loader

Demokratik Narsistler

 

Modern zamanda yaşanılan travma ve savrulmaları algılamak/anlamlandırabilmek o kadar kolay olmuyor. Var olan münkeratın, gayri İslâmi yaşam tarzının/sistemin ortadan kaldırılması gerekirken tam tersine onunla bütünleşildiğini görüyoruz. Seküler statüko ile mücadele edilmesi gerekirken onun bir parçası olunmaya çalışılıyor. Bu ahval Müslümanlar açısından normal değil patolojik bir durum. Bu patolojinin tespiti için çekilen fikir sancısı neticesinde bunun; “Demokratik Narsisizm” olabileceği kanaati hâsıl oldu. Demokratik narsisizmi, demokratik narsist liderler ile onların tahakkümüne/yönetimine maruz kalanlar açısından farklı bir zaviyeden -siyasi bağlamda- ele alacağım.

Narsisizm (özseverlik), kişinin kendi bedensel ve zihinsel benliğine karşı duyduğu yüksek hayranlık ve bağlılık olarak tanımlanan bir psikolojik kişilik bozukluğu. İsmini Yunan mitolojisindeki Narcissus’tan alır. Mitolojik anlatılara göre suda kendi yansımasını gören Narcissus, güzelliğine âşık olmuştu ve sudaki yansımasına ulaşmaya çalışırken boğularak öldü.

Bu kişilik bozukluğu -narsisizm- son yüzyılda kavramsallaştırılsa da psikologlar tarafından tarihsel şahsiyetlerde de görüldüğü hakkında analizler yapılmıştır. Şöyle ki; narsisizmin çok özel bir türü de, Roma sezarları, Mısır firavunları, diktatörler gibi çok güçlü kişilerde bulunan türüdür. Bu insanlar adeta nefes alıp yürüyen yeryüzü “tanrıları” gibidirler kendi gözlerinde. Yaşam ya da ölüm gibi önemli doğa olaylarına bile bir tek cümleyle karar verebilmekteydiler. En büyük korkuları güçlerini kaybetmeleri, ölüm, etraflarındaki herkesin kendilerine düşman olmasıydı. Güçlerinin ve şehvetlerinin bir sınırı yokmuş gibi davranmaya çalışırlar; sayısız insan öldürüp sayısız şatolar kurarlardı. Varlıklarının kendilerinin de çözemediği sorununu insan değilmiş gibi çözmeye çalışsalar da aslında durumları düpedüz deliliktir. Dış dünya “ben” olmadığı için, narsist kişi dış dünyayı anlayamaz/algılayamaz ve bu durum kişide korku yaratır. Diktatör gitgide daha yıkıcı, daha yalnız ve korkak olur.

Prof. Dr. Nevzat Tarhan ise şöyle bir değerlendirmede bulunur: “Narsisizm o nedenle yönetici hastalığıdır. Yöneticilerde çok rastlanır. Yönetici eleştiriye kapalıysa sorun kendi içerisinde büyür büyür, sonunda hatalı kararlar verilir. En büyük hatalar narsistik etkilerle verilmiş kararlarda ortaya çıkıyor çünkü narsistik körlük oluşuyor. Narsistik kişinin en büyük organı egosudur. Narsistik körlükte aynı şekilde kişi sevdiklerini kırar. Bu kırıcılık nedeniyle bir müddet sonra bu kişiler yalnız kalırlar. O nedenle narsisizmin en büyük sonucu yalnızlıktır. Güç ellerindeyken yanlarında sahte dostlar vardır, yalnız değillerdir. Ama güçlerini kaybettikleri zaman etrafındaki dostları azalır.”

Gerekli malumatlar ve tarihsel süreçten günümüz demokratik dünyasına gelip bir değerlendirme yapacak olursak şunları söyleyebiliriz:

Narsisizm kişinin kendi gerçekliğinden, kimliğinden uzaklaşmasıdır aynı zamanda. Narsisizm demokrasi ile birleştiğinde ortaya çıkan ise kimliksizleşmedir. Kendisine büyüklük/yücelik sağlayacak her ne ise yaşadığı zeminde/sistemde konjonktürün öngördüğü kıvamı yakalamaya çalışır. Kendi benliğini tatmin edecek mevkii elde etmek için bu kaçınılmazdır. Kendini görmek istediği yeri elde edene kadar değerlerini, kimliğini kurban ede ede emin adımlarla yürür. İstediği yere geldiğinde kimliksizleşmiştir ama elde ettiği güç ile yeni bir kimlik, benlik var eder. O da herkesin ona boyun eğeceği, her şeyi kontrol edebileceği “tanrısal” bir güce sahip olan benlik oluşturmaya çalışır. Kendini görmek istediği yer ve elde etmek istediği şeyler için tüm değerlerini statükonun ilahlarına kurban eder. Feda etmekten çekinebileceği hiçbir şey kalmadığında çevresindeki kişileri hatta en yakınlarını bile harcamaktan imtina etmez. Amaçları doğrultusunda başkalarını kullanır, işi bittiğinde ise onları kullanılmış bir mendil gibi köşeye atar.

Demokratik narsistler, her ne kadar kendilerini “fakir” olarak niteleseler de gerçekte zenginliğin nirvanasını yaşayıp hayatın gerçekliğinden koparak fakirliğin, yoksulluğun bir sorun olmaktan çıktığını dile getirmekten çekinmezler. Demokratik narsistlerin yoğun algı manipülasyonuna maruz kalan halk ise onların lüks ve şatafatlı yaşamlarına bakıp -kendi fakirlik ve ezilmişliğini görmezden gelerek- büyük bir kalkınmışlık içinde bulunduklarına, diğer devletlerin kendilerini kıskandığına inanırlar ve hatta büyük bir ekonomik uçuşta oldukları zehabına bile kapılabilirler.

Demokratik narsistlere göre kendileri gibi yönetimleri/iktidarları da kusursuzdur. Kendilerine ve iktidarlarına yönelik yapılan her bir eleştiri, nasihat ihanetle eşdeğerdir. Kendilerini çekemeyenler; “vatan haini”, “terörist” veya o günkü siyasi atmosferde revaçta olan neyse “ergenekoncu”, “fetöcü”, “dış güçler” vs.dir.

Demokratik narsistlere göre kendilerini tasvip eden destekleyen şeytan dahi olsa onların nezdinde melektir. Kendilerine karşı olan/kendisinden olmayanlar ise melek olsa dahi şeytandır; ötekidir, yok edilmesi gereken düşman unsurudur.

Demokratik narsistlere göre İslâm, tarihsel sürecin derinliklerinde kalmıştır. Demokratik laik düzen gereği diğer dinler gibi eşit düzlemde ele alınıp kurulu düzene müdahale etmemesi gerekir. Fakat kendisine bir fayda sağlayacaksa olabildiğince istismar edilmesinde hiçbir beis yoktur. Kendi benliklerini yüceltip okşayacak düzeyde ele alınabilir. Diziler yoluyla duygusal yoğunluklar oluşturmak için İslâm/Osmanlı/Hilâfet kullanılabilir. Fakat bunu bugünkü hayatta gerçekleştirmek isteyenlere aman verilmeyecektir. Çünkü kendi benliklerine/iktidarlarına hizmet eden tiyatral gösteriler gerçekliğe dönüşünce iktidarları alaşağı olacaktır.

Demokratik narsistlere göre kendi fikirlerinden daha üstün bir fikir yoktur. Bu üstünlük tabii ki aklı iknası, kalbi itminanı ve fıtrata uygunluğu ile değildir; kendi dayatmasıdır. Diğer fikirlerin ise demokrasiye uygunluğu mesabesinde kabul edilebilirliği vardır aksi hâlde yok edilmesi ve savaşılması gereken düşman unsurlarıdır. Demokratik fikirlerden yoksun olan ülkeler, halklar ise demokratik narsistlerin “demokrasi ihracı” ile ehlileştirilmesi gereken antidemokratik unsurlardır. Demokrasiyi kabul etmeyen kitleler, partiler ve bireyler ise hiçbir şiddet, cebir ve zorlamaya başvurmasalar dahi sırf demokrasiye karşı olduklarından ötürü teröristtirler.

Demokratik narsistlerin tahakküm sürdürdüğü ve etkisi altına aldığı/aldırdığı toplum da sağlıklı düşünme yetisini kaybetmiştir. Halk, kıldığı namazı dahi onlara borçludurlar. Onlar olmazsa İslâm’ı anlatamayacak, nemalandıkları lütufları kaybedeceklerdir. Elde ettikleri her kazanım onların varlığı ile kaimdir. Onların yokluğu ile zail olacaktır. Onların varlığı ile her şeye kavuşmuşlardır.

Demokratik narsistlerin etkisi altında kalan halka göre onlar ne yaparsa doğru yaparlar, ne söylerse doğru söylerler. Aynı sözü noktası virgülüne kadar muhalif söylerse yanlış, kendi liderleri söylerse doğrudur. Kendi liderlerinin kâfirleri dost edinmesi bir “zorunluluk” iken karşı cenahınki ise bir “ihanet” ve emperyalizm seviciliğidir.

Günümüzde Batı dünyasına karşı aşağılık kompleksine düşenlerin bu aşağılanmalarını/ezikliklerini aşma yöntemlerinden biri de demokratik narsist liderlerinin himayesinde onların yüceliği ile caka satmalarıdır. Oportünist mülahazalar/emeller için kendi lider kültünü her fırsatta dayatmaları neticesinde düşünebilme melekesini yitirenler, ilahi güçleri/Allah’ın sıfatlarını artık kendi seçilmiş/seçtirilmiş liderlerine -hâşâ- atfederek narsist duygularını/benliklerini beslemektedirler. Hâlbuki demokratik narsistler kendileri özgürleşirken halk olabildiğince köleleşir. Kendileri zenginleşirken halk olabildiğince fakirleşir.

Demokratik narsistlerin görüşleri, yaptıkları gerçeklerle ve yürürlükteki hukukla bağdaşmasa bile daima haklıdırlar. Onların her yaptığı doğrudur. Onlar, hukuk düzenine uymazlar; hukuk, onlara uymak zorundadır. Kurallar öteki insanlar içindir ve kendilerine uygulanmamalıdır. Onların nefislerine hoş gelen kararlar makbul aksi ise merduttur.

Demokratik narsistler, en önde, en gözde ve tek olmak isterler. Kendilerini başkalarının yerine koyamaz ve başkalarını anlayamazlar. Sanki her şey sadece kendileri için vardır ve ne olursa olsun her şeyin kendi amaçlarına hizmet etmesi gerekir. Başkalarının fikir ve hareketleri kendi amaçlarına hizmet ediyorsa vardır aksi hâlde bu fikir ve hareketler tahammül edilemez düşüncelerdir. Gerçekle bağdaşmayan, başkalarının zararına olup sadece kendi çıkarlarına uygun, kendi plan ve hedeflerine hitap eden maddi ve manevi kazanç sağlayabilecek plan ve hedeflerine ulaşamadıklarında öfkelerine hâkim olamaz, saldırganlaşırlar. En büyük korkuları; güçlerini kaybetmeleridir.

Diğer insanların kendilerine hayran olmasını ister ve hayran oldukları sanrısına kapılırlar. Demokratik narsizmden mustarip bireyler, kendilerine yönelik ifade edilen olumsuz duygulara, eleştirilere aşırı duyarlı tavırlar (aşırı öfke, saldırganlık vb.) sergilerler. Kimse demokratik narsistleri eleştiremez. Eleştirilmesi gerekiyorsa da bunu kendisinden başkası yapmamalıdır. Gerekirse kendileri çıkıp kendilerini eleştirirler.

Büyüklük hezeyanına kapılan demokratik narsistlerlere göre yapılan her güzel işte kendisine atıf yapılmalıdır. Onların “yüce” şahsiyetleri sayesinde gerçekleşmiştir(!) çünkü bunlar. Maiyetindekiler olabildiğince övmelidirler zira sadakat ve liyakatleri “pohpohlama” derecelerine göre belirlenir.

Narsist olan Roma İmparatoru Neron ölürken “Dünya, büyük sanatkârını kaybediyor!” demişti. Günümüz demokratik narsistlere göre ise onlardan önce böyle bir lider gelmemiştir, kendilerinden sonra da gelmeyecektir.

Bu mülahazalardan sonra son olarak şunu diyebilirim ki: gerçek yetkinliğe, yükselmeye ancak ve ancak Allah’a yönelmek, O’nu tanımak, buyruğuna ve rızasına göre yaşamak, ilâhî ahlak ile bezenmekle ulaşılabilir. Bunun dışındaki bütün benlik ve yetkinlik iddiaları tam tersine gerçekte bir sefalettir, dalalettir. Firavun “Ben sizin en yüce rabbinizim” [Naziât Suresi 24] deyip karanlık sularda, Narcissus da sudaki yansımasına ulaşmaya çalışırken boğulmuştu. Allah’ın hükümlerine boy eğmeyen, vahye teslim olmayıp nefislerini ilah edinen demokratik narsistlerin de sonu farklı olmayacaktır. Hem dünyada hem de ahirette yüce Allah’ın azabına duçar olmaktan kurtulamayacaklardır!

___

#DemokrasiYalanÇözümİslam

Yazarın Tüm Makaleleri İçin Tıklayınız