loader

Devlet Nedir?

“Şimdilerde belki de en fazla tartışmaya açmamız gereken konulardan biri ‘devlet’tir” desek, abartmış olmayız. Zira kimin kimi yönettiği; devletin mi tebaasına, tebaanın mı devletine maddi yardım ulaştırdığı konusunun çorba edildiği bir süreci yaşıyoruz. O vakit öncelikle İslâm hukuku ve siyasi düşüncesine göre “devlet nedir?” sorusuyla başlayalım.

Şüphesiz ki devlet, tebaasının hak ve hukukunu dâhili ve harici bütün unsurlarıyla korumakla yükümlü olan örgütsel bir yapıdır. Bu yapı ümmetten aldığı maddi-manevi destek ile her durumda fert fert herkesin yeme-içme, giyinme, barınma gibi uzvi ihtiyaçlarını karşılıksız bir şekilde temin ve tedarik etmek zorundadır. Halkının temel ihtiyaçlarını karşılamak İslâm Devleti’nin yaptığı bir lütuf değil, zorunluluktur. Devlet tebaasına bu anlamda müşteri gözüyle değil, evlat gözüyle bakmalıdır. Aksi takdirde devlet vasfını kaybeder ve ticarethaneye dönüşür. Yine İslâm’da devlet tebaası ile dayanışma içerisinde fetihler yapar, ganimetler kazanır ve adil bir paylaşım ile herkes hakkına düşeni alır. Allah Subhanehu ve Teâlâ tarafından insanlara doğal olarak verilmiş kaynakların (su, mera, ateş vb.) herkese ulaştırılmasını sağlar, Deli Dumrul gibi sahibi olmadığı bir şeyin parasını talep etmez. Açları doyurur, fakire kol kanat gerer, yetimi sahiplenir, mazlumun imdadına yetişir. Sel, deprem, salgın hastalık gibi olağanüstü durumlarda can ve mal kayıplarının oluşturduğu sıkıntılar konusunda halka can suyu olur; moral ve motivasyonun bozulmasına mahal vermez. Bu şekilde devlet, tebaasıyla birlikte birbirine yeten kolektif bir örgüt hâlini alır.

Kapitalizme öykünen günümüz II. ve III. sınıf devletlerin anlayışına göre; devlet, tebaanın hak ve hukukunu sahip olduğu maddi güce endeksli olarak koruyup gözeten oligarşik bir yapıdır. Sözgelimi çok iyi avukatlar tutabilecek, güçlü deliller bulabilecek maddi gücü olan oligarklar genelde aklanıp paklanırlar. Bu yapıda fert fert herkesin uzvi ihtiyacı karşılanmaz, karşılanması geri ödemeli borç gibidir. Bunun için herkese belirli oranlarda faizli bireysel krediler sağlanır. Zor ve meşakkatli zamanlarda devlet tebaadan “geçici vergi” adı altında gelir elde eder. Bu konuda halkın moral ve motivasyonunun ölçüsü, devletine vereceği bu vergiler ile doğru orantılıdır. Yine halkın kullanımı için yapılan ve bin türlü minnet duygusuyla reklam edilen otoyollar, köprüler yine halkın sırtındaki kambur gibi ödemesi bitmeyen vergi dilimleri içindeki yerini alır. Deprem vergisi, köprü ve otoyol ücretleri, doğal afet ve özel tüketim vergileri bu cinsten devletin gelir kalemleridir. Başta “kapitalizme öykünen devletler” diye ifade etmemin nedeni, bu devletlerin böylesi bir bakış açısından çıkamadıklarından dolayıdır. Zira gerçek kapitalist devletlerde ideolojinin eleştirilmesi önündeki engeller tek tek kaldırılırken, öykünen devletlerde her yer gediklerle doludur.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın başlattığı “Biz bize yeteriz Türkiye’m” kampanyasını duymuş veya izlemişsinizdir. Koronavirüs salgınıyla ilgili olarak #evdekal’dığı veya işinden olduğu için geçim sıkıntısı yaşayanlara yardım amacıyla devlet bankalarına gönderilmek üzere IBAN numaraları paylaşıldı. Halk devletine yardım edecek, devlet de bu yardımları halkına pay edecek. Yani devlet “aracı kurum” gibi çalışacak. “Devlet” mefhumunun yeniden tartışmaya açılması gereği işte tam da burada ortaya çıkıyor. Bu kampanya kapsamında bakanlar, bürokratlar ve Cumhurbaşkanının kendisi maaşlarını belli bir süre bu kampanyaya bağışladılar. Peki, 7 aylık maaşını bağışlayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, bunca zaman ne yiyip içecek, nasıl geçinecek? Ya da 5 aylık maaşını bağışlayan bakanlar bunca ay çoluk çocuğuna nasıl ekmek götürecek? Yoksa bizim bilmediğimiz başkaca gelir veya ödenekleri mi var? Mesela, İslâm Devleti söz konusu olduğunda halifenin bu kadar süre maaşını bağışlaması mümkün değildir. O takdirde kendi geçimini sağlayamaz. “Üzerindeki elbisenin hesabını vermedikçe seni dinlemiyor ve sana itaat da etmiyoruz. Çünkü ganimetten bize düşenle bir elbise yapmak imkânsızdı. Sen nasıl oluyor da elbise olabilecek kadar kumaş alabiliyorsun” diye muhasebe edilen Hz. Ömer nasıl olur da 7 aylık maaşını hibe eder? Zor zamanlarında zengin iş adamlarını, müteahhitleri ve holding patronlarını ipten alan, vergilerini öteleyen ya da sıfırlayan; halkının ödediğini sermaye sahiplerine peşkeş çeken; yolların, köprülerin ödenek sıkıntısını “geçen de ödeyecek, geçmeyen de” diyerek halkının sırtına yükleyen yöneticiler, anlaşılan yine gözlerini evinden çıkamayan halkına dikmiş.

Sahi, devlet nedir? Ticari bir teşekkül mü, holding mi, aracı kurum mu, noter mi, yardım kuruluşu mu, ağlama duvarı mı? Bundan 5 yıl önce Cumhurbaşkanı Erdoğan “devlet”i bir “anonim şirket” gibi yönetmek istediğini söylemişti.[i]

Fakat bu şirketin %51 hissesini elinde tutan hükümet bir şekilde hep kazanıyor. %49’unun sahibi olan halk ise bu şirketin batmaması için elinde avucunda ne varsa veriyor, bağışlıyor.

Neyse konumuza içinde bulunduğumuz durumu ifade eden bir masalla son verelim:

“Bir gün, aslan, kurt ve tilki arkadaş olmuşlar, ortak akıl ile avlanmaya karar vermişler. Günün sonunda, bir öküz, bir keçi ve bir de tavşan avlayan kafadarlar avlarını bir mağaraya getirmişler. Aslan, kurda dönerek ‘Hadi bakalım!’ demiş. ‘Şu hayvanları paylaştır da karnımızı doyuralım.’ Kurt ezile büzüle, ‘Ey büyük sultanım’ demiş. ‘Şu öküzü siz buyurun, keçi benim, tavşan da tilki kardeşin olsun.’

Aslan birden çok kükremiş ve ‘Bre küstah!’ demiş. ‘Sen kim oluyorsun? Bu nasıl adalet?’ Sonra da bir pençe darbesiyle kurdu yere sermiş. Bu kez tilkiye dönüp ‘Öyle aval aval bakma da paylaştır şu avları bakalım!’

Tilki, ‘Pay etmek haddim değil ama madem emir buyurdunuz söyleyeyim. Tavşan sabah kahvaltınız, öküz öğle yemeğiniz olur. Keçiyi de akşam yersiniz.’

Aslan bu paylaştırmadan çok hoşlanmış ve tilkiye, bu kadar adil bir paylaştırmayı nereden öğrendiğini sormuş. Tilki de, ‘Yüce efendim! Şu haddini bilmez kurdun halinden öğrendim.’ demiş.”

Yazarın Tüm Makaleleri İçin Tıklayınız