loader

Düşmanına Benzemek

Düşmanına Benzemek

Bu ümmetin ataları belki savaş meydanlarında düşmana yenildi fakat hiçbir zaman onlar gibi olmadı. Onların hadaratını kabul etmediği gibi buna karşı durarak canını vermekten çekinmedi. Fakat bugün Müslümanların başındaki yöneticiler o düşmanlara benzemek

“Savaş, ölünce değil düşmana benzeyince kaybedilir” sözünün hakikatine maalesef her gün farklı şekillerde şahit oluyoruz. Kapitalist kültürün tahakkümü altında yetişmiş Müslümanların evlatlarının, kendi değer ve ölçülerinden bihaber, kapitalizmin ürettiği popüler kültürle dimağlarının kirlenip davranışlarının çarpık hale geldiğini görüyoruz bugün. Bu kültürün kuşatması altında eğitim görmüş dünün kimi bireylerinin, demokratik siyaset içerisinde boy göstermeye başlayınca inanç ve değerlerinden kalan son kırıntıları da bir tarafa bıraktıklarını görüyoruz yine. Hele ki, bir de bu kişiler belli mevkilere getirilmişlerse sahip olduklarını koruma adına her türlü düşüklüğü gösterebilmekteler. Bu davranışları sergileyenlerin kadın ya da erkek olması arasında herhangi bir fark yok. Fakat özelikle kadınların bu ifsadın parçası olması, açılan şerli çığırı, daha geniş ve cüretkâr bir noktaya taşımaktadır.

En son Aile Bakanı Zehra Zümrüt Selçuk ve beraberindeki kadınların Anıtkabir ziyaretleri ve bu ziyareti bir övünç ve iftihara dönüştürme gayretleri, bu şerli çığırın zirvesi olarak görülebilir. Yine daha önce bakanlık yapmış Nihat Zeybekçi’nin İzmir Belediye Başkan Adayı ilan edilmesiyle birlikte içki ile alakalı yaptığı güzellemeler, bu güruhun dünyevi bir takım mevkileri elde etme adına ahiretlerini nasıl da arkalarına attıklarını ibretle izlememize vesile oldu. Şüphesiz bu örnekleri, siyasetin en tepesinden en altına kadar çoğaltmak mümkündür. Bu ifadeleri telaffuz edenler, gerçekten inandıkları düşüncelerini mi yoksa bir menfaatin neticesini mi yansıtıyor, bilmiyoruz. Lakin mesele nasıl olursa olsun, sonu ifsada, fitneye, fesada yol açan çirkin bir yol olduğu hakikatidir. Zira bu zevat bu durumun, laik Kemalistlerden rol çalmaya çalışan muhafazakâr siyasetçileri “muhafazakâr Kemalistlere” dönüştüren tehlikeli bir süreç olduğunun farkına dahi varamamaktadırlar.

Bu zevat; -sözde- çağdaş, uygar ve medeni görünme adına maalesef her türlü kılığa girmektedir. Ve bu ezikliği, tüm benliğinde hisseden muhafazakâr siyasetçilerin, hastalıklı ruh hallerine şifa yeri olarak Anıtkabir’i seçmeleri de sadece sefihlikle izah edilebilir. Düşünün, Anıtkabir’e çıkarma yapanların yani bu rezilliği sergileyenlerin başında, İslâm’ın sembolü olan başörtüsü takan kadınların olması, akıl sahibi her Müslümanı üzüp kahretmektedir.

İslâm’ı hayattan uzaklaştırıp yerine beşerin aklından neşet eden cumhuriyeti ihdas edenler, Müslümanların hangi problemlerine çözüm, hangi derdine deva, hangi hayrına vesile olmuş ki sizler, hem bu sisteme, hem de onu var eden zevata minnet ve şükranlarınızı sunuyorsunuz? Tüm felaketlerin, kan ve gözyaşının ve hatta bugün Müslüman beldelerin işgal sebebi, İslâm’ın hayattan uzaklaştırılması iken bu mezkûr zevatın yukarıda geçen tavır ve açıklamaları bir Müslümana yakışır mı hiç?

Bir darbeyle hâkimiyetini pekiştiren cumhuriyet, kurulduğu andan itibaren toplumun alfabesinden giyim kuşamına, yönetiminden hukukuna, inancından geleneğine kadar her alanda İslâm’la savaşı kendine ilke edinmiş iken, neticede kültürel dejenerasyona, zihinsel körelmeye sebep olduğu gibi Müslümanları; köklerinden, inancından ve değerlerinden koparmaya çalışmakla kalmamış, şan ve şerefle dolu geçmişine de düşman etmeye çalışmış…

Kıyamete kadar düşman olacak Hıristiyan Batı’ya, bizleri hayran etmeye çalışan zihniyetin öncüsüne, minnet duyulması oldukça şaşırtıcıdır. Müslümanların gözünün içine baka baka bu aymazlığı sergileyebilme cesareti nereden alınıyor olabilir? Belli ki bu cesaret, halkın her seferinde onları iktidar yapmasından alınıyor.  

Anlaşılan o ki CHP’lilerden daha fazla Atatürkçü olma, onun ilke ve inkılaplarına sahip çıkma, minnet duyup tazim etme, ön gördüğü yaşam biçimini yaşatma gayretleri, başta Cumhurbaşkanı ve tüm AK Parti cenahının siyaseti, anlayışı ve de âdeti haline geldi. Geçmişte Müslümanların telaffuz etmekten imtina ettiği laiklik, cumhuriyet ve demokrasi gibi kavramlar, siyasi iktidarın diliyle normalleşip yaygınlaştı. Bununla yetinmeyen iktidar, hızını alamamış olacak ki, Atatürk, Atatürkçülük ve ilkelerine yönelik methiyeler düzmek suretiyle, onlara destek veren Müslümanların pusulasını da adeta ters yüz etti. Aksi takdirde siyasi iktidarın; İslâm’ı, Müslümanları bu denli hafife alıcı söylem ve eylemlerde bulunması mümkün olmazdı. Onlar, bizim düşman olduğumuz zihniyet ve şahsiyetlere çok uzun yıllardır benzemiş. Lakin kendileriyle birlikte şimdi Müslüman evlatlarını düşmanlarımıza benzetmeye çalışmaktalar.

Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu:

مَنْ تَشَبَّهَ بِقَوْمٍ فَهُوَ مِنْهُمْ

“Kim bir kavme benzerse, o da onlardandır.” [Ebu Davud]

Dünyaya yön vermekten aciz olanlar, İslâm kültürüyle dünyayı okumaktan korkanlar, sözde modern daha doğrusu Batı kültürüyle ezilmişliklerini örtmeye çalışıyorlar. Yoksa inancına, değerlerine, geleneğine savaş açan şahsiyet ve zihniyetlerin arkasına sığınılarak hak, adalet ve çağdaşlıktan bahsedilmesi neyle izah edilebilir ki?

Bu ümmet, dün de bugün de neler çektiyse ve çekiyorsa, kendisinden görünüp düşmanlarıyla iş tutan liderler ve partilerden çekti.

Müslümanlar, Rablerinin belirlediği kırmızıçizgileri tekrardan hatırlayıp hiçbir demokratik lider ve partinin hatırına çiğnememeli ve çiğnetmemelidir. Birilerinin seçime endeksi yatırımları ve çıkarları, bizleri bu günahın destekleyicisi etmemeli. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın açtığı şerli yolları selefleri çok daha hızlı ve kararlı bir şekilde genişletmeye kararlı görünmekte.

Bu ümmetin ataları belki savaş meydanlarında düşmana yenildi fakat hiçbir zaman onlar gibi olmadı. Onların hadaratını kabul etmediği gibi buna karşı durarak canını vermekten çekinmedi. Fakat bugün Müslümanların başındaki yöneticiler o düşmanlara benzemek için her yolu denedikleri gibi çirkin bir çığırın da öncüsü olmak için canhıraş koşturmaktalar. Rasul SallAllahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu:

مَنْ سَنَّ في الإِسْلام سُنةً حَسنةً فَلَهُ أَجْرُهَا، وأَجْرُ منْ عَملَ بِهَا مِنْ بَعْدِهِ مِنْ غَيْرِ أَنْ ينْقُصَ مِنْ أُجُورهِمْ شَيءٌ ، ومَنْ سَنَّ في الإِسْلامِ سُنَّةً سيَّئةً كَانَ عَليه وِزْرها وَوِزرُ مَنْ عَمِلَ بِهَا مِنْ بعْده مِنْ غَيْرِ أَنْ يَنْقُصَ مِنْ أَوْزارهمْ شَيْءٌ » رواه مسلم .

“İslâm’da iyi bir çığır açan kimseye, bunun sevabı vardır. O çığırda yürüyenlerin sevabından da kendisine verilir. Fakat onların sevabından hiçbir şey eksilmez. Her kim de İslâm’da kötü bir çığır açarsa, o kişiye onun günahı vardır. O kötü çığırda yürüyenlerin günahından da ona pay ayırılır. Fakat onların günahından da hiçbir şey eksilmez.” [Müslim, Zekât 69. Nesâî, Zekât 64]

 

Yazarın Tüm Makaleleri İçin Tıklayınız