loader

Hayatı Değiştirmenin Yolu Sünnet’tir!

Hayatı Değiştirmenin Yolu Sünnet’tir!

Bugün sıra bizde ve biz en değerli şeyleri korumak için İmam Maliklere, Abdullah Bin Amrlara, İmam Müslimlere ihtiyaç duyuyoruz. “Hayatın her alanına İslâm hâkim olsun” diyen, dininden asla şüphe etmeyen, kendilerini ve âlemi değiştirmek için harekete geç

Allah Rasulü SallAllahu Aleyhi ve Sellem Veda Hutbesi’nde şöyle buyurmuştur:

تركتُ فِيكُمْ أمرينِ لَنْ تَضِلُّوا ما تَمَسّكتُمْ بِهِمَا: كِتَابَ اللّهِ تَعالَى، وَسُنّةَ رَسُولِهِ 

“Size iki şey bırakıyorum. Bunlara tutunursanız asla dalalete düşmezsiniz. Allah’ın Kitabı ve Sünnetim. Bu ikisi kıyamete kadar ayrılmadan beraber gelecektir.”[1]

Müslümanlar bu kaynaklara bağlı kaldıkları, hayat nizamı olarak tatbik ettikleri sürece asla mağlup olmadılar ve izzetli yaşadılar. İmam Malik’in söylediği gibi “Bu ümmetin başı ne ile düzelmişse, sonu da ancak onunla düzelir. O gün dinde olmayan hiçbir şey bugün de dinde olamaz.”[2]

Bu ümmetin saadet asrı, değişimi vahyin iki kaynağı olan Kur’an ve Sünnet ile dün yaşandığı gibi bugün ve yarın da yine ancak Kur’an ve Sünnet ile yaşanacaktır. Ancak maalesef bizlere hayat veren, değişimin mihenk taşı bu iki emanete bugün ümmet olarak sahip çıkamadık ve anlayamadık. Özellikle Sünnet konusunda son asırda ciddi bozulmalara şahit olduk. Belki her yıl defalarca “Allah Rasulü’nü doğru anlama” konusunu işledik ancak çoğu kez anlaşılmasının önüne engeller koyduk. Kutlu doğum haftalarında anılan, anneler-babalar günü gibi yılda bir gün hatırlanan, herkese mavi boncuk dağıtan, şeklen ve ruhen örnek gösterilen, aşırı övgüler ile ulaşılamayan ya da postacı konumuna indirgenen bir peygamber anlayışı ortaya çıktı. İfrat ve tefrit arasında sürekli gidip gelindi… Peki, bize hayat veren, bizim hayatımızı değiştirecek sünnet nasıl anlaşılmalı?   

Bizler, Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in sadece zatından değil, zatı ile birlikte getirdiği ve yaşadığı vahiyden razıyız… Çünkü Müslüman olabilmenin, hayatı İslâm ile şekillendirebilmenin yolu, Allahu Teâlâ’ya imandan sonra Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’e her yönü ile iman etmek ve Sünnete göre hayatın her alanını şekillendirmektir.

Bizler, Allah Rasulü’ne ilk inen ayetin اقْرَأْ  “Oku”, ilk emredilen ibadetin namaz, ilk iman eden kişinin eşi Hatice RadiyAllahu Anha, ilk şehit olan Müslüman’ın Sümeyye RadiyAllahu Anha, ilk hicret yurdunun Habeşistan, ilk savaşın Bedir olduğunu anlattığımız gibi İslâm’ın ilk şartının, Allah Rasulü’nün, tüm nebi ve rasullerin ortak davetinin tevhid olduğunu da anlatmalıyız. Allah’ın Rasulü insanlığın dünya ve ahiret saadetine vesile olacak değişimi bu esas üzere başlatmıştır. Bunu tebliğ etmek ve bu yolda mücadele etmek hayatları değiştiren sünnettir. Bunu anladığımızda, bugün hayatımızda neden tevhidin hâkim olmadığını, bunun için neler yaptığımızı sorgulamış ve anlamış olacağız. Gerçekten biz bu “La İlahe İllAllah Muhammedur Rasulullah” için mi yaşıyoruz? Bununla değişmek ve değiştirmek istiyor muyuz?

Allah Rasulü, bize temizliğin önemini öğretti. Temizlik ile imanın bağını kurdu, yemekten önce ve sonra elleri yıkamayı, misvakın tıbbi faydalarını yüzyıllar önce anlattı. Aynı Rasul yeryüzündeki küfrün, şirkin, zulmün yok edilmesi gerekliliğini de öğretti. Değişim sünnetinin şirk, zulüm ve küfrün olduğu bir hayatta mümkün olmadığını bizlere gösterdi. Sahi biz zihnimizi, amellerimizi tertemiz hale getirebildik mi? Kur’an ve Sünnet’in hayat kaynağından kana kana içebildik mi?

Allah Rasulü bize Allah için sevmeyi öğretti. Birbirimizi sevmedikçe iman edemeyeceğimizi, tebessümün dahi sadaka olduğunu, küçüklere sevgi, büyüklere saygının ölçümüz olduğunu gösterdi. Allah Rasulü, sadece bizlere sevmeyi değil, İslâm düşmanlarına karşı sert olmayı, İslâm’a ve Müslümanlara karşı olanlarla dost olmamayı, anlaşmamayı, birlikte olmamayı, onlara karşı uyanık olmayı da öğretmişti. Onlarla dost olanların hayatlarını asla değiştiremeyeceğini öğretti. Peki, biz bugün bu sünneti ihya edebiliyor muyuz? Kâfirlere ve onların icat ettiği fikir, düşünce ve siyasete karşı halimiz ne kadar Allah Rasulü’ne benziyor? ABD, Avrupa, Rusya ile olan ilişkilerimiz ne kadar sünnete uygun? Bizler sünnete uygun yaşamış olsaydık kâfirlerin fikir ve nizamları bizim topraklarımızda tatbik edilebilir miydi?

Allah Rasulü, çocuklara nasıl davranmamız gerektiğini öğretmişti. Çocukları her daim sevmiş, kız çocuğu ile erkek çocuğunu ayırmamayı, yetimin başını okşayıp hakkını yememeyi, çocukla çocuk olmayı Hasan ve Hüseyin RadiyAllahu Anhum örneklerinde öğretmiş, bir gün mescitte bir çocuk ağladığı için namazı dahi kısaltmıştı. Aynı Rasul, çocuklarımıza ilk öğreteceğimiz kelimenin, esasın “La ilahe illallah Muhammedur Rasululah” olması gerektiğini, 7 yaşında namaz kıldırmayı, 10 yaşında namaz kılmazlarsa uyararak nasıl terbiye edileceklerini de öğretmişti. Peki, biz milyonlarca çocuğumuza, gençlerimize tevhidi öğretebildik mi? Kaç çocuğumuz namazı ikame ediyor? Bu nesiller neden Allah Rasulü’nün sünnetine uygun terbiye edilemiyor? Hayat kaynağı sünnete bağlı kalsaydık nesillerimiz bu şekilde ifsat olur muydu?

Allah Rasulü, bizlere iyi bir eş nasıl olur, evde sorumluluklarımız nelerdir, eşlerimize nasıl davranmalıyız gibi konularda da en güzel örnek olmuştu. Onun gelişi ile yuvalar huzur bulmuş, evlilikler ahirete taşınmıştı. Bunları konuştuğumuz kadar Allah Rasulü’nün kadınların bir namus olduğu ve onların korunması gerekliliği konusundaki örnekliğini konuşamadık. İyi aile reisi olan Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in, İslâm Devleti’nin kurucusu ve başkanı olduğunu anlatamadık! Kendinden istenildiğinde kimseyi boş çevirmeyen, Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in bir mümin kadının feryadına ordular ile icabet ettiğini anlatamadık! Bugün Ümmetin namusu saldırıda iken değişim sünnetinin sadece nafile ibadet ile değil, tevhidî mücadele ile de olduğunu da anlayamadık! “Bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın” diyenlerin sünnetten, şefaatten payları olmadığını anlatamadık!

Taif’te, kendisine zulmedenlere dua eden Rasul SallAllahu Aleyhi ve Sellem, Hendek’te, savaş meşakkatinden dolayı namazını kazaya bırakmak zorunda kalınca bu ıstırabından dolayı kâfirlere Ya Rabbi onların evlerini ateşle doldur, onların evlerini başlarına yık” diye beddua etmeyi de öğretti. Bugün Ümmeti namazdan uzaklaştıranlara -eğer hayatta olsaydı- Rasul’ün düşman olacağı anlatılmadı.

Bizler, İslâm’ın ilk düğümünün Hilâfet, son düğümünün ise namaz olduğu ve bu düğümleri çözmeye çalışanlara karşı Rasulullah’ın, -sonu ölüm dahi olsa- İsa Aleyhi’s-Selam’ın havarilerini örnek verdiği; “Allah’a isyan içinde yaşamaktansa itaat içinde ölmek daha hayırlıdır bilinci üzere yaşamanın, değişim için olmazsa olmaz sünnet olduğunu unuttuk!

Savaşta esirlere merhametin sünnet olduğunu anlattığımız gibi fitneyi ortadan kaldırmak, dini yalnız Allah’a ait kılmak için cihat etmenin İslâm ordularına farz olduğunu, zalimin zulmünün ve adilin adlinin cihadı asla iptal etmeyeceğini, İslâm ordularının ilk komutanının Bedir’de Allah Rasulü olduğunu anlatamadık.

Kur’an’ın, Allah Rasulü’nün sadece ahlakını değil, hayatını da şekillendirdiğini, ümmetin de ancak Kur’an ve Sünnet ile değiştiğini anlatamadık. Kur’an’ı dinlemek, öğrenmek için gösterilen gayreti, onu anlamak ve yaşamak için gösteremedik. Kur’an’ın; yaratılış, tarih, astronomi ya da tıp gibi konularda mucize olarak anıldığı kadar, faiz, içki, kumar, domuz eti haramdır; namazı kılın, zekâtı verin, başınızı örtün, haksız yere cana kıymayın, ırkçılık yapmayın… gibi hükümleri de barındırdığını sünnete uygun olan itaatle gösteremedik. Öyle ki bugün, Kur’an’ı güzel okuyanlar ödüllendirilirken, Allah Rasulü’nün yaşadığı gibi anlayanlar ve anlatmaya çalışanlar cezalandırıldı.

Dün, Ebu Hureyreler, İmam Zuhriler, İmam Buhariler vardı ve onlar Kur’an ve Sünnet’e sahip çıkıyorlardı. Rasulullah’ı sevmenin, onun sünneti ile değişmenin en güzel örneğini verdiler. Onlar iman ettiler ve hayatlarını değiştirdiler. Onlar Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in görevlendirmesiyle İslâm davasına sahip çıktılar, bu yolda mücadele ettiler ve bu yolda şehit edildiler. Bugün sıra bizde ve biz en değerli şeyleri korumak için İmam Maliklere, Abdullah Bin Amrlara, İmam Müslimlere ihtiyaç duyuyoruz. “Hayatın her alanına İslâm hâkim olsun” diyen, dininden asla şüphe etmeyen, kendilerini ve âlemi değiştirmek için harekete geçen dava adamlarına ihtiyaç duyuyoruz.

Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in bize en büyük emaneti ve yeryüzünün değişimi şüphesiz ki, 23 yıllık hareket metodu ile kurduğu İslâm Devleti’dir. O Devlet ile Din hayata hâkim kılınmış ve tatbik edilmiş, davet ve cihad yolu ile âleme Risalet olarak taşınmıştır. Onun ümmeti, O’nun Sünneti ile yeniden ayağa kalmalı ve O’nun uğrunda mücadele ettiği dava için mücadele etmelidir. Değişim sünneti ancak Kur’an ve Sünnet’in hayatımıza hakim olması ile mümkündür…

 

 

[1] Hakim

[2] Kadı İyad Eş Şifa

Yazarın Tüm Makaleleri İçin Tıklayınız