsız olabiliyorlar! Selim akıl ve selim gönül sahipleri asla böyle düşünemezler! Onları böylesine şaşkın hâle getiren o kanserolojik virüsler ve onların etkisidir!

Ayrıca ne çabuk unutuldu; İslâm, ayrı dil, ayrı ırk, ayrı kavim ve hatta ayrı din mensuplarını bir çatı altında asırlardır bir arada, huzur içinde tutmadı mı? Irkçılık, kavmiyetçilik, menfaatçilik gibi cahiliye anlayışlarından dolayı birbirlerine düşman olmuş ve birbirlerini boğazlayan toplulukları birleştiren Allah’ın nimeti İslâm değil mi? Allahu Teâlâ buna dikkat çekerek bize dosdoğru yolu şöyle göstermektedir:

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ اتَّقُواْ اللّهَ حَقَّ تُقَاتِهِ وَلاَ تَمُوتُنَّ إِلاَّ وَأَنتُم مُّسْلِمُونَ وَاعْتَصِمُواْ بِحَبْلِ اللّهِ جَمِيعًا وَلاَ تَفَرَّقُواْ وَاذْكُرُواْ نِعْمَةَ اللّهِ عَلَيْكُمْ إِذْ كُنتُمْ أَعْدَاء فَأَلَّفَ بَيْنَ قُلُوبِكُمْ فَأَصْبَحْتُم بِنِعْمَتِهِ إِخْوَانًا وَكُنتُمْ عَلَىَ شَفَا حُفْرَةٍ مِّنَ النَّارِ فَأَنقَذَكُم مِّنْهَا كَذَلِكَ يُبَيِّنُ اللّهُ لَكُمْ آيَاتِهِ لَعَلَّكُمْ تَهْتَدُونَ

“Ey iman edenler! Allah’a karşı gereği gibi takvalı olun ve ancak Müslümanlar olarak can verin. Hep birlikte Allah’ın ipine (İslâm’a) sımsıkı tutunun, parçalanmayın. Allah’ın size olan nimetini hatırlayın. Hani siz birbirinize düşman kişiler idiniz de O, gönüllerinizi birleştirmişti ve O’nun nimeti (İslâmi hayat) sayesinde kardeş kimseler olmuştunuz. Yine siz bir ateş çukurunun tam kenarında iken oradan da sizi O kurtarmıştı. İşte Allah size âyetlerini böyle açıklar ki doğru yolu bulasınız.”[xi]

İkinci Râşidî Hilâfet, Allah’ın nimeti olan İslâmî hayatı tekrar başlatmak için kurulacaktır. Ayeti kerimede belirtildiği gibi kardeş olmanın, birlik olmanın tek yolu Allah’ın nimeti olan İslâmî hayattır. Bu hayattan ancak inatçı kâfirler razı olmazlar, Müslümanlar değil! İnatçı kâfirlerin dirençleri de kırılıp fitneleri ortadan kaldırılır. Bu da Allah’ın emridir.[xii]

-Devam edecek…-

___

#HilafetHayalDeğildir


[i] Haşr 19

2 Prof. Dr. Hayrettin Karaman, Vakit, 27 Mayıs 2007

3 Prof. Dr. Hayrettin Karaman, Yeni Şafak, 25 Eylül 2007

4 Yard. Doç. Dr. Ali Duman, 14/03/2006, yerleskem.inonu.edu.tr

5 M. Kamal

6 A’raf 2-3, Maide 48-49

7 Maide 50, En’am 57, Yusuf 40

[viii] Buhari, Muslim (Bidat ile ilgili hadislere bakılsın)

9 Ta-Ha 124

10 Nahl 96

[xi] Âl-i İmran 102-103

[xii] Bakara 190-194

 

YAZARIN DİĞER MAKALELERİ

Yazarın Tüm Makaleleri İçin Tıklayınız