loader

Ey İslam Bilgeleri Katil Batı’ya Karşı “Tek Ses” Olun!

Şanlıurfa’da 3-4-5 Mart 2017 tarihinde Nevali Hotel’de düzenlenmesi planlanan ‘İslam Bilgeleri Zirvesi’ne çok az bir süre kaldı. Söz konusu bu zirvenin ana konusunu şehrin her tarafına asılan broşür ve billboardlardan okumaktayız. Üzerinde münakaşası yapılması planlanan zirve konusu “İslâm'ın Evrensel Mesajı: Barış, Adalet ve Özgürlük”.

Konu ile alakalı Şanlıurfa Valisi ise yayınladığı bildiride ilginç ayrıntılara yer vermiş. Hak verdiğimiz ve daha fazla konuşulması gereken konu tam da budediğimiz konular da var. “Gereksiz ve zaten bir hakikat olduğu bilinmesine rağmen gelecek konukların bir ihtimal suiistimal etmesi muhtemel konular” da var. Umarım olmaz. Ancak zirve hakkında birkaç önerimiz olacak. Eğer gerçekten bir hakikatin ortaya çıkarılması ve tüm dünyaya evrensel bir mesaj verilmek isteniyorsa…

Mesela; bu tarz bir zirve veya platform oluşturulduğunda en az 10 gün önceden katılımcı konukların isimleri, akademik unvanları ve bu kimselerin konuşacağı konu başlıkları ilan edilir. Ki bu vesileyle bu şahsiyetlerin ‘İslam Bilgesi’ sıfatını hak edip etmediklerine dair toplum bir kanaat sahibi olsun. Böyle bir ilanı söz konusu zirvenin resmi web sitesinde dahi göremedik. Bu durum, doğrusu bahsi edilen kimselerin ‘bilge’ olup olmadıklarına karar vermemizi güçleştirmektedir.

Yine Şanlıurfa Valisi Güngör Azim Tuna’nın zirveye davet mahiyetindeki bildirisinde dikkat çeken iki kavram vardı. Birisi, ‘aydınlar’ diğeri ise ‘kanaat önderleri’… Her iki sözcüğü ise ‘terör ve şiddet sarmalındaki Ortadoğu’yu bu hale getirdi diye suçladığı Batı’yı eleştirirken kullanıyor, Sayın Tuna: “Küresel algıyı büyük bir ustalıkla yönetip yönlendiren Batılı devletler ve onların doğrultusunda hareket eden bir takım aydınlar da İslâm coğrafyasında filizlenip etkileri Batı ülkelerine kadar uzanan kimi toplumsal sorunları, bunlarla ilişkili şiddet hareketlerini “uygarlıklar çatışması/dinler savaşı” olarak tanımlamayı tercih etmektedir”. Hatta Sayın Vali, defaten bu tür cümleler sarf ederek, Batı’nın dümen suyunda giden kanaat önderlerini ve aydın düşünürleri suçlamıştır. Ancak, ulus devlet anlayışı ile hareket eden, stratejik müttefiklerle beraber terör ve şiddet sarmalına hercümerç olmuş ve İslam ümmetinin her bir köşesini kan gölüne çeviren Batılı devletlere çanak tutan yerli işbirlikçi yöneticilere tek bir cümle sarf etmemesi düşündürücü geldi.

Devamla Sayın Tuna Günümüzde, İslâm coğrafyası ve o coğrafyanın özellikle Ortadoğu bölgesinin, siyasî-ekonomik istikrar ve güvenlik açısından yeryüzündeki en tedirgin edici bölgelerden biri olduğu konusunda hiçbir sağduyulu gözlemcinin kuşkusu yoktur…” diyor ve ekliyor:

Ancak, bu olumsuz manzara karşısında, Batılı devletler ve onların dümen suyunda hareket eden kanaat önderlerinin yaptığı sübjektif yorumların; aynı çevrelerin söz konusu coğrafyadaki istikrarsızlığın gerekçelerine ilişkin olarak ürettikleri dinî, tarihî ve siyasî tezlerin büyük bir ciddiyetle yeniden ele alınmaya muhtaç olduğu da reddedilemeyecek bir başka gerçektir...”

Şimdi soru veya sorun şu: sizler, bu oturuma ev sahipliği yaparken, hemen yanı başınızda bu trajediyi yaşayan ve zorunlu olarak bu cehennemden kaçıp şehrinize sığınmış, şehrinizin nüfusu kadar mülteci barındırdığınızı unuttunuz mu? Elbette haklı olduğunuz bir nokta var. O da, kaos ve şiddetin bu coğrafyada Batılı terör devletlerinin aktörlüğünde, icra ediliyor olmasıdır. O halde bu zirvede sorgulanması gereken bir diğer konunun da şu olması gerektiği ortaya çıkmaktadır: Tüm bu şiddetin baş aktörleriyle nasıl oluyor da ‘ticari paktlar’, ‘stratejik anlaşmalar’, ‘koalisyon ortaklıkları’ ve ‘politik hedef birliktelikleri’ hayata geçirilmektedir. Tüm bunlar, bu üç günlük oturumda enine boyuna konuşulmalı ve cesur bir duruşla hâlihazırdaki yöneticiler muhasebe edilmelidir. Zira bu bahsi edilen coğrafyayı her gün bu şiddet sarmalına iten Amerika ile, Rusya ile, İran ile, değil yıllık toplantılar, neredeyse ayda onlarca kez üst düzey gizli ve aşikar toplantılar icra edilmekte ve neredeyse her ay yeni askeri operasyonlara -IŞİD bahanesiyle- meşruiyet kazandırılmaktadır. Oysa insani düşünen her akıl sahibi de bilmektedir ki asıl savaşın müsebbibi ve terörün kaynağı, bu Batılı devletlerdir. O halde onların planları ve projeleri Şanlıurfa halkına ve evrensel mesaj olarak da kâfir ve kapitalist Batı’nın çirkin yüzüne açıkça okunmalıdır. Elbette kanaat önderlerinin topluma etki yönü inkâr edilemez. Ancak bunlar, toplumu tek başına şekillendiremez. Toplumun hamurunu yoğuran asıl unsur, sistem (rejim) ve rejimlerin yürütücüleri olan yöneticilerdir. Dolayısıyla suçlu belirlemek yerine, suça topyekûn ortak olunmalı ve özeleştiriye açık bir muhasebe yapılmalıdır.

Geçmiş yıllarda ‘Halil İbrahim Buluşmaları’ adı verilen ve Devlet Planlama Teşkilatı (DPT) bünyesinde icra edilen ve Hz. İbrahim’in cömertliğine atıfla ‘Dinler Arası Diyalog’ çalışmaları henüz nihayetlenmişken, bu yeni zirvenin de “Hz. İbrahim’in aziz hatırası ve saygın kişiliğinin gölgesinde gerçekleşecek olan bu önemli buluşma” denilerek hatırlatma gereğinin hissedilmesi, başlangıçta iyi niyetli bir yaklaşım olarak görülse de benzer sözlerin Halil İbrahim Buluşmaları için de söyleyen ve bir dönem Şanlıurfa Belediye başkanlığı da yapmış olan Celalettin Güvenç’i akıllara getirmektedir.

 Güvenç bu ‘Buluşmalar’ın, “…Hz. İbrahim’in binlerce yıl önce başlattığı güzelliklerin bugün de onun nesilleri tarafından korunduğunu ve devam ettirildiğini göstermek amacıyla yapıldığını” söylemişti. Çok sonra anlaşıldı ki bu proje, Batı patentli ve misyonerlerin faaliyet çeşitlerinden bir bukleymiş. Söz konusu bu zirvenin de benzer bir amaca hizmet etmesini arzu etmiyoruz. Umarız, hakkaniyetli kanaatler ifade edilir ve Müslümanların gerçek sorunları dile getirilir.

Toparlayacak olursak; 3 Mart 2017 tarihinden itibaren icra edilecek ‘İslam Bilgeleri Zirvesi’ program akışında ve sonuç bildirgesinde şu hususlara dikkat ve özen gösterilmelidir:

1. Konuşmacıların İslam adına ifade edecekleri cümleler, Kapitalist Batılı değerlerle tefsir edilmemelidir.

2. Konuşmacılar, İslamî değer ve kavramları Kapitalist değerlere adapte etmeye çalışmamalı ve ‘İslam’ ile ‘Terör’ kavramlarını birlikte kullanmamaya özen göstermelidirler.

3. Kapitalist devletlerin sömürge politikalarının çirkinlikleri özellikle deklare edilmeli ve ‘terörün asıl kaynağının Batılı devletler olduğu’nun altı kalın çizgilerle çizilmelidir.

4. Müslümanların yaşadığı tüm bu trajedinin tek müsebbibinin Batı olduğu vurgulanmalı ve bölge yöneticilerinin Batılı devletlerle yaptığı her türlü stratejik, siyasi ve diplomatik ilişkilerin -bu tür faaliyetlerine son vermediği müddetçe- askıya alınması gerektiği, yüksek sesle dile getirilmelidir.

5. Batılı devletlerin şiddete yol açan bölgedeki yerel üsleri derhal kapatması gerektiği ifade edilmelidir.

Böyle yapıldığı takdirde bilinmelidir ki henüz ismini bilmediğimiz bu İslam bilgeleri(?) doğru bir iş yapmış olur. Ümmetin maslahatına dair bir söz söylemiş olurlar. Bekleyip göreceğiz inşallah…

الَّذِينَ يَسْتَمِعُونَ الْقَوْلَ فَيَتَّبِعُونَ أَحْسَنَهُ أُوْلَئِكَ الَّذِينَ هَدَاهُمُ اللَّهُ وَأُوْلَئِكَ هُمْ أُوْلُوا الْأَلْبَابِ

“Ki onlar, sözü işitirler ve en güzeline uyarlar. İşte onlar, Allah'ın kendilerini hidayete erdirdiği kimselerdir ve onlar, temiz akıl sahipleridir” (Zümer Suresi 18)

@Cahit_Toprak_

Yazarın Tüm Makaleleri İçin Tıklayınız