loader

‘Dostum Putin’

 

Cumhurbaşkanı Erdoğan zaman zaman bazı devlet başkanlarına “dostum” diye hitap ediyor. Bunların başında da Suriye’de binlerce Müslümanın kanına giren Rusya Devlet Başkanı Putin geliyor. Geçtiğimiz hafta Rus destekli Rejim güçlerinin topçu atışları neticesinde Türk askerlerinin öldürülmesiyle sosyal medyada “dostum Putin” hashtag’iyle bu duruma tepki gösterildi. Aslında herkes biliyor ki devletlerarası ilişkilerde dostluk ve düşmanlık çıkarlara göre belirlenir. Bu nedenle Rus uçağı düşürüldüğünde Putin, ağza alınmayacak hakaretler etmiş ve “sırtımızdan bıçaklandık” diyerek Türkiye’ye karşı birçok yaptırım uygulamıştı. Ancak daha sonra Rusya’ya verilen (Nükleer Santral, S-400, doğalgaz boru hattı ve Suriye’de verilen tavizler gibi) rüşvetlerle ilişkiler “düzelmiş”, sık sık yapılan telefon görüşmesi ve karşılıklı ziyaretlerle pembe bir tablo çizilmeye çalışılmıştı. Hatta Türk medyasında Rusya ve Putin için öyle güzellemeler yapıldı ki neredeyse Rusya hakkında bir eleştiri yapmak suç kabul edilir oldu. Dahası, Türk askerleri öldürüldüğünde bile Rusya’ya doğru dürüst bir tepki verilmedi. Nihayetinde Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, Rusya ile olan ekonomik ilişkileri hatırlatmasıyla tüm yandaş, candaş ve de Esed-sever taife hepsi rahat bir nefes aldı.

Suriye sahasında yaşanan karartma, ihanet ve kumpasın boyutu öyle büyük ki; kamuoyu katili maktul, maktulü de katil olarak biliyor. Bu nedenle katil Esed, Türk askerlerini öldürdüğünde bile Suriyeli muhacirlere tepki veren cahil bir kesim oldu.

Türkiye kamuoyu bugün İdlib’i konuşuyor. Sözüm ona uzmanlar derin analizler kasıyor. Vakıayı gerçeğinden saptırarak kamuoyunun algılarını yönetme çalışıyorlar. Suriye’de katledilen canlar zerrece umurlarında değil! Mülteci olmuş hayatlar, çamurun içerisinde, çadırlarda yaşayan Müslümanlar, onları hiç ilgilendirmiyor. Bombalardan kaçan halkı tehdit olarak görüyorlar. Uluslararası güçler Esed’in yedeği olmadığı için seri katili destekliyor. Bu bilindiği için de sözde gazeteciler de bu duruma teslim olarak “ne işimiz var Suriye’de?” diyorlar! Yarın katil Esed savaş suçlusu olarak yargılanacak olsa bu taife yine en önde günah çıkarır. Aynen dün Fetullahçılarla birlikte hareket edip bugün siyasi ayağı olduğunu kabul etmeyenler gibi.

Öncelikle Türkiye’nin İdlib’de gözlem noktaları oluşturması kendi güvenliği ile alakalı değil! Uluslararası bir misyon çerçevesinde oraya yerleşti. Cenevre’de çerçevesi çizilen plana yardımcı olması için Kırgızistan’ın Astana şehrinde bir masa daha kurdular. Kurulan masada muhalifleri temsilen Türkiye oturdu. Sözde ateşkes imzaladı ve muhalifler adına garantör oldu. Ama gerek Suriye halkına karşı, gerekse de muhalif silahlı gruplara karşı Rusya, İran ve rejimin bombardıman ve katliamları hiç durmadı. Türkiye ise bu durumu sadece “gözetledi”! Türkiye “ılımlı”, “radikal” diyerek grupları parçaladı. Grupların yönünü saptırdı. Astana’da Türkiye, gruplar adına tavizler verirken kimse bu durumu eleştirmedi. Aksine hep Astana’nın başarısından bahsedildi. Şimdi ise özellikle Soçi’de verilen sözün tutulması isteniyor. İdlib’in silahlı gruplardan arındırılması için Türkiye’ye baskı yapılıyor. Ancak 2,5 milyon sivil halkın ne olacağına karar verilmediği ve Suriye’de siyasi bir çözüm bulunmadan İdlib’den çekildikleri takdirde Türkiye ile rejim doğrudan karşı karşıya geleceği için süreç uzatılmak isteniyor. Nitekim Türkiye, İdlib’den sonra sıranın diğer bölgelere geleceğini biliyor. Ayrıca “Suriye Milli Ordusu” denilen Muhalifleri küstürme durumu da söz konusu. Türkiye’ye güvenerek birçok hayal kırıklığı yaşayan Muhalifler, hayal kırıklığının çok daha büyüğünü ilerde yaşayacaklar. Ama iş işten geçmiş olacak. Barış Pınarı Harekâtına karşı çıkan, tehditler savuran Amerika ise bu süreçte Türkiye’yi desteklemektedir. Çünkü Amerika, siyasi çözüm tam olarak sağlanmadan İdlib meselesinin halledilmesini istemiyor. Diğer taraftan bu destek karşılıksız da olmayacaktır.

Yaşanan gerginlik neticesinde Cumhurbaşkanı Erdoğan bugünkü grup toplantısında; “Bu süreçte gözlem noktalarındaki askerlerimize en küçük zarar gelmesi hâlinde bugünden itibaren İdlib ile Soçi muhtırası sınırları ile bağlı kalmadan Rejim güçlerini her yerde vuracağımızı buradan ilan ediyorum!” dedi.[1]

Yine Kremlin’den yapılan açıklamaya göre, Türk tarafının inisiyatifiyle gerçekleşen Erdoğan-Putin görüşmesinde; “17 Eylül 2018 tarihli Soçi Mutabakatı da dâhil olmak üzere mevcut Rus-Türk mutabakatlarının tamamen uygulanmasının önemli olduğunu vurgulayan liderler, bu amaç doğrultusunda ilgili kurumların ilave görüşmeler yapmasını kararlaştırdı” denildi.[2]

Soçi kararlarından en önemlileri şunlardı: Tampon bölge kurulması, Türk-Rus ortak devriyeler yürütülmesi, cephe hatlarının silahlardan arındırılması için hazırlık yapılması ve uluslararası otobanların yeniden trafiğe açılması. Bu, katil Rejim güçleri ve milisleri ile cani Rus uçaklarının, kurtarılmış bölgelere neden şiddetli hava saldırıları düzenlediğinin açıklamasıdır. İşte Türkiye bu anlaşmanın altına imza atmıştır. Bugün hâlâ Soçi Mutabakatının önemli olduğu vurgulanmaktadır. Oysa bu mutabakat, Suriye’yi katil rejime teslim etme mutabakatıdır.

Yani sonuç olarak ölen öldüğü ile kaldı. Buna göre Soçi Anlaşması devam ediyor. Yapılan bu açıklama Rusya ile tansiyonun düşeceği sinyalini vermektedir. Türkiye’nin altına imza attığı Soçi Anlaşmasına göre; “Her iki taraf Suriye’nin siyasi birliği ve toprak bütünlüğünün muhafazasına ve Türkiye’nin milli güvenliğinin korunmasına olan bağlılıklarını teyit ederler” denilmekteydi.[3] Yani Suriye egemenliğinin korunması, “terörle mücadele” bahanesiyle halkı silahlardan arındırdıktan sonra tüm bölgelerin katil Rejime devredilmesi anlamına geliyor. Türkiye bu bahane ile bölgeye silah ve asker takviyesi yaptı. Şimdi oradaki muhalifleri çıkarması daha kolay olacaktır. Hatta bu krizin böylesine tırmandırılmasının nedeni bu amaca hizmet etmesi için bile olmuş olabilir. Zira Türkiye uluslararası anlaşmalara ve misyonuna bağlı kalmaya devam ediyor.

Türkiye, akan kanın durdurulması ve sivillerin güvenliğinin sağlanması iddiası adı altında Şam halkının kanları ve fedakârlıkları pahasına kendisinin ve Amerika’nın çıkarlarını gerçekleştirmek için çırpınıyor. Eğer öyle olmasa 1 milyon kişinin katili ile alt düzeyde de olsa görüşmeler yapmaz, Esed’li geçişe razı olmaz, katil Rejime meşruiyet kazandıracak anlaşmalar yapmazdı.

Öyle görünüyor ki Putin, “dost” olmaya devam ediyor.

Putin “dost” ise “düşman” kim?

 

 

Yazarın Tüm Makaleleri İçin Tıklayınız