loader

Hâkimiyet Kayıtsız Şartsız İslâm’ındır!

Cümle İslâm âleminin yeni Hicri yılını tebrik eder, ikinci Râşidî Hilâfet Devleti’nin kurulmasına vesile olmasını Allah’tan niyaz ederek makaleme başlamak istiyorum.

___

Kişinin Allah hakkındaki tasavvurunu insan, hayat, kâinat ve bunların öncesi ve sonrası hakkındaki tasavvuru belirler. Kişinin insan, hayat, kâinat ve bunların öncesi ve sonrası hakkındaki tasavvurunda meydana gelen en ufak bir sapma tevhidi zedeleyip İslâm algısını bozacağında kuşku yoktur. Ayet-i kerimede Allah tasavvurunda sapma meydana gelenler hakkında şöyle buyurmaktadır:

وَمَا قَدَرُوا اللّٰهَ حَقَّ قَدْرِه۪ۗ سُبْحَانَهُ وَتَعَالٰى عَمَّا يُشْرِكُونَ

“Onlar Allah'ı gereği gibi takdir edemediler… O, onların ortak koştuklarından münezzeh ve yücedir.” [Zumer 67]

Gerçek şu ki; insan, hayat ve kâinata anlam verip değerlendiren İslâm’dır. Diğer bir ifadeyle insan, hayat, kâinat ve bunların öncesi ve sonrası hakkında akla, vakıaya ve fıtrata en uygun tasavvuru ortaya koyan düşünce İslâm’dır. Zira insan hayat ve kâinatı yaratan güç ile İslâm’ı vahiy eden güç aynıdır. O güç de âlemlerin Rabbi Allah Celle Celalehu’dur.

اِنَّ الدّ۪ينَ عِنْدَ اللّٰهِ الْاِسْلَامُ۠

“Allah katında gerçek din İslâm’dır.”[Âl-i İmran 19]

Bu bağlamda İslâm; insan, hayat ve kâinatın üzerindedir. Çünkü İslâm; bakış açısı, dünya görüşü, ölçü, değer ve nizamdır. Zira Allah Celle Celalehu dışında hiçbir şeyin varlığı kendinden olmadığı gibi değeri de kendinden değildir. Allah neye, hangi değeri vermiş ise onun değeri odur. Neyi, hangi oranda değersiz kılmış ise o şey o oranda değersizdir. Bu konuda tek değer biçen merci yegâne yaratıcı Allah Celle Celalehu’dır:

وَاللّٰهُ يَعْلَمُ وَاَنْتُمْ لَا تَعْلَمُونَ۟

“…Allah bilir siz bilmezsiniz.”[Bakara 216]

İslâm, yüce Yaratıcının bizzat takdir ederek ortaya koyduğu bir değerler manzumesidir. Bu yüzden İslâm kendisine değer biçilmesinin fevkindedir. İslâm’a değer biçmek kimsenin haddine değildir. İslâm’a değer biçilemez! İslâm ancak değer biçer!

وَجَعَلَ كَلِمَةَ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا السُّفْلٰىۜ وَكَلِمَةُ اللّٰهِ هِيَ الْعُلْيَاۜ وَاللّٰهُ عَز۪يزٌ حَك۪يمٌ

“Böylece, Allah inkâr edenlerin sözlerini alçaltmış ve Allah kelimelerini de yüceltmiştir. Allah en güçlü olan ve her şeye hükmünü geçirendir.”[Tevbe 40]

Tıpkı bunun gibi İslâm’a müsaade etmek kimsenin haddine düşmemiştir. Zira müsaade eden, âmir konumundadır. Müsaade, bir yasaklamanın ardından gelir. Kimse İslâm’a yasak koyamaz ki ardından O’na müsaade etsin. Aksine yasaklayan da müsaade eden de İslâm’dır. Nitekim İslâm izin istemez, izin verir. Kimse İslâm’a izin verme mevkiinde değildir.

Egemenlik kayıtsız şartsız İslâm’ındır. Kimse İslâm’a egemenlik kuramaz. Çünkü İslâm serapa egemendir. Kimse İslâm’a egemen olmaya güç yettiremez. Ancak İslâm’a teslim olunur. İslâm’a egemen olmaya yeltenen tağuttur. Egemenlik kurmak İslâm’ın karakterinde vardır. Egemen olmak İslâm’ın kaderidir. Ona teslim olan güven ve huzura erer. Ona teslim olmayan hüsrana uğrar.

اِنِ الْحُكْمُ اِلَّا لِلّٰهِۜ

 “Hüküm ancak Allah'ındır.”[Yusuf 40]

اِنَّ اللّٰهَ لَهُ مُلْكُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۜ

“Muhakkak ki göklerin ve yerin hükümranlığı yalnız Allah'ındır.”[Tevbe 116]

İslâm’ı inşa eden bizzat Allah’tır. İslâm inşa edilmez ancak inşa eder. İnsanı, hayatı ve kâinatı inşa eden İslâm’dır. Aynı şekilde bireyi, aileyi ve toplumu inşa eden İslâm’dır. Birey, aile, kurum, toplum ve devlet İslâm’a format atamaz! Birey, aile, toplum ve devleti formatlayan İslâm’dır.

İslâm tevhittir. Hiçbir güç İslâm’a ortak olamaz. Ortaklık, eksiklik ve yetersizlik göstergesidir. İslâm, her türlü eksiklikten münezzeh olan Allah Azimu’ş-Şan’dandır. İslâm kâmil, şamil, yetkin ve tamamdır. Beşer iradesinin müdahalesine kapalıdır. Beşer iradesi ancak O’na ram olmak durumundadır. Beşer aklı ancak O’nu tahsil etme konumundadır. O’nu anlama, kavrama ve gereğini yapma durumundadır. O’na müdahale etmeye kalkışan aklın sahibi iblistir, nemruttur, firavundur.

İslâm, Allah’ın koruması altında olan Kitap ve Sünnet kalesinde muhkemdir. Kimse İslâm’a hükmedemez. İslâm’a hükmedilmez. Ancak İslâm ile hükmedilir. İslâm ile hükmetme hakkı Müslümanlarındır. Müslümanlar bu hakkını yine İslâm’ın gösterdiği şekilde yönetmek şartıyla bir raşid halifeye biat ederek icra ederler. Raşid halife de biate bağlı kaldığı sürece Müslümanlar adına İslâm ile yönetir. Müslüman olmayanların yönetmesi veya yönetime katılması mümkün değildir. Onlar ancak boyun eğerler. Nitekim Allah Celle Celalehuوَلَنْ يَجْعَلَ اللّٰهُ لِلْكَافِر۪ينَ عَلَى الْمُؤْمِن۪ينَ سَب۪يلاً۟ “Allah inkârcılara, inananlar üzerine egemen olma fırsatı vermeyecektir.”[Nisa 141]  diye buyurmuştur.

Allah rızası İslâm olarak vahyolunmuştur. Allah İslâm’dan razıdır. Bu yüzden en büyük amaç olan Allah’ın rızasını elde etmek, ancak İslâm ile gerçekleşir, başka değil! İslâm, hem din hem yöntemdir. İslâm, hem fikir hem metottur. Hem din hem devlettir. Hem dünya ve hem de ahirettir. İslâm ile yönetmek bütün hayırların doruk noktasıdır. İslâm dışı bir nizamla yönetmek bütün kötülüklerin zirve noktasıdır.

Evet, dün itibarıyla yeni Hicrî yıla girmiş olduğumuz şu günlerde kitabıyla sünnetiyle İslâm ilk günkü gibi dip diri olarak karşımızda durmaktadır. O’nu nübüvvet metodu üzere yeniden hayata hâkim kılmanın zamanı gelmiştir.

Allah tasavvurunda sapma meydana gelmeyenler, safları sıkılaştırmanın zaruretini çoktan idrak etmiş olmalı! Bu davayı sahih bir kitle olarak her türlü şaibeden uzak, arı-duru, şeffaf bir şekilde taşıyan Hizb-ut Tahrir’i çoktan fark etmiş olmalıdır.

Müslüman olan halkın Hizb-ut Tahrir’in İslâm’ı yeniden hayata hâkim kılmaya dair çağırısına iştirak etmesinin, zaten Mus’ab RadiyAllahu Anh’ın Medine’deki çağrısına icabet etme mesaisinde olduğu açıktır.

لِمِثْلِ هٰذَا فَلْيَعْمَلِ الْعَامِلُونَ

“İşte çalışanlar, asıl bunun için çalışmalıdırlar.”[Saffat 61]

وَفِي ذَلِكَ فَلْيَتَنَافَسِ الْمُتَنَافِسُونَ

“…Yarışanlar bunun için yarışsınlar.”[Mutaffifin 26]

Ne mutlu, ikinci cahiliyeye son verip İkinci Râşidî Hilâfet Devleti’nin kurulmasına omuz verenlere!

___

#HilafetHayalDeğil

Yazarın Tüm Makaleleri İçin Tıklayınız