loader

Erdoğan Başkan Olduktan Sonra Nasıl Bir Yol İzleyecek?

Erdoğan Başkan Olduktan Sonra Nasıl Bir Yol İzleyecek?

Batı güdümündeki İslâm beldelerinin sanki Batı’dan bağımsızmış gibi hareket etmesi suretiyle bir şekilde ılımlı İslâm’ı savunan bir zemin oluşturulmak istenecek. Bu şekilde ümmetin arzuladığı Hilâfet fikri biraz daha ötelenmiş olacak.

Başkan Erdoğan’ın 24 Haziran seçimlerinden hemen sonra katıldığı uluslararası toplantılarda yani NATO ile BRICS zirvesinde takındığı tavır ile önümüzdeki dönemde nasıl bir siyaset izleyeceğini kısmen görmüş olduk. Başkan Erdoğan’ın seçim sonrasında ilk katıldığı uluslararası zirve ise 11 Temmuz’da Brüksel’de gerçekleşen NATO zirvesiydi. Bu zirvede en dikkat çeken diyalog ise Başkan Trump ile Başkan Erdoğan’ın diyaloğu oldu. Bu konuyu çok güzel özetleyen haber ise NTV internet sitesinde yayınlandı. Haber ise şu şekildeydi:

“Amerikan CBS News kanalına konuk olan “Eurasia Group” Danışmanlık Kuruluşu Başkanı Bremmer Brüksel'deki NATO Zirvesi'nde kameralara yansımayanları anlattı. ABD'li gazeteci Bremmer, ABD Başkanı Donald Trump'ın NATO toplantısı sırasında üye ülkelerden savunma harcamalarında artış için taahhüt alamayınca sinirlendiğini belirtti. Bremmer'e göre Trump, Cumhurbaşkanı Erdoğan'a döndü ve ‘Erdoğan hariç. O işleri doğru biçimde yapıyor’ dedi. Bu diyaloğun ardından ABD Başkanı Donald Trump, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'la yumruk tokuşturdu.” [ntv.com.tr, 18 Temmuz 2018]

Başkan Erdoğan ile Başkan Trump’ın nasıl yumruk tokuşturduğunu ise özellikle sosyal medyada herkes gördü ve bazıları bunu yine iyiye yormaya çalıştı. Hâlbuki vücut dile ile kâfirler ve onların bölgedeki güdümlü yöneticileri belki de kalplerinde sakladıkları birçok şeyi bu şekilde göstermiş oldular. Seçim öncesinde Kuzey Suriye’deki YPG ile ABD paslaşması bazen iki ülke arasında birtakım sürtüşmelere sebep olsa da bunun suni bir sürtüşme olduğu, Trump’ın bu itirafı ile aslında ortaya çıkmış oldu -tabii ki görebilenler için-. Bu itirafın 24 Haziran seçimlerinden 2-3 hafta sonra yapılması ise ayrıca manidar. Bunu teyit eden olayların başında ise Trump’ın başkanlık sistemi ile tüm ipleri eline geçiren Başkan Erdoğan’dan talep etmiş olduğu Rahip Andrew Brunson olayı oldu. Bu talimat Başkan Trump ve onun yardımcısı Mike Pence tarafından yapıldı ve gereği hemen yerine getirildi. Bu konu ile alakalı Trump Twitter hesabından şunları yazmıştı:

“Türkiye, Papaz Andrew Brunson'u derhal serbest bırakmaz ve Amerika'daki evine göndermezse ABD bu masum inanç adamı serbest kalana kadar Türkiye'ye önemli yaptırımlar uygulayacak.”

Yine ABD Başkan Yardımcı Mike Pence de Dışişleri Bakanlığı'nda katıldığı bir programda, NATO ittifakının üyesi Türkiye'ye aynı tehdidi yöneltmişti. Pence, “Türkiye, Papaz Andrew Brunson'u derhal serbest bırakmaz ve Amerika'daki evine göndermezse ABD bu masum inanç adamı serbest kalana kadar Türkiye'ye önemli yaptırımlar uygulayacak.” diye konuşmuştu.

Şimdi adama sormazlar mı: “Sen FETÖ ve PKK/YPG adına Türkiye’de ajanlık yapan ve hakkında 35 yıl hapis cezası istenen bir kişi için bir tweet ile anında harekete geçiyorsan nasıl bağımsız ve güçlü bir lider olabilirsin!” Evet, adama bunu sorarlar ve bunun cevabı ise hiç de o kadar tahmin edildiği gibi zor da olmaz.

Seçimlerden sonra gerçekleşen bu hadiselerin hemen ardından ise çok vahim bir ikinci olayla yine karşı karşıya kalmış olduk. O da Başkan Erdoğan’ın  ”İslâm İşbirliği Teşkilatı Zirve Dönem Başkanı” sıfatıyla Güney Afrika’nın başkenti Johannesburg’da gerçekleşmiş olan BRICS (Brezilya, Rusya, Hindistan, Çin ve Güney Afrika’nın işbirliğiyle oluşan ittifak) zirvesi öncesinde Esenboğa Havalimanı’nda basın mensuplarına yapmış olduğu Suriye konusundaki şu açıklaması oldu:

“İdlib, Tel-Rifat ve Münbiç konusunu tekrar ele alacağız.” Açıklamalarının ardından basın mensuplarının sorularını yanıtlayan Erdoğan, bir gazetecinin Rusya lideri Putin ile Tel-Rifat konusunda görüşmelerin hangi aşamada olduğuna ilişkin sorusu üzerine Suriye’deki gelişmelerin henüz istenilen istikamette gelişmediğini ifade ederek “İstenilen istikamette gelişmiş olan tek yer Afrin’dir, Cerablus’tur, El-Bab’tır. Buralar belli bir yere oturdu, 4.000 km2’lik alan tamamıyla kontrolümüz altında. Münbiç ve Tel-Rifat konusunda bazı görüşmeler anlaşmalar yaptık, bu görüşmemizde bunları A’dan Z’ye tekrar ele alacağız. İdlib konusu var tekrar ele alacağız, çünkü buralarda her an her şey olabiliyor. Biz de istiyoruz ki Suriye halkı artık bu saldırılardan, bölgedeki bazı örgütlerin acımasız saldırılarından koruma altına alınmış olsun’ diye konuştu.” [milliyet.com.tr, 25 Temmuz 2018]

Bu açıklamada önemli olan ilk konunun Erdoğan’ın, Trump’ın Helsinki’de Putin ile buluşma sonrasında Suriye ile alakalı yapmış olduğu açıklamalardan sonra, Putin ile Güney Afrika’da Suriye’deki son durumu konuşmak istemesidir. Özellikle Dera ve İdlib meselesi bu konuda manidar. Yine Erdoğan’ın açıkça Suriye’deki İslâmi gurupları hedef tahtasına oturtmuş olması da ihanetin açıkça ifa edilmesinden başka bir şey değildir. Trump ve Putin, Helsinki buluşmasından sonra Suriye konusu ile alakalı şunları söylemişti:

“Trump, ‘İsrail ile çok uzun zamandır dostuz. Suriye konusunda bir şeyler yapmamız gerektiği konusunda aynı fikirdeyiz. Ortak çalışmamız gerçekleşecektir. DAEŞ'in ortadan kaldırılması konusunda atılan adımları gördüğünüzde Rusya bize bazı konularda yardımcı oldu. Bu insanlar korkunç şeyler yaşadılar. Suriye halkına tekrar yardım edebilirsek gerçekten temelimiz insani yardımdı, her ikimiz de yapacağız’ dedi.”

“Putin, ‘Suriye'deki insani yardımı görüştük. Çabalarımızı arttıracağız. Askerî kargo uçağımız ile yardımların dağıtılması için çabalıyoruz.’ dedi.” [haberturk.com, 16 Temmuz 2018]

İşte bu açıklamalar aslında malumun ilanıdır. Yıllardır ABD ile Rusya’nın Suriye’de perde arkasında beraber hareket ettiğini bilenler biliyordu. Hatta Rusya, Türkiye ve İran’ın defaten Astana’da gerçekleştirmiş oldukları Suriye zirvesinin arkasında da ABD’nin olduğunu yine bilenler biliyordu. Şimdi ise bu bilinenler açıkça ortaya çıkıyor. İşte bu açıdan bakıldığında Başkan Erdoğan’ın Güney Afrika ziyareti öncesi yapmış olduğu açıklama önemli. Basına kapalı gerçekleşen bu görüşmenin şu ana kadar detayları ortaya çıkmış değil. Fakat görünen köy için kılavuz gerekmediğinden Erdoğan’ın kadim dostu Putin ile, NATO zirvesinde Erdoğan-Trump, sonrasında ise Helsinki’de Trump-Putin buluşmalarından sonra ne konuştukları aşikâr. Dikkat ettiyseniz mekik dokuyan Trump yani ABD oluyor.

Önümüzdeki dönemde Başkan Erdoğan’a ülke içinde ve bilhassa ülke dışında biçilen rol muhtemelen şu şekilde olacak: Ülke içinde kendisine biat etmeyen tüm İslâmi camiayı emin adımlarla susturmak veya gerektiğinde tasfiye etmek. Yine bu adımlar atılırken gerektiğinde AB menşeli gruplara veya siyasi oluşumlara belki de ilk etapta fazla dokunulmayacak. Nitekim seçim öncesinde Erdoğan’ın İngiltere ziyareti bunun için önemliydi. Bu şekilde Erdoğan, AB dostlarını kızdırmak istemiyor. Bu minvalde tüm vesayetleri bitirdiği ve tüm ipler elinde olduğu için Kemalist tayfayı önümüzdeki dönemde fazla hedef tahtasına oturtmak istemeyecektir. Neticede onlardan fazla bir sorun çıkmayacağı ve gerektiğinde İnce ile Kılıçdaroğlu’nu, Bahçeli ile Akşener’i kızıştırdığı gibi kızıştırabileceğini görmüş olduk. Yani Başkan olduktan sonra ülke içinde kendisini şu durumda yani tüm bahanelerini kaldırmışken rahatsız edebilecek olan tek kesimin İslâmi kesim olduğunu çok iyi biliyor. Onların öncelikle tasfiye olması gerekiyor. Bunun için “Yerli ve Milli” fikrini ortaya attılar ve önümüzdeki dönemlerde bu fikir üzerinden adımlar atılacaktır. Ülke dışında ise Erdoğan’a biçilen daha önemli görevler olduğu aşikâr. Bunların en başında Suriye geliyor. Bu bölgenin artık istikrara kavuşması gerektiğini, aksi takdirde “İsrail”in ve bölgedeki yer altı kaynaklarını elinde bulunduran ülkelerin (Suudi Arabistan, Katar, Irak ve İran’ın) karşı karşıya kalmış olduğu tehdidin bitmeyeceğini biliyor ABD. Onun için Suriye’nin Sünni kesiminde ağırlığı olan Türkiye’yi kullanarak son kaleleri olan Dera ve İdlib’i çok yakın zamanda bitirmek istiyorlar. Bu konuda da Erdoğan’ın böylesi bir ihanetin altına imza atmaya hazır olduğunu görüyoruz. Bunun için siyasi alt yapı atıldı ve ülke içindeki İslâmi camianın susturulması için ciddi adımlar da atılıyor. Yine buna paralel olarak ise ABD, Başkan Erdoğanlı Türkiye ile şunları gerçekleştirmek istiyor:

Batı güdümündeki İslâm beldelerinin sanki Batı’dan bağımsızmış gibi hareket etmesi suretiyle bir şekilde ılımlı İslâm’ı savunan bir zemin oluşturulmak istenecek. Bu şekilde ümmetin arzuladığı Hilâfet fikri biraz daha ötelenmiş olacak.

Yine kukla rejimlere ve onların güdümlü yöneticilerine bir şans daha verilecek.

Bu tabii ki onların planladıkları ve arzuladıkları şeyler. En azından bu benim tahminim. Her ne olursa olsun, ne planlarlarsa planlasınlar. Rabbimizin takdir ettiğinin dışında hiçbir şey olamayacak. Bize düşen ise Rasulullah’ın bize göstermiş olduğu yoldan kıl payı sapmamak olmalı. Unutmayalım karanlığın en şiddetli olduğu an güneşin doğmasına en yakın olduğu andır. Rabbim bizi en kısa zamanda ikinci Râşidî Hilâfet Devleti ile doğacak olan güneşin habercileri eylesin. (Âmin)

Yazarın Tüm Makaleleri İçin Tıklayınız