loader

Düşünmenin Namusu

اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَذِكْرٰى لِمَنْ كَانَ لَهُ قَلْبٌ اَوْ اَلْقَى السَّمْعَ وَهُوَ شَه۪يدٌ

“Şüphesiz bunda, aklı olan yahut hazır bulunup kulak veren kimseler için bir öğüt vardır.” [Kaf 37]

Hz. Ali, dört beş yaşından itibaren Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in yanında bulunuyordu. Feraset ve ahlâk bakımından üstün bir seviyedeydi. Bir gün, Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem ile Hatice RadiyAllahu Anha’yı namaz kılarken gördü. Namaz bitince, “Nedir bu?” diye sordu. Rasulullah, “Ey Ali! Bu, Allah’ın seçtiği, beğendiği dindir. Ben seni, bir olan Allah’a iman etmeye davet eder, insana ne faydası ne de zararı dokunmayan Lât ve Uzzâ’ya tapmaktan sakındırırım! dedi. Ali RadiyAllahu Anh, bu teklif karşısında duraksadı. Sonra, “Benim şimdiye kadar görmediğim, işitmediğim bir şey bu! Babam Ebu Tâlib’e danışmadan bir şey diyemem! dedi. Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem, henüz davasını açıkça ilan etme emrini almış değildi. Bu sebeple Ali RadiyAllahu Anh’ı ikaz etti. “Ey Ali!” dedi. “Eğer söylediklerimi yaparsan yap; yok, eğer yapmayacak olursan, gördüğünü ve işittiğini gizli tut, kimseye bir şey söyleme!” Ali RadiyAllahu Anh bu ikaz üzerine sırrını muhafaza edeceğine söz verdi. O geceyi düşünerek geçirdi. Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in huzuruna vararak, Allah beni yaratırken Ebu Tâlib’e sormadı ki şimdi ben de O’na ibadet etmek için gidip kendisine danışayım! dedi ve Müslüman oldu.

Tufeyl b. Amr el-Devsî; şair ve akıllı bir kişidir. Mekke’ye gelir ve Kureyş’ten bir takım kişiler onu Muhammed SallAllahu Aleyhi ve Sellem’den uzak tutmak için ona gittiler. Dediler ki: Onun sözü ancak sihir gibidir. Kişi ile babasının arasını ayırıyor. Kişi ile karısının, kişi ile kardeşlerinin arasını ayırıyor.” Onu ve kavmini Mekke’de kendilerinin başına gelen şeyden korkuttular. Ona Muhammed SallAllahu Aleyhi ve Sellem ile konuşmamasını ve onu dinlememesini istediler. Tufeyl, bir gün Kâ’be’ye gitti. Rasulullah orada namaz kılıyordu. Rasulullah’ın sözlerinden bazılarını işitti. Gördü ki o, güzel bir sözdür. Kendi nefsine dedi ki: Anam beni yitirsin. Allah’a yemin ederim ki ben, akıllı şair bir kişiyim. Güzelin çirkinden ayırt edilmesi bana gizli kalmaz. Şu adamdan söylediği şeyi dinlemekten beni kim men eder. Eğer yaptığı şey güzel ise onu kabul ederim, eğer çirkin ise onu terk ederim. Daha sonra Tufeyl, Rasulullah’ı takip ederek onun evine gitti. Ona kendisi etrafında dönen durumu açıkladı. Rasulullah’tan davetini kendisine anlatmasını istedi. Rasulullah da ona İslâm’ı anlattı. Ona Kur’an okudu. Böylece o, Müslüman oldu. Kavmine dönüp onları İslâm’a davet etti.

Sa’d b. Muaz, Mus’ab b. Umeyr ile Es’ad b. Zurare’nin yanına gitmek üzere yola çıktı. Hakaret ederek önlerinde durdu. Sonra Es’ad b. Zurare’ye dedi ki: Ey Ebu Ümâme, vallahi şayet aramızda akrabalık olmasaydı, bunu (Mus’ab bin Umeyr’i) benden kurtaramazdın. İstemediğimiz şeyi evlerimize mi sokacaksınız?” Sa’d b. Muaz gelmeden Es’ad b. Zurare, Mus’ab b. Umeyr’e şöyle demişti: Ey Mus’ab, vallahi sana kendi kavminin efendisi geliyor. Eğer o, sana tabi olursa hiç kimse sana tabi olmaktan geri kalmaz.” Sa’d gelince Mus’ab ona şöyle dedi: Oturup da dinler misin? Dinleyince hoşuna giderse kabul edersin. Hoşuna gitmezse senin kerih gördüğün şeyi senden uzaklaştırırız.” Sa’d, Haklısın! dedi, sonra süngüsünü yere sapladı ve oturdu. Mus’ab ona İslâm’ı tanıttı ve Kur’an okudu. Böylece Sa’d b. Muaz Müslüman oldu.

Bu örnekler üzerinden sizlere önemli bir noktayı aktarmak istiyorum.

Sizce hakikatle insan arasında ne kadar uzaklık var?

Bir insanın hakikati idrak etmesi için ne yapması gerek?

İşte bu örneklerde hakikatin insanla arasında akletmek/düşünmek kadar bir mesafe olduğunu anlıyoruz.

Aydın düşünmenin son durağı hakikatten başka ne olur?

Ali, Tufeyl ve Sa’d RadiyAllah Anhum düşünüp aklettikten sonra önlerinde sadece iki seçenek kalmıştı; ya hakikate teslim olacaklar ya da kibirlenip uzaklaşacaklardı. Onlar düşünüp aklettikten sonra hakikate teslim olmayı teslim olmayı seçtiler. 

وَهَدَيْنَاهُ النَّجْدَيْنِۚ

“Biz ona iki yol gösterdik.” [Beled 10]

فَمَنْ شَٓاءَ فَلْيُؤْمِنْ وَمَنْ شَٓاءَ فَلْيَكْفُرْۙ

“Artık dileyen iman etsin, dileyen inkâr etsin.” [Kehf 29]

Evet, iman etmek için, iman ettiğin değerleri yaşamak için bir yerlere sormana gerek yok!

Evet, sen akıllı bir insansın; güzel ile çirkin olana ayırt edebilirsin!

Evet, düşünmenin namusu, hakka teslim olmaktır!

Son söz olarak; unutmayınız ki kelimelerin anlamları vardır. Fakat insanın, kelimelerin anlamlarını bilmesi onda tam bir idrak meydana getirmez. Çünkü kelimelerin anlamları yanında duyguları da vardır. Kelimeleri idrak etmek istiyorsak kelimelerin anlamlarını bilmekle beraber kelimelerin duygularını da hissetmemiz gerekir.

Yazarın Tüm Makaleleri İçin Tıklayınız