loader

Fransız Büyükelçisi’nden Mektup Var

Fransa’nın İslâm’a düşmanlığı her geçen gün artarak devam ediyor. Esasen Fransızlar diğer Batılı ülkeler gibi kalplerindeki İslâm’a olan kinlerini gizlemeden dışa vuruyorlar. Rabbimiz Kur’an-ı Kerim’de onlar hakkında bize şöyle buyurmuştu: [يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا لَا تَتَّخِذُوا بِطَانَةً مِنْ دُونِكُمْ لَا يَأْلُونَكُمْ خَبَالًاۜ وَدُّوا مَا عَنِتُّمْۚ قَدْ بَدَتِ الْبَغْضَٓاءُ مِنْ اَفْوَاهِهِمْۚ وَمَا تُخْف۪ي صُدُورُهُمْ اَكْبَرُۜ قَدْ بَيَّنَّا لَكُمُ الْاٰيَاتِ اِنْ كُنْتُمْ تَعْقِلُونَ] “Ey iman edenler! Sizden olmayanları sırdaş edinmeyin, onlar size kötülük etmekten geri kalmazlar. Hep sıkıntıya düşmenizi isterler. Onların kin ve düşmanlıkları ağızlarından belli olmaktadır. Kalplerinde gizledikleri ise daha büyüktür. Eğer düşünürseniz ayetlerimizi açıkladık.”  [Âl-i İmran 118]

Fransa’nın Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’e yönelik sergilediği iğrenç saldırılar esasen onların acizliğini ve tükenmişliğini göstermektedir. Zira Batılılar bugün yaptıkları uygulamalar ile demokrasinin yani kendi dinlerinin günahkârları olmuşlardır! Yukarıdaki ayet-i kerime açıkça onların bunu yapacağını bize göstermektedir. Bu onlar için de bizler için de olağandır. Zaten olağan olmayan Batılıları dost gören, stratejik ortaklıklar kuran ve varlık sebeplerini onlara atfeden riyakâr siyasiler ve Batı’ya yani cellatlarına meftun olmuş âlimlerdir.

Şimdi sizlere, yaşadığımız bir olayı aktaracak ve kâfirlerin kendilerine bu işbirlikçileri nasıl dayanak yaptıklarını, onları cesaretlendirenlerin bunlar olduğunu yaşanmış bir olay üzerinden göstermeye çalışacağım.

2003 yılı Mayıs ayında 11 ilde yapılan bir operasyonla gözaltına alınmış ve 3713 sayılı kanunda yapılan değişikliklerle aynı yılın Ağustos ayında Allah’ın yardımı ile tahliye edilmiştik. Cezaevinden çıktıktan birkaç ay sonra Fransa’daki Chirac hükümeti, okullarda dinî simgelerin kullanımını yani başörtüsünü yasaklamak adına girişimlerde bulunmuştu. Bu girişim daha sonra 15 Mart 2004’te yürürlüğe girdi ve Fransa’da okullarda başörtüsü resmen yasaklanmış oldu. Bunun üzerine Hizb-ut Tahrir, Fransa Cumhurbaşkanı Chirac’a yönelik bir mektup yazdı ve bu yasağı geri çekmesini istedi. Özel bir heyet Elysee Sarayı’na gitti ve mektubu teslim etti. Hizb-ut Tahrir daha sonra faaliyet gösterdiği onlarca ülkede de Fransa büyükelçiliklerine heyetler göndererek aynı mektubu teslim etti. Bizler de Ankara Çankaya’da bulunan Paris Caddesindeki Fransız Büyükelçiliği’ne gittik. Elbette Büyükelçi Bernard Garcia ile görüştürmediler. Polisler geldi ve heyetteki üç kişinin kimliklerini ve adres bilgilerini aldılar. Daha sonra “Hizb-ut Tahrir’den Fransa Cumhurbaşkanı Başkan Chirac’a Açık Mektup” başlıklı mektup, elçilikteki bir yetkiliye teslim edildi. Asıl ilginç olan da bundan sonra olmuştu. Aradan yaklaşık bir ay geçmişti ki Fransa Büyükelçiliği’nden posta yoluyla bir mektup geldi. Postacı “Fransız Büyükelçisi’nden mektubunuz var” deyip 16 sayfalık uzun bir mektubu teslim etmişti. Büyükelçi; Fransa’nın laik bir ülke olduğundan, ülkelerindeki laikliğin bütün dinlere aynı mesafede olduğundan bahsetmekteydi. Devamında ise “başörtüsü şer’î bir hüküm diyorsunuz ama bakın hem ülkenizdeki hem de dünyadaki diğer dinî otoriteler sizin gibi düşünmüyor” diyerek kendi yasaklarına iki referans ile meşruiyet kazandırmaya çalışıyordu.

Birinci referans; Mısır’daki El-Ezher Üniversitesi’nin Şeyhi Tantavi idi. Büyükelçi, Tantavi’nin 31 Aralık 2003 tarihinde dönemin Fransa İçişleri Bakanı Nicolas Sarkozy’i kabulünde söylediği şu sözlere atıfta bulunuyordu: “Müslüman ülkelerde ve Müslüman olmayan ülkelerde yaşayan Müslümanlar için farklı kurallar işleyebilir. Müslüman olmayan ülkeler Fransız Cumhurbaşkanı Chirac gibi yasaklamalar getirebilir. Bu onların hakkı ve ben bir Müslüman olarak onlara müdahale edemem…”   

İkinci referans ise; o dönem ülkemizin parlatılan yıldızı Fethullah Gülen’den başkası değildi! Büyükelçi, Gülen’in 1995 yılında başörtüsü için “teferruat” dediğini ve Gülen’e ait okullarda başörtüsü kullanılmadığını ifade etmişti.

Anlayacağınız Hizb-ut Tahrir her zaman olduğu gibi İslâm’ı ve Müslümanları müdafaa etmeye çalışırken yine karşısına Batılılar yerine işbirlikçiler çıkmıştı.

Hâlbuki Rabbimiz şöyle buyurmuştu: [فَلَا تَخْشَوُا النَّاسَ وَاخْشَوْنِ وَلَا تَشْتَرُوا بِاٰيَات۪ي ثَمَنًا قَل۪يلًاۜ] “O hâlde ey hâkimler, insanlardan değil Benden korkun. Ayetlerimi az bir menfaat karşılığında satmayın…” [Maide 44] Ancak Allah’ın ayetlerini ve rızasını dünya menfaatlerine tercih edenler Rabbimizin şu buyruğuna müstahak oldular:

[اَفَتُؤْمِنُونَ بِبَعْضِ الْكِتَابِ وَتَكْفُرُونَ بِبَعْضٍۚ فَمَا جَزَٓاءُ مَنْ يَفْعَلُ ذٰلِكَ مِنْكُمْ اِلَّا خِزْيٌ فِي الْحَيٰوةِ الدُّنْيَاۚ وَيَوْمَ الْقِيٰمَةِ يُرَدُّونَ اِلٰٓى اَشَدِّ الْعَذَابِۜ وَمَا اللّٰهُ بِغَافِلٍ عَمَّا تَعْمَلُونَ] “Yoksa siz kitabın bir kısmına inanıp bir kısmını inkâr mı ediyorsunuz? Sizden böyle yapanların cezası dünya hayatında rezil rüsva olmaktan başka bir şey değildir. Ahiret günü ise azabın en çetinine uğrayacaklar. Allah sizin yaptıklarınızdan gafil değildir.” [Bakara 85]    

Lakin her şey ayın on dördü gibi ortada iken hem önceki kavimlerin başlarına gelenleri umursamayan, hem yakın geçmişten ders almayan niceleri var. Fransa’daki son gelişmeler üzerine Suudi Arabistan merkezli Dünya Müslüman Birliği, “Müslümanları azınlıkta oldukları ülkelerin uygulamalarına ses çıkarmamaya ve yasalarına uymaya” çağırdı. Ne diyelim; Allah’ım, içimizdeki “Fransızlar” yüzünden bizi helak etme!

Not: Okumak isteyenler için, Hizb-ut Tahrir’den Fransa Cumhurbaşkanı Başkan Chirac’a gönderilen açık mektubun linki:

https://web.archive.org/web/20040626192739/http://www.hilafet.com/beyan/2004/040101_ht_chiraca_acik_mektup.htm

___

#RasulullahaHakaretAffedilmez

#FransayaKimDurDiyecek

Yazarın Tüm Makaleleri İçin Tıklayınız