loader

Fransa Lejyon Nişanı’nın Şerefi!

 

Hani o dünyaya yeni değer bahşeden -sözüm ona- Aydınlanma Hareketi, ardından gerçekleşen Fransız Devrimi ve peşinden kutsanan Laisizm, Demokrasi ve Cumhuriyet üçlüsünün oluşturduğu yönetim felsefesi yok mu..

O dillere destan Descartes, Montesquieu, Voltaire, J. J. Rousseau, John Locke vb. Batı filozofların müktesebatları yok mu…

Evet, işte bütün bunlar aslında o gün de yalandı bugün de! Tarih içinde defalarca yalan olduğu ortaya çıkmış olmasının yanı sıra bugün de yalan olduğu bir kez daha ortaya çıkmıştır. Hem de çok yüzsüzce, çok arsızca ve kahpece!

Evet, Fransa’nın Sisi’ye, Elysee Sarayı’nda “Fransız Lejyon Şeref Nişanı”nı takdim etmesinden bahsediyorum. Fransız basınından saklanan görüntüler, Mısır Cumhurbaşkanlığının resmî sitesinde yayımlanan videonun paylaşılmasıyla ortaya çıkmıştır. Kanlı bir darbeyle yönetime gelen Mısır Cumhurbaşkanı Sisi’ye, resmî ziyarette bulunmak üzere geldiği Fransa Elysee Sarayı’nda Fransız Lejyon Şeref Nişanı takdim edilmiştir.[1]

Nitekim Sisi, Fransa’nın dünyaya pazarladığı demokrasi ile Mısır’da ilk kez yönetime gelen Muhammed Mursi’ye darbe yaparak iktidarı ele geçirmişti. Kaldı ki; Sisi’yi, Ağustos 2012’de Mısır Genelkurmay Başkanı olarak atayan da devrik Cumhurbaşkanı M. Mursi idi. Dahası, Milli Savunma Bakanlığı görevini de kendisine o tevdi etmişti. Genel Kurmay Başkanı olarak atanmasının üzerinden daha henüz bir yıl geçmemişti ki Sisi, 1 Temmuz 2013’te kendisini atayan Mursi’ye 48 saat içinde ülkedeki siyasi krizi çözmesine dair ültimatom vermişti. Verilen sürenin dolmasının ardından anayasayı askıya aldığını ilan ederek askerî darbeyi ilan etmiş ve seçimle iş başına gelmiş meşru Devlet Başkanı M. Mursi’yi bilinmeyen bir yerde hapsedip alıkoymuştu. Darbeye karşı sivil protesto gösterileri düzenleyen halk, Mursi’nin tutulduğu düşünülen Cumhuriyet Muhafızları Karargâhı yanı başındaki Rabia Meydanı’na akın etti. Sisi’ye bağlı Silahlı Kuvvetler, 8 Temmuz’da Rabia meydanında, 27 Temmuz Manassa bölgesinde ve 14 Ağustos Nahda ve Rabia meydanında toplanan sivil halka gerçek mermi kullanarak ateş açmıştı. Geçekleştirilen katliamlarda toplam 832 kişi hayatını kaybederken, yaklaşık 6 bin 935 kişi de yaralanmıştı. Bu darbe sonucunda ülke tarumar olmuş, on binlerce masum Müslüman hapishanelere doldurulmuş, 10 binlercesi ülke dışına kaçmak zorunda kalmıştı. Başta M. Mursi olmak üzere hapishanelere doluşturulan Müslümanalar sağlıksız koşullarda bir bir hayatını kaybetmişti. Hâlen bütün bir Mısır halkı, zorba diktatör Sisi’nin zulmü altında inim inim inlemektedir.

İşte Fransa böyle bir darbeciye Fransız Lejyon Şeref Nişanı’nı taktim etmiştir. Meydanlarda uluorta, rastgele halka ateş açarak katliam yapacak kadar gözü dünmüş bir despota, bir diktatöre “şeref nişanı” vermiştir. Ellerinde, kullandıkları oylara sahip çıkmayı ifade eden pankartlardan başka şiddeti çağrıştıracak hiçbir obje taşımayan sivil halka karşı ağır makineli tüfeklerle ateş açan Sisi’ye şeref nişanı takmışlardır. Kendini atayan, seçilmiş bir devlet başkanına karşı darbe yapan bir adam müsveddesine madalya takmışlardır. Hiçbir vefa hissi taşımayan, kendi halkına acımayan ve seçime hiçbir saygısı olmayan bir çağdaş firavuna -sözüm ona- şeref nişanesi sunmuşlardır. Kuşkusuz o takılan madalyanın şerefi, ancak onu üzerinde taşıyan kişinin şerefine eşdeğerdir, başka değil!

İşte gerçekte Batı budur! İşte “Aydınlanma” diye addedilen devrimin gerçek yüzü budur. “Darbe, demokrasinin ruh ikizidir” dediğimizde kastettiğimiz bu yüzsüzlüktür. Batı’nın esas derdi sömürüdür. Esas derdi sermayenin hâkimiyetidir. Esas derdi kapitalizmdir. Bunu sağlamının yolu darbe yapmaktan geçiyorsa onlar açısından darbe de katliam da meşru olur. Son yüzyıl içinde başta Türkiye’de olmak üzere bunun onlarca örneği tarih sayfalarında yerini almıştır. 15 Temmuz 2016 “FETÖ” darbe teşebbüsü aynı zihniyetin ürünüdür. Darbenin arkasında ABD ve Avrupa’nın olması arasında bir fark yoktur.

İtalyan Gazeteci-Yazar Corrado Augias’un daha önce aldığı bu şeref nişanını iade edeceğini söylemesi ise; yaklaşık 5 yıl önce Mısır’da Sisi’nin kolluk kuvvetlerinin organize ettiği bir cinayete kurban giden İtalyan doktora öğrencisi Giulio Regeni ile ilgili olmalı.[2] Öldürülen Avrupalı olunca işin rengi değişiyor!

Aynı şeref nişanının 11 Mart 1914’te Mustafa Kemal Atatürk’e verilmiş olması oldukça dikkat çekicidir.[3] Hilâfet’i ilga ederek, Batı’nın Laiklik, Demokrasi ve Cumhuriyet’ten oluşan yönetim nizamını ve sair tüm değerlerini Anadolu’ya taşıyacak karakterin 10 yıl önceden keşfedilmiş olması da ayrıca ilginçtir.

Kaldı ki aynı madalya, Ara Güler, İhsan Doğramacı, Haya bint el-Hüseyin, Zinedine Zidane, Andranik Ozanyan, Hicran Hüseynova, Latifa Ibn Ziaten vs. değişik kategorilerde İslâm aleminden çok değişik kesimlere verilmiştir. Sanırım bu madalyayı alanların ortak yönleri Batı değerlerinin taşıyıcısı olmalarıdır. Dipnotta verilen kaynağa girildiğinde bunlara ulaşılabilir.[4] Batı zihniyetinin en mahrem alanlarımızda nasıl dolaştığı konusunda bir fikir vermesi bakımından önem arz etmektedir.

Nitekim aynı Fransa, 2006’da Charlie Hebdo Dergisi üzerinden Hz. Muhammed SallAllahu Aleyhi ve Sellem’e hakaret içerikli karikatürler yayınlanmasını savunmuştur. Dahası aynı karikatürler birkaç ek karikatürle birlikte geçtiğimiz aylarda yeniden yayınlanmıştır. Diktatör Sisi’ye şeref nişanı veren Cumhurbaşkanı E. Macron, karikatürlere yönelik olarak gelen tepkilere “düşünce özgürlüğü” safsatasıyla karşılık vermiştir. Barışçıl sloganlarla Mısır meydanlarında kullandıkları oylarının hakkını savunan binlerce Müslüman’ı katleden Sisi’ye şeref nişanesi taktim etmekten utanmayan E. Macron, adı geçen paçavranın ebedi önderimiz efendimiz Muhammed SallAllahu Aleyhi ve Sellem’e hakaretini özgürlük olarak değerlendirme sahtekârlığına sarılmıştır. Diğer taraftan Yahudi soykırımını tanıyan Macron, “Fransız Yahudilerini savunacak olan kendileri değil, cumhuriyettir.” diyebilmektedir.[5]

Fransa’nın bu ikiyüzlülüğünü ve çifte standardını yeni çıkardığı göçmen reformunda da görmekteyiz. Yasa göçmenlere kota koyarken, sağlık hizmetlerini 1 yıldan 6 aya düşürmektedir. Göçmen kamplarını yıkmayı kapsarken diğer taraftan göçmenler için ceza evleri inşa etmeyi öngörmektedir. Diğer taraftan beyin göçünü cazip hâle getirmek için gelen öğrenci kitlesini iki katına çıkarmayı içermektedir.

ABD’nin “Yüzyılın Anlaşması” adı altında Yahudilerle normalleşme bağlamında izlediği politikanın bir benzerini E. Macron üzerinden yürütülen Fransa politikasında da görüyoruz. Çünkü ABD de Batı zihniyetiyle hareket eden bir siyasi iradedir. Örneğin; hazırladığı Terörü Destekleyen Devletler listesine bir bakar mısınız? Kendi küresel çıkarlarına aykırı politikalar izleyen ülkeleri listeye alıp yaptırımlar uygularken, küresel politikalarına boyun eğen devletleri listeden silmektedir. Nitekim Sudan, “İsrail” ile normalleşme sürecine girince hemencecik listeden çıkarılmıştır.

Batı bunu hep yapıyor.

İslâm coğrafyasında kendi amentüsüne, kültürüne ve halkına ihanet içerisinde olan her yetkili ve etkili kişiyi alıp kullanmaktadır. Miadını doldurunca da paçavra gibi tarihin çöplüğüne atmaktadır. Daha yakın zamanda Saddam Hüseyin’i, Kaddafi’yi, Hüsnü Mübarek’i, Ömer Beşir’i gördük. Allah ve Rasulü’ne, İslâm ümmetine karşı ihanet içinde olan diğer liderlerin aynı akıbeti paylaşmaları ise sadece zaman meselesidir.  

Bütün sosyal, siyasi ve ekonomik göstergeler adil bir evrensel gücün dünyaya egemen olmasını zaruri kılmaktadır. Yoksa dünya bu gidişle büsbütün fesada uğrayıp yok olup gidecektir.

Umarız ki; bu adil evrensel güç Allah’ın vadettiği ve Rasul’ün müjdelediği II. Râşidî Hilâfet Devleti olacaktır.

[وَاللّٰهُ غَالِبٌ عَلٰٓى اَمْرِه۪ وَلٰكِنَّ اَكْثَرَ النَّاسِ لَا يَعْلَمُونَ…] Allah işinde galiptir, fakat insanların çoğu bunu bilmez.”[6]

 


[1] AA, 09 Aralık 2020

[2] Euronews & AA, 10/12/2020

[3] Vikipedi: Mustafa Kemal Atatürk’ün ödülleri listesi

[4] Vikipedi, özgür ansiklopedi; ilgili madde.

[5] Euronews & AA, 19/02/2019

[6] Yusuf Suresi 21

___

#DemokrasiYalanÇözümİslam 

Yazarın Tüm Makaleleri İçin Tıklayınız