loader

Hafter Daha Yeni, Süleymani Kimdi?

Bu hafta ilki Kuzey Afrika’yı ikincisi Ortadoğu’yu ilgilendiren iki önemli gelişme yaşandı bölgemizde. Ortadoğu’da herkesin tanıdığı Kasım Süleymani’nin Amerika suikastı ile öldürülmesine geleceğim. Ama önce Türkiye kamuoyunun yeni yeni tanımaya başladığı Hafter’e “karşı” alınan Libya tezkeresine bakalım.

Ulusal Mutabakat Hükümeti’nin “daveti” üzerine Libya’ya asker göndermek için Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın TBMM’den istediği tezkere meclisten geçti. Cumhurbaşkanlığı’ndan TBMM’ye gönderilen tezkere metninde, BM’nin Libya Ulusal Mutabakat Hükumeti’ni tanıdığı anlaşma metnindeki şu ifadeler dikkatimi çekti: “BM’ye üye ülkeler, Ulusal Mutabakat Hükumeti dışında Libya’daki diğer paralel kuruluşlar (Hafter-Libya Ulusal Ordusu) ile teması kesmelidirler.”

BM ve Türkiye’ye göre Libya’daki paralel kuruluş Hafter ve ona bağlı Libya Ulusal Ordusu’dur. Amerika Libya’da Hafter ile çalıştığına göre Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bu tezkere sonrasında Amerika’ya ve Trump’a “Ey Trump! Hafter ile ilişkini kes, bitir!” demesi gerekirdi değil mi? Evet! Peki, öyle mi oldu? Hayır! Tezkerenin meclisten geçtiği saatlerde Cumhurbaşkanı Erdoğan ABD Başkanı Trump ile telefon görüşmesi yaptı. Görüşmede, Libya ve Suriye’deki son durum başta olmak üzere bölgesel gelişmelerin ele alındığı açıklandı. Ayrıca Cumhurbaşkanı Erdoğan Trump’a, Irak’ta Amerikan güvenlik birimlerini hedef alan eylemleri endişe ve üzüntüyle takip ettiklerini, ABD Büyükelçiliğine yönelik eylemlerin sona ermesinden duyduğu memnuniyeti ifade etti.

Önemli bir ayrıntı daha; tezkerede Libya’ya Türk askerinin gönderilmesine gerekçe olarak Libya’nın bütünlüğü ve istikrarına yönelik tehditlerin varlığı gösterilmiş. Peki, bu tehditler neymiş: “DEAŞ, EI-Kaide, yasadışı silahlı gruplar…Bu gerekçeler Amerika öncülüğünde kurulan Uluslararası Koalisyon Güçleri’nin Suriye’ye girme bahanesine ne kadar da benziyor değil mi?

Buradan anlıyoruz ki, Libya tezkeresi Amerika’ya rağmen değil Amerika’nın isteği üzerine çıkarılmış bir tezkeredir. Her ne kadar siyasi basiretten yoksun kişiler meseleyi Türkiye kamuoyuna farklı şekilde aksettirse de durum böyledir.

Neden mi? Çünkü Türkiye bunu daha önce Suriye’de de yapmıştı. 2016’da Fırat Kalkanı Harekâtı ile Cerablus’a girmek için Suriye tezkeresini IŞİD ile mücadele ve ABD’nin isteği ile meclisten geçirmişti. Ama kamuoyuna “Amerika’ya rağmen Suriye’ye girdik!” diye yalan söylediler. İhanet, Halep’i rejime teslim ettiklerinde ancak görüldü. Yine 2018’in başında Zeytin Dalı Harekâtı ile Hafter gibi Amerika için çalışan PYD/YPG’ye karşı mücadele için Amerika’ya “rağmen” ve basiretsiz grup komutanları sayesinde İdlib’e girmişti. ABD beslemesi YPG’ye bir şey oldu mu? Hayır! Kuzey Suriye’de tam destekle hâlâ efendilerine (ABD ve Rusya) hizmet ediyorlar. Peki ya İdlib ne durumda? Türkiye İdlib’i çepeçevre gözlem noktaları ile sardı, sonra da Soçi Mutabakatları ile grupları İdlib’in içine gömdü.

Dolayısıyla Türkiye, Suriye’de ABD için nasıl koşturduysa Libya’da da aynı şekilde koşturacak! Bunu ABD’ye rağmen değil ABD’nin isteği ile yapacak maalesef... Amerika Suriye’de olduğu gibi Libya’da da Türkiye’yi sahada etkili bir araç olarak çıkarları için kullanmak istiyor. İran’ı Afganistan, Irak ve Suriye’de kullandığı gibi...

Bugün Libya’da Hafter’i manivela olarak nasıl kullanıyorsa dün Kasım Süleymani’yi Irak ve Suriye’de öyle kullandı. Peki ya sonra?...

Hiç şaşırtmadı, öncekiler gibi kullandı ve attı. Bazen Ömer el-Beşir gibi darbe ile indirdi, bazen de Süleymani gibi direkt öldürdü. Ne yazık ki Amerika için çalışanların sonu hep aynı, ne kadar itaatkâr olduklarına, ne kadar uzun zaman hizmet ettiklerine bakmıyorlar; kullanıyorlar ve atıyorlar. Yazık ki yöneticiler bundan hiç ibret almıyorlar.

Hafter Daha Yeni, Süleymani Kimdi?

İkinci önemli gelişme direkt Ortadoğu’yu ilgilendiriyor. ABD General Kasım Süleymani’yi Irak’ın başkenti Bağdat’ta öldürdü. Bu suikastin bölgede hangi siyasi gelişmelere gebe olacağı çok konuşulup yazılacak tabii… Ama ben daha çok Kasım Süleymani’nin kim olduğu üzerinde durmak istiyorum.

Arama motorlarına, "Kasım Süleymani kimdir?" diye yazdığınızda Afganistan, Irak ve Suriye savaşlarında etkin rolü olan İranlı bir general karşınıza çıkıyor. Afganistan savaşında mücahitler lehine değil, ABD lehine savaştı İran. Bunu çok açık ve net biliyoruz. Irak’ta da Amerikan işgaline hizmet etti. Hatta İran’ın Afganistan ve Irak’ta Amerika için savaştığını eski Cumhurbaşkanı Ahmedinejat şu sözleriyle itiraf etmişti: “Biz Afganistan’da ABD’ye yardım ettik sonra Irak’ta yardım ettik! Buna rağmen Bush kibirlenip bizi kötülüklerin şer odağı olarak suçluyor.”

Suriye’de ise 2011’de Baas rejimine karşı ayaklanan Suriye halkına çok acımasız bir şekilde müdahale etti ve büyük cinayetler işledi, İran. İşte Kasım Süleymani, 1997’den bugüne Amerika’nın Ortadoğu’da gerçekleştirdiği bütün işgallerinde İran adına Müslümanların kanını dökmüş bir adamdı. Ama İran hem kendi kimliğini hem de Kasım Süleymani gibilerin kimliklerini hep gizledi. İran, Amerika’nın düşmanı ve onu tehdit eden devlet olarak bilindi; Kasım Süleymani de Amerika’nın korkulu rüyası gibi gösterildi.

Nasıl ki İran gerçek kimliğini gizliyorsa Süleymani’nin ölümü için üzülenler de gerçek kimliklerini gizliyorlar. Mesela Ulusalcı Kemalist Aydınlık grubu Süleymani için “Hayatını cephede ABD’ye karşı savaşarak geçirmiş efsanevi bir komutandı.” demiş. Doğu Perinçek ise “Süleymani hepimizin şehidi, İran’ın güvenliği hepimizin güvenliğidir.” demiş. Bu yalanlar ile ancak basiretsizleri kandırabilirler. Biz bu kişilerin sıkı Amerikancı olduklarını cemaziyelevvellerinden biliriz.

Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu da Kasım Süleymani’nin öldürülmesini üzüntüyle karşıladığını ifade etmiş. 1990'lı yıllarda Müslümanların hepsini "İrancı" diye yaftalayan Laik Kemalist Perinçek ve Aydınlık grubu ile aynı dönemde Türkiye’yi İran’a çevirmekle suçlanan Milli Görüş grubunun, bugün aynı “acı” için birlikte yas tutmaları da bir o kadar ilginç değil mi?

Türkiye’nin resmî ağız ile bu suikasta verdiği tepkiye gelince; zülfüyâre dokunmadan yapılmış bir açıklamanın ötesine geçmemiş... Ne efendisine, “Şimdi neden yaptın?” ne de rol ortağına “Başın sağ olsun!” diyebilmiş. Zira bu açıklama, Türkiye’nin Amerika’nın güdümünde bir ülke olduğunu da kanıtlar nitelikte...

Tüm bunlar, görebilenler için ayan beyan ortadaki gerçekler maalesef... 

Yazarın Tüm Makaleleri İçin Tıklayınız